DÜNYA SULAK ALANLAR GÜNÜ

(Çevre ve Orman Bakanlığı'nın basın açıklaması)

Ramsar Sözleşmesi’ne göre; tabiî veya sunî, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gel – git hareketlerinin çekilme derecesinde 6 metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan bütün sular, bataklık, sazlık ve turbiyeler sulak alanlardır.

Bu hassas alanların önemi, korunması ve akılcı kullanımı konularında kamuoyu bilincini geliştirmek maksadıyla Ramsar Sözleşmesi'nin imzaya açıldığı 2 Şubat “Dünya Sulak Alanlar Günü” olarak kutlanmaktadır.

 

2010 yılının Dünya Sulak Alanlar Günü teması “İklim Değişikliği ve Sulak Alanlar”dır.

 

Ülkemizde toplam alanı 1 milyon hektarı aşan 300’den fazla sulak alan bulunmaktadır. Uluslararası kriterler dikkate alınarak yapılan değerlendirmelere göre, bu alanların 135’i uluslararası öneme sahiptir.

 

Meke Gölü
Meke Gölü

 

 

Ülkemiz, Ramsar Sözleşmesine 1994 yılında taraf olmuş ve bu güne kadar 13 sulak alanını (Sultan Sazlığı, Seyfe Gölü, Burdur Gölü, Manyas (Kuş) Gölü ve Göksu Deltası, Akyatan Lagünü, Kızılırmak Deltası, Uluabat Gölü ve Gediz Deltası, Yumurtalık Lagünü, Meke Gölü, Kızören Obruğu ve Kuyucuk Gölü) sözleşme listesine dahil ettirmiştir.

 

 

Türkiye, Ramsar Sözleşmesi ile başta Sözleşme Listesine dahil ettirdiği bu 13 alan olmak üzere, sınırları içerisindeki bütün sulak alanları korumayı, geliştirmeyi ve akılcı kullanmayı uluslararası düzeyde taahhüt etmiştir.

 

Bakanlığımız, sulak alanlar ile alakalı çalışmalarını Ramsar Sözleşmesi ve Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği doğrultusunda gerçekleştirmektedir. Bu kapsamda yapılan en önemli çalışmalardan birisi sulak alanların uygun bir şekilde yönetilmelerini sağlamak üzere Bakanlığımız koordinasyonunda başlatılan “Sulak Alan Yönetim Planları” çalışmalarıdır.

 

Bu çalışmalar çerçevesinde hazırlanan Kuş (Manyas) ve Uluabat Gölleri, Göksu Deltası, Gediz ve Kızılırmak Deltaları, Yumurtalık Lagünü, Akşehir-Eber Gölleri, Burdur Gölü, Sultan Sazlığı, İğneada Longozu, Gölbaşı (Adıyaman) Gölleri, Eğirdir Gölü, Ereğli Sazlıkları, Bafa Gölü, Beyşehir Gölü, Acarlar Longozu yönetim planı olmak üzere 16 alanda uygulamalar devam etmektedir.

 

2009 yılı sonu itibarı ile Seyfe Gölü, Karakuyu Sazlıkları, Akyatan ve Tuzla Lagünleri, Gökgöl ve Işıklı Gölü olmak üzere 4 alanda Yönetim Planlarının 1. Aşaması tamamlanmıştır. Bunun dışında Ekşisu Sazlıkları, Efteni Gölü, Kuyucuk Gölü, Yeniçağa Gölü, Hazar Gölü olmak üzere 5 alanda ise planlama çalışmaları devam etmektedir.

 

Bunun dışında Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği kapsamında sulak alanlarımızda Koruma Bölgesi belirleme çalışmaları yapılmaktadır. Bugüne kadar toplam 31 alanımızda Sulak Alan Koruma Bölgesi belirlenmiş ve Ulusal Sulak Alan Komisyonunda onaylanarak yürürlüğe girmiştir.

Ülkemizdeki kuş göç hareketlerinin belirlenmesi maksadı ile STK’larla birlikte proje yürütülmektedir.

 

Bakanlığımız tarafından desteklenen, Kuzeydoğa Derneği tarafından hayata geçirilen “Kuyucak Gölü Koruma, Araştırma, Sulak Alan Restorasyonu ve Kuş Gözlem Turizmi Projesi” 2009’da dünyada yılın en iyi projesi seçilerek, Whitley Fonu Altın Ödülünü kazanmıştır.

 

Manyas Pinterler
Manyas Pinterler

 
1. Ulusal Sulak Alan Stratejisi 2003-2008 yılları arasında uygulanmış olup, II. Ulusal Sulak Alan stratejisi ise 2010-2014 yılları için hazırlanma aşamasındadır.
 

Bütün bu kaynakların ve değerlerin farkında olan Bakanlığımız sürdürülebilir ve akılcı kullanım ilkeleri çerçevesinde bu alanlarımızı korumak için çalışmalarını sürdürmektedir. Bu çalışmaların bir halkası olan Kuş Cennetleri Projesi de 2005 yılında hayata geçirilmiştir.

 

Proje ile nadide sulak alanlarımızın halka kazandırılması, alanlarda koruma bilincinin geliştirilmesi, bilimsel çalışmalara destek olunması, istihdamın arttırılması, eko turizmin geliştirilerek ülke ekonomisine fayda sağlanması hedeflenmektedir.

 

Proje çerçevesinde bu güne kadar 11 sulak alanımızda Kuş Cenneti projeleri hayata geçirilmiştir.

Bilindiği üzere sulak alan ekosistemleri yağmur ormanlarından sonra yeryüzünün en üretken ekosistemlerindendir. İnsanoğlunun yararına birçok işlevi bulunan sulak alanlar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de özellikle kuraklık ve küresel ısınma tehdidi altındadır. Bunun yanı sıra bilinçsiz insan müdahaleleri ile bu alanlardaki bozulma süreci hız kazanmaktadır.

 

Bakanlığımız, bir taraftan su ve toprak kaynaklarının “Sürdürülebilir Kalkınma” ilkeleri çerçevesinde, ülkemizin içinde bulunduğu şartlar ve eldeki imkânlar dâhilinde geliştirilmesi ve akılcı yönetilmesi yolunda büyük çaba göstermekte, diğer taraftan da gerek tesislerden faydalanan ve çevresinde yaşayan insanlar, gerekse bu kaynakların bünyesinde barınan diğer canlılar açısından büyük önem taşıyan sulak alanların korunup geliştirilmesine özel önem vermektedir.

 

Gediz Deltası
Gediz Deltası

Dünya Sağlık Örgütü’nün sıtmayla mücadele çalışmaları kapsamında, 1950’li yıllarda Türkiye’de 118.000 hektar büyüklüğünde sulak alan kurutulmuştur. Böylece sıtma hastalığı ile etkin mücadele edilmiştir.

 

Netice itibarıyla; günümüzde tabiî kaynakların sürdürülebilir gelişmesi, bu kaynaklara yönelik ihtiyaçların belirlenmesi ve plânlanması, rasyonel su kullanımı, gözlem, etkin kollama ve koruma için gerekli şartların sağlanarak entegre bir yaklaşımla geliştirilmesi ve yönetilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu yaklaşım doğrultusunda su ve toprak kaynaklarının çeşitli maksatlara yönelik kullanımlarında teknoloji, ekonomi ve çevre konularında bir dengenin kurulması gerekmektedir. Kuruluşumuz, bu yönleriyle konunun bilincinde olup, kanunlarla kendisine verilmiş olan görev ve yetkiler çerçevesinde üzerine düşeni ülkemiz gerçeklerine en uygun biçimde yerine getirmeye çalışmaktadır. Tabii kaynakların korunması ve gelecek nesillere en iyi şartlarda aktarılması hususunda Bakanlığımızın yeterli düzeyde hassasiyet ve sorumluluk duygusuna sahip olduğunun bilinmesinde fayda vardır.

 

Diğer yandan hiçbir baraj müdahalesi olmaksızın nehirlerin, derelerin, sulak alanların kuruduğu ve fonksiyonlarını kaybettiği de bilimsel bir gerçektir. Ayrıca kurak dönemlerde sulak alanların kurumasının, sulama suyu talebinin artmasına rağmen barajlardan bırakılan su ile önlendiği de inkâr edilemez bir gerçektir. Bu sayede kuraklık neticesinde birçok nehirlerin, derelerin, sulak alanların tamamen kuruması, havzadaki barajlardan bırakılan su sayesinde engellenmiştir.

 

Basınımızın ve kamuoyunun bilgisine sunulur.

 

01.02.2010