Eko-Kentler
"Ekolojik Ayak İzi (Ecological Footprint / eco-footprint), tüketilen tüm doğal kaynakların üretilmesi için gereken toprak alanını gösteren bir ölçüdür. Bir eko-ayakizi, tükettiğimiz tüm enerji, su, madde, ürün ve hizmetleri üretmek için ihtiyacımız olan kara ve denizin ölçümüdür. Bu ölçümde önemli olan, bildiğimiz gibi sınırlı olan doğanın kaynaklarıyla bu yükü desteklemeyi sürdürüp sürdüremeyeceğinin değerlendirilmesidir." 

Shinjuku bölgesi, Tokyo Kaynak: anatol.org

Yüz yıl önce, dünyadaki en büyük kent, 6,5 milyon nüfusuyla Londra’ydı. Bugünse Londra, Tokyo’nun yanında küçücük kalıyor. Bir yüzyıl önce Londra’nın nüfusunun neredeyse çeyreği kadar bir nüfusu olan Japonya’nın başkenti, o günden beri 34 milyona yükseldi ve küresel kent tablosunda zirveye yükseliyor.

Tokyo’nun olağanüstü büyümesi büyük ölçüde tek bir nedene bağlı: kırsal kesimden kente göç. Bu, bugün, 7,5 milyon olan nüfusuyla ilk yirmiye bile giremeyen Londra’ya yetişen bir çok örnekten yalnızca biri.

Kırsaldan kente göç, günümüzde tüm dünyadaki kentlerin geçmişinde görülebilir ve bizi, insanlık tarihinde önemli bir noktaya getirmiştir. 1900’de, çoğunluk kent dışında, %10’dan biraz fazlasıysa kentlerde yaşıyordu. Birleşmiş Milletler Nüfus Planlama, önümüzdeki yıldan itibaren insanlık tarihinde ilk kez kentlerde, kırsal alanlarda olduğundan daha fazla insanın yaşayacağını ve en büyük artışın, 10 milyondan fazla nüfuslu “megakent”lerde olacağını bildiriyor.

Megakentlerin hızlı artışı –şu anda toplanmda 20 tane megakent bulunuyor- muazzam çevre sorunlarını ve sosyal sorunları beraberinde getirdi. Kentler, dünya üzeridenki karaların yalnızca %2’sini kaplıyor ancak, her yıl azalmakta olan kaynakların %75’ini tüketiyor, sera etkisi yaratan gaz bulutları, milyarlarca ton katı atık ve zehirli atık nehirleri üretiyor. Sakinleri de, yiyecek için toprak ve su stoklarına, ahşap ve ağaç için de ormanlara yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Örneğin, Londra’nın tükettiği kaynakları sağlaması için sahip olduğu alanın 125 katına ihtiyacı var ve eğer gelişen dünyanın yeni megakentlerin batıdaki kentler gibi büymelerine izin verilirse, çevreye korkunç etkileri olacak.

Devamını oku...
 
Danimarkalı Mimardan Estonya’ya Eko-Kent

Danimarkalı mimar Schmidt Hammer Lassen, Estonya’nın Talin kenti yakınlarında, Baltık Denizi’ne bakan bir eko-kent tasarladı.

Estonya’nın başkenti yakınlarındaki Paljassaare yarımadası üzerinde yer alan 465.000 metrekarelik eko-körfez projesinde, rüzgar tarlaları ve birleşik ısı ve elektrik sistemiyle enerji sağlanacak. Ayrıca gerekli enerjinin devamını da körfezin yakınındaki atıksu işleme tesisinden elde edecek.

Projenin mimarı Finn Jeppesen’e göre proje, kent içinde yeni bir kent yaratacak.

Eko-körfezin tam kalbinde, ortasında restoran, alışveriş ve eğlence tesislerinin yer alacağı üç adet yapılı alan olacak. Jeppesen, “Baltık kentlerinde eko-kentlere ihtiyaç var. Ekoloji ve sürdürülebilirliği farklı biçimde ele alan yeni bir projeye ihtiyaç var. Bu planın hemen yanı başında, mimarın yapmaktan çok memnun olduğu bir de okul öneriyoruz. Ayrıca Tallinn kent merkezinden bölgeye tramvayı getiren ve tüm alanı kapsayan bir de ulaşım planımız mevcut. Tallinn’de çok da yaygın olmayan bisiklet kullanımını da bölgede değerlendiriyoruz. Tüm bunların genele yayılmasını umut ediyoruz.” şeklinde açıklıyor.

 

Projede, Baltık Denizi’nden gelen sert rüzgarlara karşı korunak sağlamak amacıyla yapay tepeler kullanılırken, rüzgar koridorlarının oluşma olasılığını azaltan ızgara sistem, kış boyunca uzun, karanlık bir dönem geçiren alanın güneş enerjisini maksimize edebilmek için ise birbirinin önünü kapatmayacak bina yükseklikleri belirlenmiş.

Mühendis Buro Happold, Eko-körfez’de, aynı boyutlardaki geleneksel evlere göre ısı kaybının %70 oranında azaltıldığını söylüyor.

Kaynak: BD Online

 
Future Architecture : Floating Ecopolis

 

According to the less alarming forecasts of the GIEC (Intergovernmental group on the evolution of the climate), the ocean level should rise from 20 to 90 cm during the 21st Century with a status quo by 50 cm (versus 10 cm in the 20th Century). As a solution to this alarming problem architect Vincent Callebaut came up with this ecotectural marvel that could serve as a luxurious future retreat for 50,000 inhabitants seeking refuge from rising waters due to global warming. He believes the world will be desperately seeking shelter from the devastations of climate change, and hopes the auto-sufficient amphibious city will serve as a luxurious solution. To bad that right now we are close to 7 billion people and this luxurious future retreat is just for 50,000 inhabitants ( just for rich people ).

Floating Ecopolis

Vincent Callebaut called this project “Lilypad“, but this ecotectural marvel is also called as “Floating Ecopolis for Climate Refugees”. The whole structure is covered in green walls and roofs, the top portion covered in grasses with the inner portion featuring a palm oasis, and the under portion serving as a bed for natural sea planktons and oceanic plants. Finally if you were already planning to reserve a place to this luxurious future retreat stay calm, because Vincent Callebaut hopes that “Floating Ecopolis for Climate Refugees” will make the transition from design to reality around the year 2100.

Floating Ecopolis
Floating Ecopolis
Floating Ecopolis
Floating Ecopolis

http://freshome.com/2008/06/11/future-architecture-floating-ecopolis-for-climate-refugees

 
EKOPOLİS / EKOKENT


yas02.jpg

Tek çare 'ekopolis'

Hava kirliliği, hastalık, çıldırtan trafik, şiddet... Büyük kentlerin ölümcül sorunlarına BM talimatıyla 'Dur' diyecek projeler üreten mimarlar, çevreci kentler için kolları sıvadı.
 

BİRLEŞMİŞ Milletler (BM), büyük kentlerin giderek karmaşıklaşması ve bunun sonucu olarak insan sağlığını tehdit eden çevre sorunlarının artması üzerine kolları sıvadı.

21. yüzyılda daha yaşanabilir kentler üretilmesi için Uluslararası Mimarlık Akademisi'nden yeni kent projeleri üretmesini isteyen BM, böylece "megapolis"lerden "ekopolis"lere geçiş sürecini açmış oldu.

Bu konuda BM tarafından görevlendirilen Uluslararası Mimarlık Akademisi Ortadoğu Afrika Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp ve Uzakdoğu Sorumlusu Japon mimar Prof. Kiyonori Kikutake, "deniz kent" ve "yeşil kent" adını verdikleri projeleri başlattı.

Dünyanın yeni çehresini oluşturacak projelerle ilgili görüştüğümüz Türk uzman Prof. Dr. Alp, gelecekte yapılacak kentlerin ayaklar üzerine kurulu olacağını söyledi. Dağlar ve denizler gibi doğanın içinde kurulacak kentlerin çevreye tamamen zararsız olacağını belirten Alp, fabrikaların da yerin altında, doğaya zarar vermeyecek şekilde inşa edileceğini söyledi.

Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>

Sayfa 3 / 3