|
ANOTHER WORLD IS POSSIBLE and WE ARE CREATING IT |
|
|
|
Küresel Ekoköyler Ağı - Avrupa'nın (GEN-Avrupa) bu seneki konsey toplantısı Ankara'da gerçekleşiyor.
ANOTHER WORLD IS POSSIBLE and WE ARE CREATING IT GLOBAL ECOVILLAGE NETWORK (GEN)
by
Kosha Anja Joubert, and Ulrike Schimmel, Robert Hall, İnci Gökmen, Ali Gökmen, Deniz Dinçel
21 Ekim Cuma, 14 00 ODTÜ - Merkez Mühendislik Binası (MM) - 125 Türkçe çeviri yapılacaktır.
Kosha Anja Joubert (1968, current President of GEN-Europe): She has been living in intentional communities for the past 20 years; 10 years in Sieben Linden, Germany and recently moved to Findhorn Ecovillage, Scotland. She co-authored the Ecovillage Design Education Curriculum (http://www.gaiaeducation.org/). Today, she organizes EDE-courses and trainings on social tools internationally and work as a facilitator and consultant. She just had her first own book published in Germany on Collective Wisdom. |
|
Prens Charles Hindistan’da Ekoköy Kuruyor |
|
|
|
Türkiye’de “Milyoner” ismiyle gösterilen ve 2008 yılında en iyi film Oscar ödülünü alan Slumdog Millionaire filmini izlediğinden beri Hindistan’daki yoksullukla mücadeleye katkıda bulunmak istediği belirtilen Birleşik Krallık Wales prensi Charles’ın Hindistan’da bir ekoköy kurulması için çalışmalara başladığı öğrenildi.
Bangalor veya Kolkota bölgesinde inşa edilecek olan ekoköy toplam 15.000 yoksulu barındıracak ve bünyesinde okullar, atölyeler ve küçük ölçekli işyerleri de bulunacak. Toplam 100 dönümlük bir araziyi kapsaması beklenen ekoköyde yağmur suyunu toplayan entegre ağaç ve çatı sistemleri, permakültür ilkeleri ışığında tasarlanan kanalizasyon ve atık kontrol sistemleri gibi birçok öğreyi de barındıracak. Ekoköyün inşasına 2011 sonbaharında başlanması bekleniyor.
Prens Charles bugünlerde çalışmalarına başlanan İngiltere’nin Dorset bölgesindeki Poundbury Ekoköyü’nün de tasarımcıları arasındaydı.
Prens Charles’ın ekoköyler konusunda başka projeleri de bulunuyor. İngiliz petrol devi BP’nin eski bir petrol rafinerisinin bulunduğu Neath Port Talbot bölgesinde de yapımının 20 yıl süreceği tahmin edilen, tamamlandığında “Coed Darcy” olarak adlandırılacak ekoköy toplam 4.000 evden oluşacak. Projede bugünlerde zemin çalışmalarına başlandı. Prensin kurucusu olduğu “The Prince’s Foundation” vakfı, BP ve Neath Port Talbot Bölge Meclisi’nin işbirliğiyle yürütülen projede ulaşımda yayalara öncelik verecek bir sistemin geliştirileceği ve yerleşimde yeşil alanlara geniş yer ayrılacağı belirtiliyor.
|
|
Devamını oku...
|
|
Kardeş Bitkiler Yöntemi |
|
|
Kardeş Bitkiler Yöntemi
“Kardeş bitkiler” ("companion planting") sistemi, daha önce Ankara - Güneşköy’de denediğimiz ve bu yıl da orada başarıyla uygulanan bir tarım yöntemidir. Bitkilerin birbirine yarayan özelliklerini kullanmayı ve birbirine zarar vermelerini önlemeyi amaçlar. Uyumlu ve birbirine yarar sağlayan (gölge oluşturma, toprağa besin maddesi sağlama, zararlıları kaçırma, yararlı böcekleri çekme vs.) bitkilerin birbirinin yakınına, uyumsuz bitkilerin ise birbirinden uzağa ekilmesi temeline dayanır. Ekolojik tarım için kullanılabilecek en etkili yöntemlerden biridir. Çok da eğlencelidir.
Kardeş bitkiler sisteminin avantajları nelerdir?
- Sebze, şifalı bitki, baharat, biyokütle, hayvan yemi ve arılar için balözü bitkileri ve yerel türler gibi çeşitli bitkileri bir arada üretir.
- Bahçe içinde doğal bağışıklık oluşturarak zararlılara ve hastalıklara karşı direnç geliştirir.
- Zararlı olabilecek böcek popülasyonlarını kontrol eden yararlı böcekleri çeker.
- Yabani ot kontrolünü doğal yollarla gerçekleştirir.
- Toprağın farklı tabakalarının bir arada kullanılmasına imkan verir.
- Doğal dengeleri gözetir ve biyolojik çeşitliliği artırır.
- Toprağın nemini ve besleyiciliğini korur.
- Kimyasal ilaç ve yapay gübre kullanımı gereğini ortadan kaldırır.
- Dönüşümlü ekimi (münavebe) kolaylaştırır.
- Sürekli ve yoğun tarım uygulamasıyla yüksek verim sağlar.
- Bahçe bakımı için gereki işgücü miktarını azaltır.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Kardeş Bitkiler Bahçesi - Proje Özeti |
|
|
Kardeş Bitkiler Bahçesi - Proje Özeti
Bir doğa cenneti olan Yeşilöz kasabasının yenilikçi muhtarı Mehmet Keleş’in, Kirmir Çayı’nın kıyısındaki 8 dönümlük meyve bahçesinin içinde yaklaşık 400 m2'lik bir alanda, önümüzdeki sezon (İlkbahar-Güz 2009) "kardeş bitkiler" tekniğiyle ekolojik tarım yapmayı planlıyoruz. (Kardeş bitkiler tekniğiyle ilgili daha fazla bilgiyi burada bulabilirsiniz.) Elde ettiğimiz sonuçları ve bahçenin durumunu http://kardesbitkiler.blogspot.com/ adresinden duyuracağız.
Şu anda işgücümüz sınırlı ve tercihen hafta içi bir ya da birkaç gününü ayırabilecek arkadaşlar olursa aramıza katılmalarından memnun oluruz.
Amacımız, yaklaşık 20 metre X 20 metrelik bir örnek ekolojik sebze bahçesi oluşturmak. Hedeflerimiz:
- Kimyasal ilaç, hormon ve yapay gübre kullanmamak
- Karışık ekimle hastalıklara karşı doğal direnç geliştirmek
- Yerli sebze çeşitlerine ağırlık vermek
- Sebzelerin yanı sıra şifalı bitkiler ve baharatlar da yetiştirmek
- Toprağı koruyan ve zenginleştiren uygulamalar yapmak
- İşgücünü en aza indiren teknikler kullanmak
- İmkanlar ölçüsünde olabildiğince az su kullanmak
- Yaban hayatı için habitat değeri olan alanlar yaratmak
Uygulamayı düşündüğümüz yöntemler:
- Çoklu/karışık ekim
- Bahçe yakınında doğal bitki örtüsü bulundurmak ve geliştirmek
- Yararlı böcekleri çeken bitki ve çiçekleri kullanmak
- Allelopatik bitkiler ve örtü bitkisiyle yabani ot kontrolü sağlamak
- Kışlık ve yazlık yeşil gübre bitkileriyle toprağın yapısını korumak
- Kökleriyle azot tutan sebzeler ve yerel çalılarla toprağın besin değerini artırmak
- Toprağın sürmek yerine bitki kökleriyle gevşetmek
- Mümkün olursa damlama sulama sistemi kurmak
- Sıraların her yıl kaydırılmasıyla münavebeyi kolaylaştırmak
- Bahçe sınırlarına çok yıllık ya da kendiliğinden üreyen bitkiler dikmek
- Tohum üretmek, saklamak ve paylaşmak
- Yöredeki çiftçileri ve tüm ilgilileri bilgilendirmek
http://kardesbitkiler.blogspot.com/2008/10/karde-bitkiler-bahesi-proje-zeti.html |
|
Kardeş Bitkiler - Tahtacıörencik Serüveni |
|
|
Tahtacıörencik Serüvenimiz - Ekim-Kasım arası
Kardeş Bitkiler ekibi olarak son altı-sekiz aydır oldukça hareketliyiz. Özellikle Güdül’ün Tahtacıörencik Köyü'ndeki arazimizi edindiğimizden bu yana gerçek bir topluluk olma yolunda epey yol kat ettik. Kendini eko-komünal bir topluluk olarak tanımlayan çekirdek bir grup olduk. İnsanın insanla ve insanın doğayla yakın, uyumlu ve sürdürülebilir ilişkiler içinde olabileceğine inanan, bu amaç doğrultusunda çalışan bir grup insanız. Arazimiz üzerinde bir ekolojik yerleşim oluşturma çalışmalarına yavaştan da olsa başladık. Ufkumuz kendi müstakbel yaşam alanımızla sınırlı değil. Köyümüzde ve Türkiye'nin diğer bölgelerinde doğa-dostu, temiz üzerim yapan çiftçilerle dayanışma halindeyiz. Emeği ve doğayı sömüren, kötüye kullanan egemen yapılara inat; özgür, tahakkümsüz, mülkiyetsiz bir topluluk yaşamı oluşturmayı; insan ile doğa arasındaki anlamsız mesafenin kapanmasına hizmet eden bir yaşam alanı kurmayı hedefliyoruz. Bu süreçte genel çerçevemizi, hedeflerimizi ve ilkesel yaklaşımlarımızı netleştirmek için toplantılar yaptık, hafta sonları ise çoğunlukla arazimizi ziyaret ettik. Süreç kimi zaman duraklamalar olsa da devam ediyor.
Tahtacıörencik köyü endüstriyel ve zirai kirleticilerin neredeyse hiç bulunmadığı, küçük ölçekte doğal tarım ve hayvancılık yapılan bir yer. İnekler serbest otlatılıyor, aileler çoğunlukla kendi ihtiyaçları için ilaçsız-hormonsuz tarım yapıyorlar. Bu sevimli ve tertemiz orman köyünü ekolojik üretime teşvik etmek niyetindeyiz.
Geçtiğimiz aylarda “Doğal Besin, Bilinçli Beslenme” toplu sipariş organizasyonlarında etkin bir rol üstlendik. Kardeşlerimizden Ali İhsan’ın Ayrancı’daki mekanını kullanarak Ekim ayında iki kez toplu sipariş organizasyonu yaptık. Gerçi sonrasında enerjimiz ve zamanımız elvermediği için DBB organizasyonlarına son vermemiz gerekti, fakat DBB grubu doğal besinlere ulaşmak yönünde çözümlerini üretmeye devam ediyor. Bu süreçte Kardeş Bitkiler ekoköy çalışmalarımızı kısmen de olsa finanse edebilmek için üretim faaliyetlerimize devam ettik: Aynısafa merhemi, kış iksiri ve atkestanesi yağı dışında bu kez tam tahıl çerezi, tam tahıl bisküvisi, tam tahıl bazlaması ve alıç marmelatı da ürettik. Ayrıca Tahtacı köyündeki üretici arkadaşlarımızdan Arif Bey’in ballarını ve köyün tavuklarından gelen 3 koli yumurtayı “bilinçli beslenen” dostlarımıza ulaştırdık. Umuyoruz ki bunlar gelecekteki “doğal üretim/aracısız satış” ve hatta “parasız bir dünyada dayanışma, paylaşım ve takas” düşlerimizin bugünden atılmış temelleri olacaklar.
Aslında yeni aldığımız arazimizde fazlasıyla taş ev yapımına odaklandığımız için ekim-dikim işlerine çok fazla yoğunluk veremedik. Bize yardımcı olan muhtar Necati Abi’nin işlerinin çıkması sonucu taş ev (uzun vadede; "köy kahvesi") yapımı yarıda kaldı,biraz hevesimiz kursağımızda kaldı ise de olsun bahara bitsin, geç olsun güç olmasın diyoruz.
Aşağıda taş evin son halini görüyorsunuz:
Taş evin hemen altındaki düzlük alanı küçük bostan olmasına karar verdik. Resimde de bir kısmı görülebiliyor. Bu alanın bitimindeki taşlık karaçalıların bulunduğu ince alanın aşağısında daha büyük bir düzlük alan var. Bu alanın da büyük bostan olmasına karar verdik. Bu iki bostanın arasına kuşburnu, karamuk gibi kısa çalıları dikmeyi düşündük ve bu alana kuşburnu tohumları ektik. Kuşburnunun tohumdan çimlenmesinin zor olduğu konusunda yabanıl meyveler fidanlığı dokümanından bilgi almıştık, bu konuyu da deneyip görmüş olacağız. Bir süre sonra iki bostan arasındaki alanı daha dikkatli incelediğimizde burada zaten bir kuşburnu bulunduğunu fark ettik. :) bunun dışında arazimizin sınırlarında yalnızca bir adet daha kuşburnu var. Hemen bu ikisini de koruma altına aldık :). Karaçalılar tarafından boğulmak üzerelerdi.
Arazide karaçalı ve meşe ağaçlarından başka ağaç yok gibi bir şey, olabildiğince çeşitliliği arttırmalıyız.
Aşağıda bostanların arasındaki kuşburnunun resmi var, çevresindeki karaçalıları kestikten sonra daha hızlı büyüyeceğini tahmin ediyorum, göreceğiz.
Arazide çok yoğun olarak karaçalı bulunuyor. Bunları yeni diktiğimiz fidanları keçilerden korumak için kullandık. Aşağıda muhtar Necati Abi’nin bize verdiği nar fidanının resmi var, çevresini kestiğimiz karaçalıların dalları ile kapattık, dalları da taşlarla sağlamlayarak korumaya aldık, Necati Abi bu yöntemin işe yarayacağını düşünüyor, genelde köyde diktikleri ağaçları onlar da bu şekilde korumaya alıyorlarmış.
Bunların dışında yine Necati Abi’nin dere kenarından bulup kopardığı fidanları diktik. Erik, ayva, vişne ve sumak bunlardan bazıları, bu fidanlar büyük ağaçların gölgesinde çok kapalı bir alanda yetişmişler, Necati Abi’nin ilginç bir yöntemi var, fidanı tutup çekiyor kökünün bir kısmı kopmuş oluyor ama bu yöntemle daha önce tuttuğunu söyledi, biz de bunları diktik umarım tutarlar. Aşağıda bir örnek, yine karaçalılarla korunmaya alındı.
Tahtacıörencik’te traktörü olan bazı kişilerden bostan olarak belirlediğimiz alanları sürmelerini rica etmiştik, sağolsunlar sürmüşler. Biz de bugün Nilüfer ile geçen sene Keleş Dayı’nın bahçesinden topladığımız peyamber arpası ve burçak tohumlarını ekmek için arazimize geldik. Toprak çok killi dolayısıyla sert, bizi epey uğraştırdı ama sonuçta büyük bir alana tohumları ekmeyi başardık, nasıl olacağını büyük bir heyecanla bekliyorum. Aşağıda sürülü alan ve ekim çalışmaları ile ilgili fotoğrafları ekledim.
Küçükbostana burçak, büyük bostana ise peygamber arpası ektik. Çünkü küçük bostandaki burçakları baharda kesip çeşitli sebzeler ekmeyi düşünüyoruz. Peygamber arpalarını ise hem tohumluk hem de farklı alanlarda kullanmak üzere ayıracağız.
|
|
The Ecovillage at Findhorn |
|
|
|
The Ecovillage at Findhorn
• is at the heart of the largest single intentional community in the UK • links the spiritual, social, ecological and economic domains • a pioneering ecovillage since 1985 • a major centre of adult education serving 9,000 visitors a year from over 50 countries • ecological footprint is half the national (UK) average • 55 ecologically-benign buildings • 4 wind turbines • biological Living Machine sewage treatment system • UK's oldest and largest Community-Supported Agriculture (CSA) system • numerous solar water heating systems • comprehensive recycling scheme • publisher of UK's first technical guide to ecological housing • own bank and community currency

The Findhorn Ecovillage is a tangible demonstration of the links between the spiritual, social, ecological and economic aspects of life and is a synthesis of the very best of current thinking on human habitats. It is a constantly evolving model used as a teaching resource by a number of university and school groups as well as by professional organisations and municipalities worldwide.
We are a founder member of the Global Ecovillage Network (GEN) a non-profit organisation that links together a highly diverse worldwide movement of autonomous ecovillages and related projects, and we work with intergovernmental agencies both educationally and in the creation of policy guidance for sustainable development and delivery of village-scale sustainability programmes.
Preliminary results of the ecological footprint study for the Findhorn Ecovillage confirms what we have guessed for some time that ecovillages tread significantly more lightly on the Earth.
The Findhorn Foundation Ecovillage Project has received Best Practice designation from the United Nations Centre for Human Settlements (Habitat). |
|
Findhorn Ecovillage - History |
|
|
Beginnings
The Findhorn Community was begun in 1962 by Peter and Eileen Caddy and Dorothy Maclean. All three had followed disciplined spiritual paths for many years. They first came to northeast Scotland in 1957 to manage the Cluny Hill Hotel in the town of Forres, which they did remarkably successfully. Eileen received guidance in her meditations from an inner divine source she called ‘the still small voice within’ and Peter ran the hotel according to this guidance and his own intuition. In this unorthodox way - and with many delightful and unlikely incidents - Cluny Hill swiftly became a thriving and successful four-star hotel. After several years however, Peter and Eileen's employment was terminated, and with nowhere to go and little money, they moved with their three young sons and Dorothy to a caravan in the nearby seaside village of Findhorn.
Feeding six people on unemployment benefit was difficult, so Peter decided to start growing vegetables. The land in the caravan park was sandy and dry but he persevered. Dorothy discovered she was able to intuitively contact the overlighting spirits of plants - which she called angels, and then devas - who gave her instructions on how to make the most of their fledgling garden. She and Peter translated this guidance into action, and with amazing results. From the barren sandy soil of the Findhorn Bay Caravan Park grew huge plants, herbs and flowers of dozens of kinds, most famously the now-legendary 40-pound cabbages. Word spread, horticultural experts came and were stunned, and the garden at Findhorn became famous.
 |
 |
A community is born
Other people came to join the Caddys and Dorothy in their work and soon the original group of six grew into a small community, committed to their spiritual path and to expanding the garden in harmony with nature. A slim volume of Eileen's guidance entitled God Spoke To Me was published in 1967 by the community's newly formed Findhorn Press and word of this strange but wonderful community spread yet further. Significant friends and supporters of the community in these early days included English new age pioneer Sir George Trevelyan, scottish esotericist R Ogilvie Crombie and Richard St Barbe Baker, ‘the man of the trees’. New community members lived in caravans beside Peter and Eileen's and in specially built cedarwood bungalows which still house guests and workshop participants today. In the late 60s the Park Sanctuary, the largest of our meditation sanctuaries, and the Community Centre, where the community still eats and meets, were built by Peter and community members in accordance with Eileen's guidance.
In 1970 a young American spiritual teacher named David Spangler arrived in the community and with his partner Myrtle Glines helped to define and organise the spiritual education processes that have been a central pillar of the Findhorn community ever since. A curriculum was established and the work of the ‘University of Light’ began. David and Myrtle lived in the community for three years, during which Findhorn Press published many of David's visionary writings. Today we run almost 200 week-long courses every year as well as conferences, trainings and our busy Outreach programme of educational workshops taken around the world by our workshop leaders.
In 1972 the community was formally registered as a Scottish Charity under the name The Findhorn Foundation and in the 1970s and 80s grew to approximately 300 members. In 1975 the Foundation purchased Cluny Hill Hotel as a centre for its educational courses and for members' accommodation, renaming it Cluny Hill College. In the late 70s the Universal Hall, our centre for the arts, was built by volunteer work. Behind its fantastic stained glass facade are housed a modern theatre and concert hall, a holistic café, dance and recording studios, and offices.
 |
 |
Throughout the 1970s and 80s further volumes of Eileen's and Dorothy's guidance were published including Eileen's best seller, Opening Doors Within, a collection of daily inspirations which has been translated into more than 30 languages. Dorothy's autobiography, To Hear The Angels Sing, was published in 1980. In 1982 the Foundation bought its home, the Findhorn Bay Caravan Park. Also acquired in the 1980s were neighbouring Cullerne House, whose gardens became the centre of organic vegetable production, and Drumduan House in Forres, where community members established the Moray Steiner School. Eileen's autobiography, Flight Into Freedom, was published in 1989.
|
|
Devamını oku...
|
|
|