TÜRK AMERİKALILAR’DAN BÜYÜK BAŞARI PDF Yazdır e-Posta

 

  
Son yıllarda hayli aktif bir sivil toplum çalışması yürüten ABD’deki Türkler büyük bir başarıya daha imza attılar. Pek çok defa eyalet meclislerinde sözde soykırım yasa tasarılarını bloke eden ve lobi faaliyetlerinden sonuç almaya başlayan Türkler bu kez de dini bir konuda önemli bir sonuç aldı.

Staten Island’ta, New York Kent Konseyi oylaması üzerinde ağırlğını hissettiren ve yumuşak güç yöntemiyle iki önemli Müslüman bayramının kamu okullarında da tatil sayılmasını başaran ABD’li Türkler büyük takdir topladı.

Bundan böyle New York bölgesindeki kamu okullarında, Müslümanlara has olan Ramazan ve Kurban Bayramı resmi tatil takviminde değerlendirilecek.

Devamını oku...
 
Dünyayı şaşırtan Osmanlı robotu PDF Yazdır e-Posta

 

Sultan 2. Abdülhamid’in Japonya’ya 1889 yılında robot hediye ettiği ortaya çıktı.

İnsan şeklinde tasarlanan ve ismi ‘Alamet’ olan robotun özelliği ise sema edip yarım metre yürüyebilmesi ve her saat başı ezan okuyabilmesi...

Osmanlı’nın son dönemine damgasını vuran Sultan 2. Abdülhamid Han’ın, günümüzde teknolojiye öncülük eden Japonya’ya 1889'da robot hediye ettiği anlaşıldı. İnsan şeklinde tasarlanan ve ismi ‘Alamet’ olan robotun özelliğinde ise yok yok. Araştırmacı-Yazar Oktan Keleş’in arşivinde yer alan Alamet’in orijinal fotoğrafları Yıldız Sarayı yangınında zarar görmüş. Ancak fotoğrafın kalan parçaları bile 120 yıl sonra ilk kez gündeme gelen bu ilginç olayı anlatmaya yetecek cinsten.



GONG YERİNE EZAN SESİ

Sultan Abdülhamid’in çağdaşı olan Japon İmparatoru Meji’nin yeğeni Prens Komatsu’nun, gemiyle İstanbul’a gelişi ve Sultan’a çeşitli hediyeler getirmesiyle başlıyor bu ilginç tarihi olay. Sarayda ağırlanan prensin ardından 1889’da İstanbul’a özel elçiler gönderen Japon İmparatoru, Sultan Abdülhamid’e Japonya'nın en büyük alameti olan, Büyük Krizantem Nişanı’nın da içinde bulunduğu çeşitli hediyelerle beraber bir mektup yollar. Japon İmparatoru mektubunda Abdülhamid Han'dan, İslâm dini, ilim ve teknolojik gelişmeler, vakıflar, hayır kurumları gibi konularda Japonca veya Fransızca bilgiler gönderilmesini rica eder.

Abdülhamid Han, saat mekaniğini çok iyi bilen ve aynı zamanda Yeni Kapı Mevlihânesi saat sanatkârı Musa Dede'den daha önce hiç yapılmamış, eşi benzeri olmayan, teknolojik bir saat yapmasını ister. Derviş Dede bir fikir ortaya atar ve "Bu saat Semâzen şeklinde olsun. Her saat başı kollarını açıp semâ etsin ve gong çalsın" der. Sultan Abdülhamid Han projeyi inceledikten sonra, gong yerine robotun her saat başı ezan okumasını ister. Oktan Keleş, robotun yapımından kısa bir süre önce icat edilen gramafon sayesinde ses kaydı alınabildiğini söyledi.




ALAMET ARADA KAYNADI


Ertuğrul Firkateyni’yle Japonya’ya gönderilen Alamet’in şimdiye kadar duyulmamasının belgelerdeki eşanlamlı ifadelerden kaynaklandığını belirten Keleş, “Tarihi kayıtlarda ‘Osmanlı nişanları, hediyelerle beraber Japon İmparatoru'na takdim edilmiştir" şeklinde geçiyor. Osmanlıca nişan kelimesiyle ve robotun ismi olan ‘Alametí kelimesinin eş anlamı olduğu için robot olan Alamet adeta araya kaynamış" diyor.

Sultan Abdülhamid Han asrın teknoloji harikası bu eseri, Ertuğrul Firkateyni vasıtasıyla yazılmış özel bir mektup, hediyeler ve nişanlar ile beraber Japon İmparatoru'na göndermişti. Firkateyn dönüş yolunda 450 mürettebatıyla birlikte batmıştı.


120 YIL ÖNCEKİ BULUŞ


Keleş yapılan robotun özelliklerini şu şekilde sıraladı: “Semâzen şeklinde, normal bir insan boyuna yakın, saatli bir robot. Kaideye oturtulmuş gövdesi; saat başı semâ ediyor, bu esnada kollarını açıyor, gümüş levhalardan yapılmış etekleri açılıyor ve aynı anda ezan okuyor. Tüm bunları yaparken yarım metre yürüyor, hem dönüyor ve ezan bitince de tekrar yarım metre geri giderek yerine dönüyor; kollarını ve eteklerini indiriyor. Robotun tamamı gümüş ve altın kaplamadan yapılmıştı. Robotun arka kısmında kurma yeri mevcuttu ve yedi günde bir kuruluyordu."


 

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/72272-dunyayi-sasirtan-osmanli-robotu-haberi.aspx

 
BM'den TOKİ'nin Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi'ne ödül PDF Yazdır e-Posta

 

 

Toplu Konut İdaresi'nin (TOKİ) Ankara Büyükşehir Belediyesi ile birlikte gerçekleştirdiği ''Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi'', Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Yerleşimleri Programı (HABİTAT) tarafından, 2009 yılının en iyi uygulamalarından biri seçildi.

TOKİ'den yapılan açıklamaya göre, HABİTAT İş Ödülü Seçim Komitesi, Çin'in başkenti Pekin'de, 25-26 Mayıs'ta yaptığı toplantılarda, BM-HABITAT İş Ödüllerini belirledi. TOKİ ile Ankara Büyükşehir Belediyesi ortaklığında oluşturulan Toplu Konut-Büyükşehir Belediyesi İnşaat Emlak Mimarlık ve Proje A.Ş (TOBAŞ) tarafından gerçekleştirilen ''Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi'', 2009 yılının 26 ''En İyi Uygulaması''ndan biri seçildi.

Açıklamaya göre, 26 uygulamanın 5 tanesinin de ''kazanan (winner)'' sıfatıyla ödüllendirildiği En İyi Uygulamalar kategorisinde yer alan projeler, özellikle ilgili şehir ve topluluklarda mevcut hayat kalitesinin geliştirilmesi yönünde yapılan sıra dışı katkılar anlamında öne çıkıyor.

TOKİ'nin Erzincan Çarşı Mahallesi Şehir Yenileme - Gecekondu Dönüşüm Projesi, geçen yıl Ekim ayında Dubai'de toplanan HABİTAT Teknik İstişare Komitesi tarafından ''İyi Uygulama'' olarak seçilmişti. Komite, toplam 436 uygulamayı değerlendirmiş, 103 tanesini ''En İyi Uygulama'', 288;ini ''İyi Uygulama'', 47;sini ''Ümit Vadeden Uygulama'' olarak nitelendirmişti.

TOKİ, 2007 yılında da Barcelona Meeting Point Organizasyonu tarafından, ''En İyi Uluslararası Gayrimenkul Projesi'' alanında ödüle layık görülmüştü.

 
Manhattan’da 100 bin tüccarı Türk kadın başkan yönetiyor PDF Yazdır e-Posta

ABD’de 100 bin üyesi olan Manhattan Ticaret Odası’nın Başkanı sanatçı Asım Can Gündüz’ün ablası Ally Gündüz çıktı. Ticarette yetersiz kalan aksansız Türkçesini çay partilerinde kullandığını belirten Ally Gündüz, ’biz’ diye başlayan cümlelerinde hep Türkiye’yi kastediyor. “Ben Osmanlı çocuğuyum. Türkiye’yi politik gücüyle değil, ticari dehasıyla tanıtıyorum” diyor.

AMERİKA’da 100 bine yakın şirketi temsil eden Manhattan Ticaret Odası’nın başındaki kişi, sanatçı Asım Can Gündüz’ün ablası Ally Ayşe Gündüz çıktı. Anne ve babasının Türk olduğunu kendisinin de New York’da doğup büyüdüğünü dile getiren Gündüz, aksansız Türkçe’siyle dikkat çekiyor. Ticaret konuşurken yetersiz kalan Türkçesini sadece çay partilerinde kullanabildiğini dile getiren Gündüz, ’biz’ diye başladığı cümlelerde hep ’Türkiye’yi kastediyor. “Ben Osmanlı çocuğuyum, Türkiye’nin ticaret dehasını tanıtacağım” diyor

Sibirya’ya giderim

Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği’nin (GYODER) Restate İstanbul toplantıları için Türkiye’ye gelen Gündüz, ne zaman kriz olsa dışarı çıkıp iş bulmak gerektiğini ifade ederek Manhattan Ticaret Odası’nın başkanlığına kadar yükselen kariyerinin Şifresini, “Fırsat oradaysa Sibirya’ya bile giderim” diyerek veriyor. Manhattan Ticaret Odası’ndan önce New York’ta İsveç Ticaret Ateşesi olarak çalıştığını ifade eden Gündüz, “Ardından Manhattan Ticaret Odası’nda Global Ticaret departmanının başına geçtim. Bu göreve geleli ise bir yıla yakın süre oldu” dedi.

Devamını oku...
 
Türkiye'de Uçak Üretimi - 2 PDF Yazdır e-Posta


Airbus productionAdı sonradan THK’ye dönen Tayyare Cemiyeti’nin iyi niyetle kurulduğundan kimsenin şüphesi olamaz, ancak bu kurum sağlanan büyük imkanlara rağmen havacılığımıza ivme katamaz. Milletin ekmek derdiyle uğraştığı yıllarda planörcülük, paraşütçülük gibi ekstrem sporlara merak salan birkaç gence eğlence imkanı sağlar o kadar. Aslında un, yağ, şeker ne aranırsa vardır. 1928 yılında açılan Tayyare Makinist Mektebi’nin imkanları öyle geniştir ki Eskişehir’de mükemmel bir atölye kurar, Fransa ve Almanya’ya talebe yollarlar. Ankara-Akköprü’de açılan tesis ise “bir sezon” (1938-1939) verimli çalışır, sonra “salla başını al maaşını” moduna girer, sadece görüntü yapar. Havayolları Devlet İşletme İdaresi (HDİİ) işe başladığında Ankara-Eskişehir arasında çalışan 5 küçük uçağa sahiptir ve toplam koltuk kapasitesi 30’a bile varmaz. Tayyare bu, araya tabure atarak yolcu adeti arttırılmaz ki, filoyu zenginleştirmek paraya bakar.

O zamanların gözde kuruluşu THK, tayyare piyangosundan hatırı sayılır dünyalık toplar. Ancak totocu ganyancı mantığı ile gelen paranın beti bereketi olmaz, ulaşıma hayırları dokunmaz. Çuvalla para kaldıran kurum kendini bir şeyler yapmaya mecbur hissedince tutar, Ankara Gazi Orman Çiftliği’nde bir Uçak Motoru Fabrikası kurar. Ancak tesis kapasitesinin altında çalışır ve gün gelir musluk, kuyu tulumbası gibi kel alaka işler yapmaya başlar.

Devamını oku...
 
Türkiye'de İlk Uçak Üretimi - 1 PDF Yazdır e-Posta


"Malum İsmet İnönü hırslı bir liderdir, karşısına çıkana hiç acımaz. Nuri Beyin yükselişinden de rahatsız olur ve gardını almaya bakar. Çünkü o günlerde siyaset sahnesi inişlere çıkışlara gebedir, sürpriz isimler büyük patlamalar yapabilirler ki Paşa buna katlanamaz. Nitekim CHP’li bürokratlar işareti alır, önce Yeşilköy’ü istimlak eder, ardından Gök Okulunu kapatırlar. Yurt dışı talepleri hâlâ vardır ama ihracatı zorlaştırır, müşterileri bıktırırlar..."


Gök Mektebi Öğrencileri ve Nuri DEMİRAĞ“30 sene erken gelmişim kızım; 30 sene sonra gelseydim, bütün projelerimi yerine getirebilirdim...” N.D.

Mühürdarzadeler’in Nuri’si 1886’da Divriği’de doğan bir vatan evladıdır. Yüreği memleket aşkıyla yanar. Düşünün daha Maliye Mektebi’nde okurken tahsilini yarıda bırakıp gelir, Divriği’nin yalınayaklı çocuklarına muallimlik yapar. Ziraat Bankası, Maliye Nezareti derken memurlukta yükselmeye başlar. Gelgelelim amirlerine yaranamaz. Dokuzuncu köyden de kovulur ama doğrudan cayamaz. Gün gelir memuriyetten sıkılır ve istifasını sunar.

Nuri Bey Mütareke yıllarında ticarete atılır ve ürettiği “Türk Zaferi” adlı sigara kağıdıyla büyük bir servet yapar. Ancak sigara kağıdı ticareti “İnhisarlar İdaresi”nin tekeline alınınca (1925) kardeşi Mühendis Abdurrahman ile birlikte taahhüt işlerine soyunurlar. Karabük Demir Çelik, İzmit Selüloz, Sivas Çimento ve Bursa Merinos gibi dev tesisleri kurar, yüklendikleri işlerden yüzlerinin akıyla çıkarlar. Ardından demiryolu ihaleleri alır mesela Sivas-Erzurum hattını (sadece bir yılda) tamamlar, ardından Afyon - Dinar, Fevzipaşa - Diyarbakır, Irmak - Filyos hatlarını (tamamı 1250 km) hizmete sunarlar. İşte bu yüzden Soyadı Kanunu çıkınca ona “Demirağ”ı uygun bulurlar. İstanbul Hali, Eceabad-Havza yolu gibi sayısız işe imza atan ikili, memleketi 50 çeşme ile donatıp (su getirmek için dağları yararlar) dua alırlar.

Devamını oku...
 
NURİ DEMİRAĞ HAKKINDA MEHMET KUM'UN ANLATTIKLARI PDF Yazdır e-Posta


Türkiye'nin ilk uçağının uçuş görüntüsü ve Mehmet KUM'un, Nuri DEMİRAĞ hakkındaki kısa yorumu (video süresi 2dk 37sn)



1943 yılında kurulan İTÜ Uçak Mühendisliği'nin ilk mezunlarından, Gök Mektebi eğitmenlerinden Mehmet KUM'un, Nuri DEMİRAĞ Hakkındaki, Anıları ve Düşünceleri (video süresi 47dk)


 
TÜRK BAŞLANGIÇ VE TEMEL EĞİTİM UÇAĞI "HÜRKUŞ"UN TASARIMI ONAYLANDI PDF Yazdır e-Posta

 

Şirketimiz (TAI) tarafından geliştirilmekte olan Türk Başlangıç ve Temel Eğitim Uçağı (HÜRKUŞ) Programı’nın “Kritik Tasarım Değerlendirme Toplantısı” 31 Mart – 2 Nisan 2009 tarihleri arasında tesislerimizde yapılmıştır.

HÜRKUŞ-A ve B adıyla iki farklı pilot kabini konfigürasyonunda toplam dört adet prototipin imalini kapsayan sözleşmeye uygun olarak, SSM ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) temsilcileri “Kritik Tasarım Değerlendirme Toplantısı” boyunca projenin geldiği aşamayı değerlendirmişler, TUSAŞ tarafından yapılan tasarımı ve üretim sürecine devam edilmesi kararını onaylamışlardır.

Bu onay, 2 Nisan 2009 Perşembe günü saat tesislerimizde düzenlenen basın toplantısı sırasında Milli Savunma Bakanı Sn. Vecdi Gönül tarafından açıklanmıştır.

Sn. Gönül: “Cumhuriyetimizin ilk uçak tasarımcısı ve pilot Vecihi Hürkuş’un anısına “Hürkuş” adını verdiğimiz uçağımızın tasarım çalışmaları bugün itibarı ile olgunlaşmış bulunmaktadır. Sevinerek ifade etmek istiyorum ki, yapılan değerlendirmeler sonucu tasarımın yeterince olgunlaştığı ve üretim sürecine devam etmesi kararı devletimizin temsilcileri tarafından alınmıştır” demiştir.

Devamını oku...
 
Yaylada çalıp Paris’te şöhret oldular PDF Yazdır e-Posta

 

Batı Torosların çoban müziği, İstanbul’dan önce Paris’te tanındı. Fransızların keşfettiği ‘Yayla Grubu’ Avrupa konserlerinin ardından Türkiye’den de davet almaya başladı.

 

 

Dağlar arasından akıp gelen suyun kaynağı gibi onların müziği; kendiliğinden ve dupduru… Yaşadıkları yer de dağlar ardında zaten. Denizli’nin uzak ilçelerinden Çameli, ki halk arasında ‘Çamali’ diye telaffuz edilir, çamlar arasında bir ‘el’ hakikaten… Ancak, onları görmek için ilçeyi de geçip yaylaya varmak gerekiyor; Gökçeyaka’ya… Peki, onlar kim? Dedelerinden, babalarından öğrendikleri müziği keçileri düze çıkarmak için çalıp söylerken, kendilerini Paris’te, Brüksel’de buluvermiş bir grup Yörük…

Hikâyelerini dinlemek için yolumuzu yaylaya düşürdük. Yazları gelen Fransızlara, belgeselcilere ve ODTÜ’lü öğrencilere alışkın müzisyenler, ‘ilk gazeteci’yi güler yüzle karşılayıp evlerinde bir gün ağırladılar. Sabah erken saatlerde başlayıp akşama dek süren söyleşimize üç telli bağlamanın, çam düdüğünün, kemanın dokunaklı sesi ve muhabbet kuşu ‘Pamuk’un cıvıltısı eşlik etti, kuzineli sobadan yeni çıkmış ekmeğin kokusunu da unutmayalım…

‘Yayla Grubu’nun iki kıdemli üyesi, Mehmet Şakır ve Hasan Yıldırım rahmetli olmuş. Şimdi geleneği devam ettirenlerin en yaşlısı ‘Koca Usta’ lakaplı Hayri Dev… Oğulları Bayram, Zafer ve torunu Kısmet bu yolda onu yalnız bırakmamış. Köy düğünlerine ve Avrupa konserlerine beraberce gidip geliyorlar. Kalan Müzik’ten yeni çıkan ‘Yayla’ albümü de ortak çalışmalarının ürünü.

Yaylalı müzisyenleri çam ormanlarından, başı dumanlı dağlardan alıp havaalanlarına, müzik stüdyolarına, konser salonlarına taşıyan süreç, tam anlamıyla bir ‘keşif’le başlıyor. 1990’lara uzanan bu keşfin başaktörü Fransız etnomüzikolog Jèrôme Cler… Talip Özkan’dan bağlama öğrendikten sonra hocasının “Acıpayam’a, doğduğum yere git.” öğüdüne kulak veren Cler, Denizli yöresinde amatörce doldurulmuş bir kasetten Hayri Dev’in müziğini duyuyor. Gerisini Hayri Amca’dan dinleyelim: “Bandı kendimiz doldurmuştuk. Cerom, müziğimizi duyunca gelip buldu bizi. Bu yörede bir düğünde çalıyorduk o gün. Beni ayrı bir yerde dinledikten sonra adımı avucuna yazdı. Haftaya varmadı Paris’ten davet geldi. Gittik biz de.”

Doktora tezini ‘Güney Türkiye’de müzik ve köy müzisyenleri’ üzerine yapan Jèrôme, o gün bugündür yaylanın ‘Cerom Abi’si… “O çıkıp gelmeseydi, yazları iki ay düğünlerde çalıp söylediğimizle geçiniyorduk.” diyor Zafer Dev, “Fakirlik vardı. Yayladaki evlerimizi bile Fransa’daki müzik festivalinden aldığımız birincilik ödülüyle yaptırdık.” Bir ödül de Brüksel’den gelmiş ‘Yayla Grubu’na, İpekyolu üzerindeki ülkelerin müziğinin yarıştığı bir festivalden yine birincilikle dönmüşler. Brüksel’de kaldıkları bir ay boyunca, toplam altı bin öğrenciye kendi müziklerini tanıtma fırsatı da bulmuşlar. Konser verdikleri Avrupa şehirleri arasında Amsterdam ve Strasburg da var.
Devamını oku...
 
Bilkent'ten Yeni DVD Teknolojisi PDF Yazdır e-Posta


Bilkent Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma Merkezi'nde (NANOTAM), görüntü veren ve kayıt yapan DVD'lerin kapasitelerini günümüzdekinden binlerce kat arttıracak yeni bir teknoloji geliştirildi.

Bilkent Üniversitesi NANOTAM Başkanı Prof. Dr. Ekmel Özbay'ın başkanlığında doktora öğrencileri Özgür Attila Çakmak ve Koray Aydın tarafından geliştirilen nanoteknoloji tabanlı meta malzemeler, yeni nesil DVD'lere uygulanırsa, bir DVD'ye binlerce filmin kaydedilmesi mümkün olacak.

Yeni teknoloji, dünyanın en prestijli bilim dergilerinden “Physical Review Letters” dergisinde yayımlandı.

Prof. Dr. Özbay, çalışmayla ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada, DVD teknolojisinde kullanılan temel prensibin DVD yüzeyine uygulanan ışığın bilgiyi yazmasına ve okumasına bağlı olduğunu ve bu durumda bir DVD'ye daha fazla bilgi yazmak için ışığın mümkün olduğunca küçük bir noktaya odaklanması gerektiğini anlattı.

Fizik kurallarına göre ışığın dalga boyundan daha küçük boyutlarda odaklanamadığını belirten Özbay, bu nedenle günümüzün en yüksek kapasiteli Blu-Ray DVD'lerinde bile elde edilebilecek en yüksek saklama kapasitesinin bu “doğa kanunu” ile sınırlı olduğunu belirtti.

Bilkent Üniversitesi NANOTAM'da geliştirilen metamalzemelerin doğada rastlanmayan özelliklere sahip olduklarını dile getiren Özbay, şöyle konuştu:
“Bu anlamda 'sihirli' olarak da nitelendirilen metamalzemeleri kullanarak dalgaboyundan çok daha küçük bir alandan geçen ışık miktarını binlerce kat arttırabilen yeni bir teknoloji geliştirdik. Bu yeni teknoloji sayesinde dijital bilgiler DVD'lere çok daha küçük alanlara yazılabilecek ve var olan bilgi depolama kapasiteleri binlerce kat arttılabilecek.”

“TEKNOLOJİ BÜYÜK YANKI UYANDIRDI”

Günümüzde 50-100 Gbyte ile sınırlı olan DVD kapasitelerinin en az bin kat arttırılabilecek bir teknolojiyi geliştirdiklerini bildiren Özbay, “Yaptığımız bilimsel araştırmalar sonucunda ışığın doğadaki davranışını değiştirdik. Yani sihirli özelliklere sahip yeni bir nanomalzeme geliştirdik ve bu malzemeyi kullanarak ışığın çok küçük bir alandan geçebileceğini gösterdik. Dünyanın önemli dergileri arasında bulunan 'Physical Review Letters'da yayımlanan bu çalışmamız bu konuda büyük yankı uyandırdı” diye konuştu.

Türkiye'de kullanılan tüm DVD'lerin okuyucu ve kayıt teknolojilerinin yurt dışı kaynaklı olduğunu anımsatan Özbay, “Ne yazık ki şu aşamada geliştirdiğimiz bu teknolojiyi Türkiye'de değerlendirebilecek bir şirket bulunmuyor” dedi.

Prof. Dr. Ekmel Özbay, çalışmalarıyla süper DVD'lerin üretim yolunun açıldığını, böylelikle bir DVD'ye binlerce filmin aynı anda kaydedilebileceğini bildirdi.

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Son >>

Sayfa 2 / 4