SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTLEŞMENİN ODAĞI: EKOKENTLER

 

Giriş
Çağımızda kentleşme kendi kuramsal ve kılgısal sınırlarına dayanmıştır. Gelinen noktada, mutabık kalınan çözümcül kavram sürdürülebilir kentleşme kavramıdır. Ancak, her kavram gibi sürdürülebilir kentleşme kavramının da ancak belli bir yere kadar açıklama değeri vardır.

Bu yazıda, kentleşmenin temel kavramının sürdürülebilirlik, sürdürülebilir kentleşmenin temel kavramının da ekokent kavramı olması gerektiği üzerine durulacaktır. Ancak, bizi sürdürülebilirliğe icbar eden kapitalist zihniyetten vazgeçmeden ekokent modelinin çok fazla işe yaramayacağı da açıkça vurgulanacaktır. Bu bakımdan, yazı iki mecrada akacaktır. Birinci mecrada ekokentlerin, daha iyi bir model sunulana kadar, iyi bir tercih olduğundan, ikincisinde ise asıl mesele olarak, konunun yerleşimsel ve kentsel bir sorun olmaktan çok felsefi ve ahlaki bir sorun olduğundan söz edilecektir.

Kentlerin Yeni Adı
1972 Stockholm Konferansı’ndan beri kullanımda olan sürdürülebilirlik kavramı insanoğlunun oldukça geç bir zamanda algılayabildiği bir zihinsel durum olmuştur. Fakat, sürdürülebilirliğin kentlere ve kentleşmeye uygulanması, insan yerleşimleri tarihinin ya da daha üst bir düzeyde kent tarihinin modern öncesi döneminin yabancı olmadığı bir olguydu. Bu uygulama modernlikle birlikte sert ve tahripkar bir kesintiye uğradı. Modernliğin sonunda yeni arayışlar bizi modernliğin çizgisel zaman ve çizgisel gelişim algısının tahakkümcü ve tahripkar tezahüründen modern öncesi döngüsel zaman ve döngüsel gelişim algısının özgürleştiren ve onarıcı tezahürüne icbar etti. Tekrar kadim öğretilerin efsununa teslim oluyoruz. Bu konuya aşağıda tekrar dönmek üzere, şimdi kentlerin yeni adı ekokentin sokaklarında bir gezintiye çıkalım.

Kadim kentler, hatta yakın zamana kadar pek çok kent, kentin kurulacağı mekanın florası ve faunası dikkate alınarak kurulurdu. Ekokentler tekrar aynı noktaya gelmemizin sonucu olarak ortaya çıkmaya başladılar. İki tipik örnek olarak tasarlanan Çin’de Dongtan ve İspanya’daki Sociopolis ne kadar başarılı örnekler olacaklar, bu belli değil ama en azından kitlesel bir deneme olarak dikkate değerdirler. Bu kentler başta olmak üzere, ekokent modelinde esas alınan, ‘arabaya göre değil, insana göre kent’ yaklaşımı en azından nazari olarak doğru gözükmektedir.

Ekokentler üzerine çalışanlar, yapıp ettikleri ile ilgili pek çok şey söylemektedirler. Fakat, tamamı, hiç de farkında olmadan şu dört unsuru dile getirmektedirler.
• Toprağı yaşatmak
• Suyu yaşatmak
• Havayı yaşatmak
• Isıyı denetim altında tutmak (Bu dörtlünün herkeste aynı şeyi çağrıştırdığını bilir gibiyim, bu konuya aşağıda ayrıntılı bir şekilde temas edilecektir.)
Bu dörtlü yaşarsa, onların yaşattıkları da yaşar. Hepsi yaşarsa insan da yaşar.

Peki, bu nasıl olacak? Konuyu biraz açacak olursak şunları söyleyebiliriz:
• En az doğal kaynak kullanarak
• Ekolojik ayakizini en aza indirerek
• Sera gazına yol açan uygulamaları sıfırlayarak
• Sıfır karbon ilkesini hayata geçirerek
• Kent içi ulaşımda motorlu araçları safdışı edip yürümeyi en mümkün hale getirerek
• En az motor kullanıp -en az kirletici gaz yanında- en az ısı yayarak
• Güneşten, rüzgardan, akıntıdan, dalgadan enerji kaynağı olarak en yüksek düzeyde faydalanarak
• Kullanılabilir suyu en az düzeyde atıksuya dönüştürmeye sebep olarak
• Binaları hava akımlarını kesmeyecek şekilde inşa ederek
• Cadde-sokak düzenini hava akımlarını kesmeyecek şekilde kurarak
• Binaları hava akımını kullanarak, klima kullanmadan, serinleterek
• Binaları dışarıyı ısıtmayacak şekilde yaparak
• Kentin gıdasını kent içi ve kent çevresinde aynı kentin insanları tarafından organik tarım ilkelerine göre üreterek
• Yeniden kullanma, yeniden üretim ve dönüşüm ilkelerine uyarak; atıklar yeniden ve yeniden kullanarak
• Çok yoğun bir ağaçlandırma ve yeşil koridorlarla tüm kentin bir orman gibi olmasını sağlayarak (Ağaçlı semtlerin daha serin olduğu, daha az klima kullanımına ihtiyaç gösterdiği bilimsel bir gerçek. Ağacın yeşil bir estetik sağlaması, havayı temizlemesi ve ses kirliliğini azaltması özellikleri zaten biliniyor.)

Doğrusu, o kadar çok ayrıntı var ki! Kent hayatındaki en büyük olgudan en küçüğüne kadar akla gelen ne varsa ekokent nizamı içinde yeniden düşünülmesi ve bütündeki yerine yerleştirilmesi gerekiyor. Mesela, kentte sokağa döşenen bir taşın bile ısı özelliği dikkate alınarak döşenmesi gerekiyor. Biraz açarak birkaç örnek daha sıralayalım:

• Modern banyolarda yıkanma öncesinde sıcak su gelene kadar akan su boşa gidiyor. Aslında bu bir boşa gitme değil sadece. Musluktan çıkmış olan su o anda atıksu haline geliyor. 1 litre evsel atıksu 8 litre içilebilir suyu kullanılamaz hale getiriyor. Muslukların sensörlü hale getirilmesi gerekiyor. Su ısıtma sistemlerinin değiştirilmesi gerekiyor. Termostatlı batarya uygulamasının mecburi kılınması gerekiyor. Termostatlı batarya pek çok faydasının yanında suyu hemen ısıtarak boşa akıtılmamış olmasını sağlıyor. (Isınmış suyun ekosisteme vereceği zarar da var elbette ama tabiat bu kadarını geri döndürebilecek güçte yaratılmış.)
• Tıraş olurken, makyaj silerken, diş fırçalarken, su pek çok insan tarafından boşa akıtılıyor yani hiç kullanılmadan atıksuya dönüştürülüyor.
• Tuvalet rezervuarları ve sifon sistemi su israfını zirveye taşıyor. Bir fili temizleyecek kadar bol su harcayan sistemler yerine, küçük abdest-büyük abdest ayrımına göre ikili yapısı olan sistemlerin kullanılması gerekiyor.
• Yıkanırken akan su kullanmak en temizi ama akan su banyo sürecinin başından sonuna kadar akan su olmak zorunda değil; belki zaman zaman kapatılması veya kurna sistemi benzer uygulamaların devreye girmesi gerekiyor.
• Ev temizliğinde ‘silme’ yerine yıkamayı tercih etme aynı şekilde suyun atıksuya dönüştürülmesi anlamına geliyor. Özellikle, balkon ve teras yıkama çok ciddi boyutlarda atıksu üretimi demektir.
• Halı ve araba yıkama da aynı derecede atık su üretimine yol açmaktadır.
• Bahçe ve çiçek sulama yerine bahçe ve çiçek yıkamaya dönüştürülen bu eylemler de aynı feci sonuçları doğurmaktadır.
• Motorlu ve elektrikli ev-işyeri-ofis aletleri ısınma etkisi meydana getirmektedirler. Ayrıca, bazılarında kullanılan gazlar da ayrı bir sorundur.
• Lamba-ışık-aydınlatma sistemleri küresel ısınmaya etki etmektedir. (Bunun yanında, gereksiz aydınlatmaya da sebep olmakta, insan ve diğer canlıların, bitkiler dahil ihtiyaç duymadığı bir aydınlanmaya da yol açmaktadır. Bu, özellikle insanların uyku düzenlerine etki etmekte ve uykunun getirdiği istirahat ve tedavi edici sonuçlara erişememeye sebep olmaktadır.)
• Motorlu kara taşıtlarının dört tekerli çift koltuklu 4-5 kişilik olanlarında motor 2000cc’nin üzerine çıkmaması gerekiyor. İstisnalar hariç olmak üzere, çoğu arabanın 1600cc’nin altında kalması gerekiyor. Hiç kimse 5 saniyede ya da 10 saniyede 100 km hıza ihtiyaç duymamaktadır. Cc ve hp ilişkisinin buna göre yeniden belirlenmesi gerekiyor.
• Trafik sıkışıklığının sadece işe geç kalmaya sebep olmadığını anlamak ve mutlaka önlemek gerekiyor, zira daha fazla trafikte kalan bir araç daha fazla yakıt tüketiyor, daha fazla ısı yayıyor, daha fazla ses kirliliği yapıyor. (Trafikte araç olmayınca kendiliğinden hallolan bir sorun olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir.)
• Sigara-tütün kullanımı baştan sona hem hava kirliliğine hem de ısı artışına etki etmektedir. Dünyada bir günde yakılan/tüttürülen tütün miktarının etkisi büyük çaplı orman yangınlarından farksızdır.
• Isıtma ve soğutma sistemleri, yani kalorifer ve klima sistemlerinin enerji üretimi ile birlikte düşünülmesi gerekiyor (Tokyo’da Shinjuki örneği)
• Yağmur suyu biriktirmek doğayla en iyi dostluk örneklerinden biri olabilir. Ayrıca suyu ikili düşünmek ve beden için tüketilen su ile mekan ve doğa için tüketilen suyu iki ayrı sisteme yüklemek ve kullanmak gerekir.
• Deterjan kullanımı yerine eskilerin kullandıkları, zararını tabiatın karşılayabildiği sabun ve sabun tozu vb kullanmak gerekiyor. Modern kültür, suyu ve sabunu temizlik için yeterli görmeyen bir ilginç bir kültür haline geldikten sonra, insanlar neredeyse suyu ve sabunu deterjanla yıkayıp öyle kullanacaklar. Halbuki, mesela çamaşırda beyaza yapılan atıf, doğal beyazdan saptıkça doğada geri dönüşü olmayacak tahribatlara yol açmaktadır. Aynı marazi durum bulaşıkta da başka temizlik alanlarında da görülmektedir.
• Çekirdek aile tüketimi artırıyor, daha büyük ailelerle toplam tüketimin azaltılması gerekiyor. Mesela, bir lambayla 1 kişi de aydınlanabilir 10 kişi de. Altındaki kişi sayısı arttıkça lambanın harcadığı elektrik ve yaydığı ısı artmamaktadır. Bu örnek, kullanılan pek çok nesneye teşmil edilebilir.

Bu örnekleri çok daha artırmak mümkündür. Gerçekten, o kadar çok husus var ki bahsedilmesi gereken. İşte bir örnek daha:
• Göçmen kuşların güzergahını kesen yüksek binalar inşa etmekten kaçınmak gerekiyor. (İstanbul bunun en acı örneklerinden birini yaşıyor. İstanbul’daki gökdelenler göçmen kuşların güzergahı üzerinde ve onlara zarar veriyorlar. Ekosisteme verilen en ufak bir zarar daha büyük bir zarar olarak insana geri dönmektedir.)

Bunun ekokentle ne ilgisi var demeyiniz. Ekokent doğayla dost kent demek.

Biraz da Eleştiri
Kadim öğretinin dört unsuru vardı: Toprak, Hava, Su ve Ateş. Düzen bu dörtlü üzerine kurulmuştu ve unsurlar arasındaki denge kainatın dengesi demekti. Dört unsura yüklenen kutsallık aynı zamanda onların korunması anlamına da geliyordu. Ekokentler yukarıda belirtildiği üzere, farkında olmadan bu dört unsura geri dönüşün adıdır.

Modern zihniyet parçacıl ve indirgemeci bir zihniyettir. Bütünü parçalar ve onu bir parçasına indirger. F. Bacon’ın dünyayı işkence edilmesi gereken bir varlık olarak görmesi, R. Descartes’ın onu düşünülen nesneye dönüştürmesi ve düşünen Ben’den sıyırması, I.Newton’un geliştirdiği mekanist tasavvur varlığı kendi bütünlüğünden kopardı. Heidegger’in varlığın unutuluşu dediği şey buydu. Kopuk algı ve kopuk bilincin kurduğu şehirler yani modern adamın şehirleri tabiattan kopuk, tabiattan intikam alan alırcasına, ona boyun eğdirircesine, ona diz çöktürürcesine kurulan şehirlerdi. Sonuçta kaybeden tabiat oldu elbette. Ama insanın, asıl kaybedenin kendisi olduğunu anlaması fazla uzun sürmedi. Çözüm olarak bulduğu şey sürdürülebilir kentleşme ve bu eksende ekokentler oldu.

Oldu olmasına ama kanaatimizce asıl sorun da burada başlıyor. Sürdürülebilir kentleşme ihtiyacı nereden doğdu? Ekokent ihtiyacı nereden doğdu? Kapitalizmin tahripkar tabiatından doğdu. Yapılması gereken şey, her şeyden önce bir zihniyet değişimi olmak zorundadır. Açık seçik bir şekilde söylemek gerekirse, önce kapitalizmi terk etmek gerekir. Ekokenti kuracak olan zihniyet kapitalist bir zihniyetse bunun sonucu bir başka talan ve tahribat olacaktır.

Tarihin kökünden beri insanoğlu tabiatı kullanmış ve tüketmiştir ama hiçbir zaman ona işkence etmemiştir, ona düşman gözüyle bakmamıştır, hiçbir zaman ona saldırmamıştır. Ne zamanki kapitalist Ben ortaya çıkmıştır, işte o zaman her şey kökünden değişmiş, tabiat kendini yenileyemez hale gelmiştir. Bu sebeple;

• Kapitalizmi ve onu kapitalizm yapan değerlerini terk etmek gerekiyor.
• Yeniden toprak, su, hava, ateş demek gerekiyor.
• Doğaya, işkence edilmesi gereken bir varlık olarak değil, biraz da ‘animistik’ bir yaklaşımla, aynı özü taşıyor olduğumuzun idrakini sergileyen bir yaklaşım benimsemek gerekiyor.
• Artık bir maraza dönüşmüş olan hazcı kültürün terk edilmesi, tüketim felsefesinin değişmesi ve kanaat kültürünün yaygınlaşması gerekiyor. “Kanaat en büyük zenginliktir” diyen Peygamberin aydınlattığı yol varılması gereken hedef için en iyi seçenektir.

Kadim bilgelik toprak, su, hava ve ateş derken elementler tablosu denilen modern bilgiyi hafızasına kaydetmiş biri için elbette son derece cahilane bir şey söylüyordu. Ama döndük dolaştık yine aynı noktaya geldik. Modern yöntemlerle toprağı, suyu ve havayı öldürdük, dünyanın ateşi yükseldi. Kadim insan her neyin farkında idiyse, onun farkında olduğu şey bir denge oluşturuyordu ve bu en büyük bilgelikti.Modern kentler bu kadim bilgeliğin cahili olmanın tezahür alanları oldular.

Sonuç
Kentler dünyanın en devamlı iki örgütlenmesinden biridir. (Diğeri ailedir.) Kent ve aile dünyadaki tüm diğer kurumlardan daha uzun ömürlü olmuşlardır. Kentler devletlerden daha uzun ömürlüdür. Mesela, İstanbul’dan üç tane imparatorluk geçmiştir. Bu imparatorlukların tamamı tarih sahnesinden çekilmiştir ama İstanbul 2700 yıldır hala bir kent olarak yaşamaya devam etmektedir. Kentler böyledir. Bir devletin ömrü içerisinde kurulup yıkılan kentlerin olduğunu gözden kaçırıyor değiliz ama özü itibarıyla kentler uzun ömürlü olurlar. Tarihin bilinen ilk kentlerinin bazıları İstanbul gibi hayattalar ama onların zamanından beri yaşayabilen bir devlet mevcut değildir. Bu bakımdan, kentler insanoğlunun en sağlam olarak örgütlediği yapıdır. Kentin uzun ömürlü olması kendi sürdürülebilirliğini doğal olarak kendinin çözebilmesi ile ilgilidir. Tarihte, doğayı tüketen kentler olmuştur ama hiçbir zaman modern kentler gibi doğanın ruhunu iğfal eden bir tecavüz vaki olmamıştır. Bu bağlamda modern kent doğaya karşı işlenmiş suçtur. Sorun, kentleşme sorunu değil, kapitalizm sorunudur.

Emeli ve ameli kendi sonunu belirleyen bir varlık olarak insan, kendi oluşturduğu sorunlarına yine kendince çözümler bulmaktadır. Bu çözümlerin, aynı Ben tarafından ortay konması yani Ben’in değişmemiş olması endişeye yol açmaktadır. Dolayısıyla, sürdürülebilir kentleşme ve ekokent kavramı ve uygulamalarının, özünde, bir somutluk değil, felsefi ve ahlaki bir soyutluk içermesi gerektiğinin altını çiziyoruz. Bu sebeple, sürdürülebilir kent tasarımı öncelikle bir mekansal tasarım değil, zihinsel tasarım meselesi olarak algılanmak zorundadır.

Kapitalizmin temel sorunu ise kendi felsefi özünü oluşturan liberalizm sorunudur. Bırakınız yapsınlar denildi ve yapıldı yapılmaması gereken ne varsa ve sonuç ortada. Bu iki sorun devam ettikçe sürdürülebilir kentleşme mümkün olmayacaktır. Hele, ekokent hiç varolamayacaktır. Kapitalist bir zihniyetin kuracağı ekokentin de bir tür kapitalist kent olacağı açıktır. Bu sebeple, ekokent bir karşı kapitalist kent olacaksa eğer; bir anlamı, değeri, işlevi ve işlerliği olabilecektir.

Mustafa ŞEN
GENAR Genel Müdürü
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

http://www.yerelsiyaset.com/v2/index.php?goster=ayrinti&id=708