ECOPOLIS: Specific Aspects of Ecological Development


Ecological development should always proceed from the basis of an ecological analysis of the potential site. Potential land use patterns should be considered from an ecological perspective. Urban development should be fitted into the framework of broader patterns established by ecological imperatives. Land use planning should fit bioregional perceptions.

1. Ecological development potential

Land should be assessed in terms of its ecological development potential (EDP). The more land has been degraded by human activity the greater its need for restoration and the greater its EDP. Wilderness and productive 'green filed' sites have correspondingly low EDP and should not be built on. Degraded farm land where the soil is 'mined out' (as it is in much of South Australia's agricultural region) may have a high EDP where ecological urban development would contribute to an overall improvement in ecological health.

2. Use of existing technologies

Whenever possible ecological development should employ readily available appropriate technologies rather than exotic or unecessarily high energy or high complexity technologies. Thus dwellings with integrated climate control would favour the use of bimetallic strips over computers as a control mechanism for ventilation devices.

Devamını oku...
 
Ekokent Nedir?


Ekokent kavamı, kentlerin sürdürülebilirliğine yönelik arayış ve çabaların sonucu ortaya çıkmıştır. İnsan, kent ve çevrenin birbirleri ile ilişki ve etkileşim içerisinde ele alındığı bir kent tasarım ve uygulama yaklaşımıdır. Kelimenin (ecocity) ilk kullanıldığı kaynak Richard Register'in 1987'de yayınlanan "Ecocity Berkeley: building cities for a healthy future." adlı kitabıdır. Günümüzde konuya ilgi sürekli artmakta, şehir-bölge planlamacıları, mimarlar ve yerel yöneticiler tarafından tartışılıp geliştirilmektedir. Ekokent tasarımında, kentin çevre üzerinde etkisinin azaltılması, yenilenebilir enerji kaynakları kullanımı, en düşük düzeyde atık üretimi, geri dönüşümlü malzeme kullanımı (ekolojik ayakizinin en aza indirgenmesi) gibi ilkeler gözetilmektedir. (öö
)

 
ULUSLARARASI EKOKENT KONFERANSI

İSTANBUL’A HOŞGELDİNİZ…

ecocitiy

Asya’dan avrupa’ya, Avrupa kıyılarının yer aldığı denizlerden Karadeniz’e, Ege’ye ve okyanuslara kadar coğrafya, insanlık ve doğa araştırmacıları/kaşifleri, İstanbul’u, biribiriyle rekabet eden, biribirinden öğrenen ve gelecek hayalleriyle yeni dünyalar yaratan tüm medeniyetlerin kesişimi olarak görmektedir.

Şimdiye kadar birlikte öğrenme isteğinin bu kadar büyük bir ihtiyaç olduğu bir zaman daha olmamıştır. Bunun da ötesinde dünyanın bilinen en eski şehri olan Çatal Höyüklü olup kültürlerin zamanlarının kesişimleri, dünya üzerindeki yaşamın, değişen ve ısınan iklimi doğrultusunda, gelecekteki olası ihtiyaçları konusunda araştırma yapan yaratıcı insanların duyulması ve önemsenmesi gerekmektedir. Şimdi, İstanbul’da daha da derinlemesine yaşanan bu süreçlerle ilgili, gelecekte olması beklenen ve geçmişten alınan dersler konusunda bizleri uyaracak olan insanlardan bir şeyler öğrenebilmek için dikkatli olmaya, alçak gönüllülüğe, disipline ve iyimserliğe ihtiyacımız var. Bütün bunlara ek olarak dünyayı çocuklarımız,onların çocukları ve onların da çocukları için daha tahammül edilesi, yaşanası bir yer haline getirebilmek üzere sanat ve bilim uygarlığını kurarken daha insancıl olmaya özen gösteren taze ve yaratıcı fikirleri desteklemek gerekmektedir.

Şu anda geçmişle gelecek arasında, başarı ve başarısızlık arasında başka dönüm noktasındayız. Büyük insan popülasyonunun kaynaklar üzerinde yarattığı baskı ile sonucu, toplumun büyük kesiminin de bağımlı olduğu petrol gibi, bu kaynakların işlenmesiyle ortaya çıkan sonuçların dünyadaki bazı türlerin yok olması,  iklimin beklenmedik sonuçlar doğuracak şekilde tehlikeli bir yönde aniden değişmesine sebep olmaktadır. Bu durumda, dünya çapında uygarlaşma yönünde alternatiflerimizi gözden geçirerek barış içerisinde sonsuza dek sürekliliğini sağlayabilecek bir insanlık kurmak yönünde başarılı adımlar atılmalıdır.

1990 yılında California da başlayan ve sırasıyla  Avusturya, Senegal, Brezilya, Çin, Hindistan ve San Francisco, California ‘da düzenlenen Ecocity Konferans Serilerinde altı çizilen yeni bir dönüm noktasındayız. Biz o yıllarda ekolojik olarak sağlıklı bir uygarlık kurma geleneği inşa ediyorduk.  Bu gelenek ve insanlığın artan farkındalığı sayesinde daha önce insanlığın hiç yüzleşmediği, dünya ikliminin ve yaşam sisteminin sürekliliği gibi bir problemi çözmek üzere bir güç oluşturmuş durumdayız ve Sekizinci Uluslar arası Ecocity Konferansı buradan aldığı güçle insanlık üzerinde kendi geleceğini kurmak konusunda güçlü ve olağandışı bir etki yaratma potansiyeli taşımaktadır.

Kimbilir; belki de başarılı oluruz..

Richard Register
Başkan, Ecocity Builders

Founder, International Ecocity Conference
 
EKOKENT DÜNYA ZİRVESİ 2009 - İSTANBUL

 

ISTANBUL

ecocity

ecocity word summit 2009 

13-14-15 December 2009 / Istanbul  Lütfi Kırdar Convention Center

CONGRESS ORGANIZATION

ADVISORY BOARD

 01
Richard Register / President, Ecocity Builders, Oakland, CA

Register is founder of Ecocity Builders, a California non-profit corporation. He is one of the world's great theorists and authors in ecological city design and planning, and a practitioner with three decades of experience activating local projects, and working with environmentalists and developers to get a better city built and running. He convened the First International Ecocity Conference in 1990 and advised on all subsequent conferences in the series. His latest book: Ecocities – Rebuilding Cities in Balance with Nature, 2006.
Ecocity Builders: 
www.ecocitybuilders.org
  

01

Prof.Dr. Hüseyin CENGİZ / Yıldız Technical University

Prof.Dr.Huseyin Cengiz graduated from the Architecture Faculty of Yildiz Technical University in 1970 as Architect and in 1971 as Master of Architect.

He continued his academic career in the field of Urban and Regional Planning. He has been a lecturer at the City and Regional Planning Department and at the urban regeneration, urban design and Landscape Planning post graduate program of Faculty of Architecture in Yildiz Technical University.

He completed his PhD in Urban Planning in Yildiz Technical University. Subject of his study is “Decentralization of Economic Activities in the Istanbul Metropolitan City Center and sub centers. With the study of “Evolution of Global Metropolitan City Center of Istanbul“, he became Associate Professor in 1995 and in 2000 he became a professor. The subject of his study was “Istanbul Historical Peninsula, The Definition of Historical City Center in dimensional space“.

His interests are Urban Planning, Metropolitan planning, urban design, urban conservation and regeneration, central business district design and planning, housing planning and landscape planning. On these subjects he was the director of many projects and took part in many of them. He organized several international and national symposiums and seminars on metropolitan planning. On these subjects he has many papers and publications.

Prof.Dr.Huseyin Cengiz is currently the head of Urban and Regional Planning of Architectural Faculty of Yildiz Technical University.

Devamını oku...
 
Sürdürülebilir Mimarlık ve Bir Deney Yerleşkesi: Arcosanti


Günümüzde çok sık kullanılan “sürdürülebilir mimarlık” terimi aslında birçok tartışmayı da beraberinde getiriyor ve konunun genişliği aynı zamanda kavram karışıklığının varlığına işaret ediyor. Çevresel tasarım, yeşil mimari, ekolojik mimari, enerji etkin mimari, çevreye duyarlı mimari gibi genişletilmiş anlamı içerisinde karmaşık, çelişen bir kavram.

Sürdürülebilir mimari; bina ve çevre ilişkisini irdeleyen yaklaşımları da kapsayan bir üst başlık olup, küresel çevre sorunları ve gelişme problemlerine çözüm olarak desteklenen stratejik bir yapılaşma şekli. Bu şekilde bulunduğu coğrafyanın toplumsal, kültürel ve ekonomik altyapısına bulunduğu katkıyla da ve mevcut fiziksel çevre verilerinden üst düzeyde yararlanılmasıyla, çevreye duyarlı bir mimari uygulama öngörülüyor.

Ülkemizde sürdürülebilir mimari başlığı altında daha çok özel konut denemeleri görülmekle beraber, tam bir çevresel katkı sağlanması anlamında bir yerleşke haline getirilmesi gerekiyor. Tekil denemelerin sürdürülebilir mimari kavramının içinde olmaktan çok “enerji-etkin konut” başlığı altına alınması daha doğru.

Planlama aşamasından öteye geçebilmiş eko-köy adında birkaç yerleşkenin ise gelişimi yavaş çünkü insanlar alışılmış mevcut yaşam tarzını geride bırakmaya hemen razı olmuyor ve bu kavramda insanların aklında mutlaka bir köy yaşantısı olması gerek tarzında yanlış bir kanı da mevcut.

Dünyada sürdürülebilir mimarlık kavramında bir köy kavramının dışına çıkan aslında tam bir şehir deneyimini insanlara yaşatmaya çalışan bir deneme olarak Arcosanti’yi ele alabiliriz.


Arcosanti-Arizona Genel Görünüş

Ünlü İtalyan Mimar Paolo Soleri 1970’li yıllardan bu yana mimari ve ekolojiyi barıştıran projeler geliştirdi ve Cosanti Vakfı 1970’de Arcosanti yerleşkesini inşa etmeye başladı.

Soleri için şehir, tasarlanmış doğa ve çevre demektir, çevreyi korumak, topluma değer katmak için bir araçtır.

5.000 kişinin yaşaması planlanan ve Arizona Çölü'nün tam ortasında inşa edilen Arcosanti projesi, bir şehrin dışarıya ihtiyaç duymadan, kendi kendisine yetebileceğini göstermek amacıyla inşa edilen deneysel bir yerleşim alanı.

Devamını oku...
 
'YEŞİL ŞEHİR' Ütopya Değil
Meyve sebzesini kendi yetiştiren, enerji kaynaklarını tamamen kendisi geliştiren bir şehir hayal mi? Arizona'da, çölün ortasında inşa edilen Arcosanti şehri bu soruya, ''Hayır' karşılığını veriyor.

Hormonsuz sebze meyveleri evinizin altındaki seradan taze taze topladığınızı, kışın evinizi güneşin ısıttığını, temel ihtiyaçlarınızı karşılamak için astronomik ücretler ödemediğinizi düşünün... Dünyanın en ileri görüşlü mimarlarından İtalyan Paulo Soleri, 1970’ten bu yana mimari ve ekolojiyi barıştıran projeler geliştiriyor.  

Bunlardan biri de Arizona’daki Arcosanti şehri... Beş bin kişinin yaşaması planlanan ve çölün tam ortasında inşa edilmekte olan Arcosanti projesi, bir şehrin dışarıya ihtiyaç duymadan, kendi kendisine yetebileceğini göstermek amacıyla inşa ediliyor. 

Şehir, güneş panelleriyle kendi elektriğini üretecek, su kaynakları kendisine ait olacak, atık sular değerlendirilecek. Bölgedeki topraktan elde edilen seramik de yapı malzemesi olarak kullanılıyor. Dünyanın dört bir yanından mimarlar akın akın bu laboratuvar şehre ‘workshop’ yapmak için gidiyor.  

Projede yer alan mimarlardan biri, Amerikalı Roger Tomalty. Amerikalı mimar İstanbul’da, 22 Mayıs’ta gerçekleştirilecek ‘Kentsel Sosyal Sorumluluk Konferansı’na katılacak. Konferanstan önce kendisiyle tüm dünyanın ilgisini çeken Arcosanti projesi üzerine sohbet ettik. 

Tempo: Arcosanti nedir?  

Romger Tomalty: Arcosanti, şehir ve banliyölerdeki kontrolsüz yayılmaya alternatif geliştirmek için yapılan, alçakgönüllü bir girişim aslında. Otomobilin değil de insanların başrolde olduğu, birbirleriyle daha fazla etkileşim halinde bulunduğu, tüm hizmetlerin aslında insan için var olduğu bir prototip. Trafikte iki saat beklemediğiniz, hastaneden sergiye kadar ihtiyacınız olan her yere ulaşım özgürlüğünüz olan bir yer.

Devamını oku...
 
Doğanın Uyarı Sinyallerine Kent Planlamadan Bir Yanıt: Ekokentler


Doğanın dengesi bozuluyor... Sonunda uzun yıllardır anlatıladuran felaket senaryoları kendini göstermeye başladı.

Aslında doğa uyarılarını çok daha önceden vermeye başlamıştı; gariptir ki ancak hava sıcaklığındaki “ani” ve “korkutucu” değişimlerle, toplumun büyük kesimine kendini daha görünür ve hissedilir kılabildi. Süredürülebilirlik kavramıyla ilk kez, çevrenin “taşıma kapasitesi”ne dikkat çekilerek, kaynak kullanımında kuşaklar arası hakkaniyeti, kalkınma ile çevrenin birlikteliğini vurgulayan 1972'de Stockholm'de yapılan İnsan Çevresi Konferansı’nda tanışmıştık. Üzerinden tam 35 yıl geçmiş ve bu süreçte ekolojik denge konusunda daha pek çok uluslararası hareket gelişmiş olmasına rağmen, ancak henüz 1 yıl önce Kyoto Protokolü yürürlüğe girdi ve gelişmiş ülkeler sera gazı emisyonlarını 1990’daki düzeyin %5 altına indirmeyi kabul ettiler!

Ülke yönetimleri, ekonomik gelişmeyi her zaman için ekolojik dengenin üzerinde tutmuş olsalar da, kamuoyunda çevreci bir söylem gelişti ve ülke yönetimlerini bu konuda adımlar atmaya zorladı. Özellikle çevre bilincinin arttığı ülkelerde, görsel ve yazılı basın organlarının, sürekli tükenen ve kirletilen doğal kaynaklardan ve ekolojik tolerans sınırının aşıldığından bahseden yayınlarla, doğal kaynakları dengeli kullanma konusunda uyarılarda bulunduğunu görüyoruz..

Böyle bir süreçte ülkemizde, basında bu türden uyarıcı veya bilinçlendirici yayınlarla çok az karşılaşmak ve diğer taraftan idari organlardan da bu yönde atılan örgütleyici, yönlendirici ve zorlayıcı adımların böylesine düşük seviyelerde kaldığını görmek çok üzücü...

Devamını oku...
 
Son Umudumuz: Ekokentler
BM raporuna göre ilk defa önümüzdeki yıl, dünyada şehirli nüfus kırsalı geçecek. En büyük artış ise nüfusu 10 milyonu geçen megakentlerde olacak.

Şehir alanları yeryüzünün sadece yüzde ikisini kaplamasına rağmen dünyadaki kaynakların dörtte üçünü tüketiyor. Örneğin Londra'nın kendi tüketimini karşılamak için yüzölçümünün 125 katı daha fazla toprağa ihtiyacı var. Birçok çevrebilimciye göre kentler kirlilik, karbondioksit salınımı gibi birçok çevre probleminin başlıca kaynağı. Çözüm ise çoğumuzun düşündüğü gibi kırsala gitmek değil. Eğer doğanın geriye kalan kısmını korumak ve gelişmekte olan ülkelerde yaşam kalitesini iyileştirmek istiyorsak yeni bir anlayışla kentler inşa etmeye başlamamız gerekiyor. Uzmanlara göre yaygın kent anlayışının radikal bir değişikliğe ihtiyacı var. Bunun için de kendi tüketimini kendi üretimiyle karşılayan "çevre dostu" kentler yaratmak zorundayız. Örneğin sadece gazete kâğıtlarının değil, kentteki her çöpün tekrar üretilebilir olduğu bir sistemin yaratılması gerekiyor.

Geçtiğimiz yüzyılda kentleri, kaynakların sonsuz olduğunu varsayarak insandan çok arabalara göre planladılar. Araçlar bireysel özgürlüğün simgesi haline geldiği için planlarda yollar ve araç sayısı önemliydi. Ancak hidrojen gibi çevreye zararlı olmayan yakıtları kullansa bile otomobiller için inşa edilen alan birçok şeyi engelliyor. Örneğin büyük kentlerde asfalt çim, su ve ağaçların aksine güneş enerjisini emer ve çok az bir kısmını yansıtır. Böylece gece ısı yükselir. Otomobiller, klimalar ve elektrikli aletler de ısıyı arttırır, yüksek binalar rüzgârı keserek sıcaklığın dağıtılmasını engeller. Kentler kırsala göre gündüzleri en az 1 derece daha sıcakken, fark gece 6 dereceye kadar çıkabiliyor. Bu ısı artışı daha fazla klima ve daha fazla enerji kullanılmasına neden oluyor.

Ekokent diye tanımlayabileceğimiz çevre dostu kentlerin bir örneği Güney Çin'de Dongtan, "0" karbondioksit salınımı olan araçsız yarım milyon insanın yaşayacağı bir kent olarak planlandı. Bir başka örnek de İspanya'nın sahil kenti Valencia yakınlarında kurulması planlanan "Sociopolis".

Thumbnail 1 de ProyectoThumbnail 2 de ProyectoThumbnail 5 de Proyecto
Thumbnail 3 de ProyectoThumbnail 4 de ProyectoThumbnail 6 de Proyecto
 
İlk defa 2003 Valencia Bianeli'nde sunulan projede 13 uluslararası mimarlık firması çalıştı. Sociopolis'in çevresinde bulunan "huerta" adı verilen tarım alanlarının korunarak kentin yiyeceğinin de üretilmesi planlanıyor. Bölgeye Turia Nehri'nden su taşıyan 800 yıllık (Araplardan kalan) sulama kanalları hâlâ kullanılıyor. Proje mimarları Sociopolis'te de buna benzer sulama sistemlerinin kullanılacağını, isteyenin bahçe kiralayarak kendi yiyeceğini üretebileceğini söylüyor. Sociopolis'te binalar ve ortak alanlar enerji kaybını önleyecek şekilde tasarlandı. Burada güneş ışığının direkt olarak camlardan girmesi engellenecek, su fıskiyeleriyle hava soğutulacak ve dış yüzeyler beyaza boyanacak. Çünkü her gün 400 litre su bir ağaç tarafından buharlaştırılıp havayı soğutabiliyor. Örneğin Miami'de ağaçlı bir semt ağaçsız olana göre yüzde 10 daha az elektrik faturası ödüyor. Büyük kentlerdeki yabancılaşmayı önleyecek yeni bir komşuluk sistemi de geliştirilecek "dijital komşular". Bütün şehir birbirine intranet ile bağlanıp herkesin birbirini tanıması, kaynakların ortak kullanılması teşvik edilecek.

Atlas, Sayı 160, Temmuz 2006

 
SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTLEŞMENİN ODAĞI: EKOKENTLER

 

Giriş
Çağımızda kentleşme kendi kuramsal ve kılgısal sınırlarına dayanmıştır. Gelinen noktada, mutabık kalınan çözümcül kavram sürdürülebilir kentleşme kavramıdır. Ancak, her kavram gibi sürdürülebilir kentleşme kavramının da ancak belli bir yere kadar açıklama değeri vardır.

Bu yazıda, kentleşmenin temel kavramının sürdürülebilirlik, sürdürülebilir kentleşmenin temel kavramının da ekokent kavramı olması gerektiği üzerine durulacaktır. Ancak, bizi sürdürülebilirliğe icbar eden kapitalist zihniyetten vazgeçmeden ekokent modelinin çok fazla işe yaramayacağı da açıkça vurgulanacaktır. Bu bakımdan, yazı iki mecrada akacaktır. Birinci mecrada ekokentlerin, daha iyi bir model sunulana kadar, iyi bir tercih olduğundan, ikincisinde ise asıl mesele olarak, konunun yerleşimsel ve kentsel bir sorun olmaktan çok felsefi ve ahlaki bir sorun olduğundan söz edilecektir.

Kentlerin Yeni Adı
1972 Stockholm Konferansı’ndan beri kullanımda olan sürdürülebilirlik kavramı insanoğlunun oldukça geç bir zamanda algılayabildiği bir zihinsel durum olmuştur. Fakat, sürdürülebilirliğin kentlere ve kentleşmeye uygulanması, insan yerleşimleri tarihinin ya da daha üst bir düzeyde kent tarihinin modern öncesi döneminin yabancı olmadığı bir olguydu. Bu uygulama modernlikle birlikte sert ve tahripkar bir kesintiye uğradı. Modernliğin sonunda yeni arayışlar bizi modernliğin çizgisel zaman ve çizgisel gelişim algısının tahakkümcü ve tahripkar tezahüründen modern öncesi döngüsel zaman ve döngüsel gelişim algısının özgürleştiren ve onarıcı tezahürüne icbar etti. Tekrar kadim öğretilerin efsununa teslim oluyoruz. Bu konuya aşağıda tekrar dönmek üzere, şimdi kentlerin yeni adı ekokentin sokaklarında bir gezintiye çıkalım.

Kadim kentler, hatta yakın zamana kadar pek çok kent, kentin kurulacağı mekanın florası ve faunası dikkate alınarak kurulurdu. Ekokentler tekrar aynı noktaya gelmemizin sonucu olarak ortaya çıkmaya başladılar. İki tipik örnek olarak tasarlanan Çin’de Dongtan ve İspanya’daki Sociopolis ne kadar başarılı örnekler olacaklar, bu belli değil ama en azından kitlesel bir deneme olarak dikkate değerdirler. Bu kentler başta olmak üzere, ekokent modelinde esas alınan, ‘arabaya göre değil, insana göre kent’ yaklaşımı en azından nazari olarak doğru gözükmektedir.

Ekokentler üzerine çalışanlar, yapıp ettikleri ile ilgili pek çok şey söylemektedirler. Fakat, tamamı, hiç de farkında olmadan şu dört unsuru dile getirmektedirler.
• Toprağı yaşatmak
• Suyu yaşatmak
• Havayı yaşatmak
• Isıyı denetim altında tutmak (Bu dörtlünün herkeste aynı şeyi çağrıştırdığını bilir gibiyim, bu konuya aşağıda ayrıntılı bir şekilde temas edilecektir.)
Bu dörtlü yaşarsa, onların yaşattıkları da yaşar. Hepsi yaşarsa insan da yaşar.

Devamını oku...
 
Dongtan Eko Kent Projesinin Mimarı, Arup'tan David Height


Yapı-Endüstri Merkezi’nin düzenlediği ‘Ekolojik Mimarlıkta Somut Adımlar’ Sempozyumu’na katılacak konuşmacılardan bir diğeri ise, dünyaca ünlü mimarlık ve mühendislik firması Arup’un genel müdür yardımcısı David Height. Arup’ta tasarım ve projelendirme safhalarında pek çok projede çalışan ve dünyanın ilk sıfırdan tasarlanmış ekolojik yerleşkesi olan Dongtan Eko Kent’in mimarlarından Height, ‘Ekolojik Çağda Mekan Tasarlamak: Kentler ve Sürdürülebilirlik ’ başlıklı bir konuşma yaptı. Arup, tasarımcılar, mühendisler, plancılar ve iş danışmanlarından oluşan küresel bir firma olarak, tüm dünaydan müşterilerine oldukça geniş bir yelpazede profesyonel hizmet veriyor. Arup’un yenilikçi ve tam entegre olmuş girişimleri, firmanın yetenekleri ve bilgisi, her hangi bir tasarım problemini çözmedeki başarısının anahtarları. 37 ayrı ülkede, 86 ofisi ve 9 bine yaklaşan çalışanıyla Arup, yapılı çevrenin oluışturulmasında büyük bir etkiye sahip. Firma aynı zamanda dünyanın en yenilikçi ve sürdürülebilir tasarımlarının arkasındaki yaratıcı güç.

 

Cambridge Üniversitesi, Kingston Üniversitesi ve UCL Bartlett’te öğretim görevliliği yapan David Height, 1999’da katıldığı Arup bünyesinde çok sayıda projede görev aldı. Bunlardan bazıları, Cambrigde yakınlarında 10 bin kişiye iskan sağlayan Northstowe New Town yerleşkesi, Doğa Tarihi Müzesi’nin masterplan araştırmaları, ‘Geleceğin Okullarını İnşa Etmek’ girişimi kapsamında Greenwich Okulu’nun beş yeni ortaöğretim düzeyindeki eğitim yapısı, Kingston Üniversitesi’nin masterplanı ve üniversitenin farklı kampüslerindeki beş yeni bina projesi.

David Height’ın sunuşu, 21.yy’da kent toplumunun yüzyüze geldiği önemli konuları araştırarak, yeni yerleşim ihtiyaçları ile toplum ve çevrede yaşanan temel değişimlere işaret etti. Arup’un Dongtan, Northstowe Eko Kent gibi proje örnekleri üzerinden yürütülecek sunum, kentsel tasarımın ilgili olması gereken konular ve bu başlıkların, sürdürülebilir mekanları yaratmaya nasıl katkı sağlayacağına ışık tuttu.

http://www.yapi.com.tr/HaberDosyalari/Detay_dongtan-eko-kent-projesinin-mimari-aruptan-david-height_736.html?HaberID=60048

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>

Sayfa 2 / 3