YAVAŞ ŞEHİRLERİN KATI KURALLARI Yazdır


İtalya'da sakin şehir hayatını özleyen girişimcilerin başlattığı “Yavaş Şehir (Sakin Şehir)” hareketi tüm dünyada hızla yayılıyor. Bugüne kadar 90 kent yavaş şehirlerin salyangozlu logosunu tabelasına ekledi. Hızla büyüyen ülkemizde yavaş şehir hayatına uygun pek çok köşe bulunsa da henüz somut bir girişim yok. Ancak Sade Yaşam Hareketi'nin sözcüsü Veli Sırım, Türkiye'den umutlu.

 

Salyangoz kabuğuna 90 şehir sığdırdılar

Avrupa ve Asya'da yeni bir kentsel politika yayılıyor. Adı Slow Cities, yani yavaş şehirler. Adı ve felsefesi yavaş, sade bir yaşamı öngörse de hızla yayılan bu hareket bugüne kadar 90 şehri etkisi altına aldı. Günlük hayatın yorucu ve bunaltıcı koşuşturmasından kurtulmak isteyen insanların şehir yaşamına getirdiği yeni bir bakış açısıyla ortaya çıkan Yavaş Şehirler Hareketi, nüfusu 50 bini geçmeyen yerleşim yerlerini, getirdikleri kurallara uyulması koşuluyla hareketin işareti olan salyangoz logosuyla tasdikleyerek bünyesine dâhil ediyor.

1999 yılında İtalya'nın Toskana bölgesindeki Chianti şehrinde başlayan Yavaş Şehir Hareketi'yle ilgili araştırma yapan Arkitera Mimarlık Merkezi'nden Zeynep Güney'e göre, Türkiye'de henüz bu hareketin bir fizibilitesi yapılmamış.

Türkiye yavaş şehirler hareketini ağırdan alsa da, bazı küçük girişimler yok değil. Fast Food yani hızlı beslenme kültürüne karşı başlattığı “Sade Yaşam” hareketiyle ismini duyuran, Dr. Veli Sırım, Anadolu kentlerinin yavaş şehir hareketini hayata geçirmek için son derece uygun olduğu görüşünde. Zeynep Güney'in yaptığı derlemeyle yeniden gündeme gelen “Yavaş Şehir”leri Veli Sırım'la konuştuk. Ama önce Güney'in araştırmasından yavaş şehirler.

YAVAŞ ŞEHİRLERİN KATI KURALLARI

Sakin şehirler hareketinin sembolü bir salyangoz. Mesajı ise şehir hayatının baş döndürücü hızını yavaşlatma, hayatı hızlı değil hazlı yaşatabilme. 1999 yılında yavaş bir şehir olmak için belirlenen kuralların altına imza atan şehirlerin sayısı toplam 32'ydi. Bugün 90 civarında olan bu şehirlerin arasında hareketin başladığı İtalya'dan 42 şehir bulunuyor. Kısa zamanda İtalya'nın sınırlarını aşan harekete bugün Belçika, Almanya, İngiltere, Hollanda, Yeni Zelanda, Norveç, Polonya, Portekiz ve Güney Kore de katıldı.

Yavaş Şehirler, ekoloji ve sürdürülebilirlik alanında bilimin son buluşlarından da faydalanarak, Ortaçağ'dan ya da Rönesans döneminden kalma kentsel öğeleri korumaya çalışıyorlar. Eğer kentin bu amacına yardımcı olacaksa, modern teknolojiye bile izin veriliyor. Mesela Cimicchi, Orvieto'da sadece yayaların geçişine izin veren elektronik kapılar kullanmak istiyor. Pisa'da da benzer bir sistem var: Eğer kameralar parkmetrenin süresinin dolduğunu tespit ederse, bir dakika ya da tüm gün de olsa, park cezası kesiliyor. Yavaş Şehir bildirisi, gürültü kirliliğini ve trafiği kesmek, yeşil alanları ve yaya bölgelerini artırmak, yerel üretim yapan çiftçilerle bu ürünleri satan dükkân ve lokantaları desteklemek ve yerel estetik öğeleri korumak gibi, 50'den fazla taahhüt içeriyor. Yavaş Şehir olarak adlandırılmak ve salyangoz logosunu kullanabilmek için de, şehrin önce kontrol edilmesi, daha sonra da dedektifler tarafından düzenli olarak denetlenmesi gerekiyor.

Bu bildiriye göre bir kentin Yavaş Şehir olup olmadığını belirleyen hareketin, yavaş şehrin genel kurallarının belirtildiği bir manifestosu, bu vasfı almak isteyen kentlerin imzaladığı kurum sözleşmesi, üye şehirler listesi ve bir yıllık toplantı programı bulunuyor. Bu hareketin en önemli etkenlerinden biri de, kentsel yaşamdaki yoğun tempoyla mücadeleye hız kazandırıyor olması. İtalya'nın Yavaş Şehir yöneticileri yılda bir kez buluşarak, notlarını karşılaştırıyorlar ve yeni inisiyatifler getiriyorlar.

 

HADİ GEL KÖYÜMÜZE GERİ DÖNELİM

Sakin şehirlerin bizim tarihimiz, kültürümüz ve inanç sistemimiz açısından son derece elverişli olduğunu söyleyen Sırım şöyle diyor. “Anadolu deyince, özellikle büyük şehir hayatı içinde hayatın hızına ayak uydurabilme gayretiyle sürekli koşuşturan bizlerin aklına hep sadelik, sükûnet ve ferahlık gelir. Hatta yer yer “kafamızın tası atar” ve “memlekete dönme” iddiası ve temennileri dilimizden dökülür. Ama çoğu zaman bu ifadelerin ardı gelmez. Çünkü şehrin çarkları içinde ezilip-büzülmeye alışmışız. “Haydi, geri dönelim” denilse, acaba kaçımız döneriz, kaçımız bin bir mazeretle o şikâyet ettiğimiz hayatı “mecburen” yaşamaya devam ederiz. “Sakin Şehir” projesi ve hareketi belki bir süre daha ülke insanımızın gündemine gelmeyecek gibi görünüyor. Ama bu projeye ilk basamak ve atlama taşı olan “Slow Food” yani “Yavaş Beslenme” hareketine benzer bir oluşumun ülkemizde epey bir süredir kendinden bahsettirdiğini ifade edelim. Dileriz örnekleri bir elin parmakları kadar olan sadelik organizasyonlarına her geçen gün yenileri eklenir.

 

SAKİNLİĞE GİDEN YOL MİDEDEN GEÇİYOR

Dr. Veli Sırım'a göre hareketin adında özellikle “slow” (yavaş, sakin) kelimesinin geçmesi tesadüf değil: “Bu hareketin en önemli hedefi Amerikan tarzı yaşam ve bu yaşamın en belirgin unsuru insanların bir koşuşturmaca içinde olmasının sembolü olan “fast food”ların ortadan kaldırılması. Bunların yerine ev tarzı yerel yemeklerin konulması ve her geçen gün kaybolan, unutulan yemek kültürünün yeniden canlandırılması. Özellikle yemek kültürünün hareket noktası olmasının bir sebebi var. Fast-Fooda karşı 1989'da İtalyan aşçıların öncülüğünde başlatılan ve bütün dünyaya hızla yayılan “Slow-Food” (Yavaş veya Sakin Beslenme) Hareketi, Sakin Şehirler Hareketi'nin de temelini teşkil ediyor.

İtalyanlara göre, yeme-içme alışkanlıkları bir toplumun asıl kimliğini yansıtıyor. Bu yüzden bir toplumun yemek kültürünü değiştirmekle her şeyinin değiştirilebileceğine inanıyorlar. Yeme-içme sadece damak tadını etkilemekle kalmıyor; misafirperverliği, karşılıklı sohbet alışkanlıklarını, çeşitli gelenek ve görenekleri zincirleme olarak etkiliyor.”

 

http://yenisafak.com.tr/pazar/?t=10.10.2008&i=143094
05.10.2008