Sürdürülebilir Enerji Raporu


TÜBA Şeref Üyesi Prof. Dr. Sadık Kakaç’ın Sürdürülebilir Enerji Raporu Hakkında Görüşlerini Aktardı-31 Kasım 2008

Prof. Dr. Sadık KAKAÇ
TÜBA Şeref Üyesi


AkademilerArası Konsey (IAC) küresel tehditlere yönelik bilimsel, teknolojik ve sağlık konularında raporlar hazırlar; dünyanın her köşesinden uzman ve tecrübeyi bir araya getirerek, ulusal hükümetlere ve uluslararası kuruluşlara bilgi ve öneri sunar. Bu raporda belirtilen önerilerden ülkemizin nasıl faydalanabileceğini değerlendirmek gerekir.

Sürdürülebilirlik, çeşitli enerji kaynaklarını kullanarak, bunların harcanmasında gelecek nesilleri de düşünmek, milyonlarca senede birikmiş olan fosil yakıtları mecbur olmadıkça kullanmamak, çevreyi korumak ve gelecek kuşakları da düşünerek hareket etmek, ülkemizin sürekliliği açısından düşünmek demektir.

1977 yılında hazırlanan uluslararası Kyoto protokolü, sera gazlarının emisyonunu sınırlamakta ve sürdürülebilir bir enerji geleceğinin gerçekleştirilmesini öngörmektedir. Bu protokolü hükümetimiz henüz imzalamamış olmasına karşılık, şunu belirtmek yerinde olur ki, bu konu 21’inci yüzyıl için acil bir gereklilik arz edecektir. AB ülkeleri bu konuyu ön plana almakta ve henüz adı geçen protokolü imzalamamış olan ABD ile anlaşmazlık durumunda olup, Amerikan hükümetine baskı yapmaktadırlar. AB’ne girebilme gayretleri içerisinde bulunan ülkemizin, bu konuda, bilimsel kuruluşlar ile işbirliği yapması gereklidir.

Küresel iklim değişikliği gibi çok tehlikeli bir durumun önüne geçilebilmesi için, sürdürülebilir bir enerji gerçeğinin ülkemizde gerçekleştirilmesi, uzun vadeli enerji stratejik planları ile mümkün olacaktır. Ülkemiz açısından, enerji kaynaklarımızın emniyeti, petrol güvenliği, çevre sorunları ve iklim değişikliği, iç sorunlar ve uluslararası baskılar, acil eylem gerektiren önemli konulardır.

Enerji planlamaları uzun vadeli yapılır. Örneğin; 2030 yılında Türkiye’nin nüfus yapısına paralel olarak belirli hayat standardını sürdürmek, ülkenin her köşesinde, enerji kullanımı açısından eşit imkânlar hazırlamak ve refah seviyesini eşitlemek durumundayız.

Adı geçen raporun tavsiyeleri ve önerileri doğrultusunda, ülkemiz açısından, ülkemiz kurum ve kuruluşları ile siyasi otoriteyi zorlayıcı tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Enerji Talebi ve Verimliliği: Sürdürülebilirlik açısından esas istenen durum, enerji tüketimindeki artışı minimuma indirirken, aynı zamanda daha iyi bir sosyal refaha doğru ilerlemeyi sağlamaktır ve bu mümkün görülmektedir. Dolayısıyla sürdürülebilirlikte, sadece enerjinin sunulması değil, nasıl kullanıldığı da önem kazanmaktadır. Aynı mal ve hizmetlerin sunumu için, gereken enerji miktarının azaltılması yani enerji veriminin artırılması gerekir. Bu bir kamu ve politika önceliği olmalıdır. Yatırımlarda, enerji verimliliğini ön plana almak, maliyet ve enerji unsurları bakımından elverişli olsa bile, enerji verimliliğini artırıcı engelleri kaldırmak bir politika işidir. Bu kapsamda, binalarda enerji verimliliğini teşvik etmeye yönelik planlar hazırlanmış olup uygulamaları ciddi olarak takip edilmelidir. Sanayi sektörü, temel enerji tüketiminin büyük bir kısmını oluşturduğundan, bu alanda enerji verimliliğine yönelik çalışmalara hız verecek güçlü teşvikler getirilmelidir. Ulaşım sektöründe, gelişmeye paralel olarak, dizel ve petrol yakıtlarından oluşan enerji kullanımı artmaktadır. Ulaşımın farklı türleri, farklı enerji verimliliğine sahiptir. Dolayısıyla ulaşım sektöründe, enerji yoğunluğunu azaltmak, sürdürülebilirliğin hedeflerine ulaşması, hükümetin değişik taşımacılık için alternatif politikaları uygulamasını ve teşvikleri gerektirir.

Enerji Talebi: Ülkemizde enerji çeşitliliğinde şu anda kömür, doğalgaz ve hidrolik santraller, enerji talebinin büyük bir yüzdesini karşılamakta, bunlara ek olarak, ihmal edilebilecek derecede biokütle, jeotermal ve güneş enerjisi kullanılmaktadır. Modern yenilenebilir enerji kaynakları şu an ihmal edilebilir mertebede kullanılmaktadır. Son yıllarda çalışma gayretleri içerisinde görünmemize rağmen, yenilenebilir enerji kaynakları arasında ileri biyo yakıtlar dahil, yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji arzındaki yüzdesini hızla geliştirmek ve düşük karbon emisyonlu teknolojilerine yer vermek, enerji sürekliliği açısından ve karbondioksit emisyonlarını azaltmak bakımından önem taşımaktadır. Petrol alternatifleri için kaynaklar bulmak zorunluluğu vardır. Zira bu kaynaklar, siyasi bakımdan problemli bölgelerde bulunmaktadır. Ülkemizde, hidro-güç dışında, yenilenebilir kapasitede kayda değer artış olabilmesi, ancak girişimci politikalara ve yapılacak teşviklere bağlı olacaktır. Örneğin Brezilya, (geçmiş hükümetlerin uygun politikaları ile) şeker kamışından elde edilen etanol üretiminde dünya üretiminin %40’ından fazlasını gerçekleştirerek ön sıraya geçmiştir. ABD’de mısırdan üretilen etanol için, -çevresel koşullar ve petrol fiyatlarındaki artış nedeniyle- çok sayıda üretim tesisleri kurulmuştur. Biyokütle hammaddelerinin çeşitliliğinin artırılması konusunda yapılan veya yapılacak araştırmalar desteklenmelidir. Doğru politikalarla kurulacak nükleer teknoloji, hem elektrik enerjisi üretecek, hem de düşük karbonlu enerji arzına yardımcı olacaktır.

Devlet Politikası, Bilim ve Teknoloji: Enerji alanında hükümetlerin enerji alt yapısında uzun vadeli yatırımları, enerji araştırma-geliştirme teknolojilerini desteklemeleri, gereken koşulların yaratılmasında hayati bir önem taşır. Siyasi otoritenin, sürdürülebilen enerji koşullarını oluşturmak, karbon emisyonlarının üst sınırını belirlemek, biyokütle enerji üretimi için teşvikler vermek, enerji verimliliğini binalarda ve genel olarak endüstride artırmak için standart ve yönetmelikler çıkarmaya kadar uzun vadeli ve önemli politik yaptırımları mevcuttur. Diğer taraftan, mevcut enerji seçeneklerinin sayısını artırmak ve maliyeti düşürmek, kritik enerji teknolojilerini iyi tanımlayarak araştırma- geliştirme önceliklerini sıralamak ve bu konuda temel araştırmalara da etkili bir şekilde devam etmek gerekir. Enerji verimliliğini artırarak karbon yoğunluğunu düşürmek, yenilenebilir enerji teknolojilerinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması, ülkemizdeki kömür yataklarının kullanılmasında çevre korunması ve insan sağlığını koruyacak karbon teknolojilerinin geliştirilmesi, bilimsel araştırmaları, politikalarda köklü değişiklikleri ve işbirliğini gerektirir. Ülkemizde linyiti yakıt olarak kullanan termik santrallerde karbonu tutma teknolojileri uygulanmalı ve yeni kurulacak fosil yakıt santrallerinde en son teknolojilerin kullanılmasına dikkat edilmesi gerekir.

Ülkemiz, doğalgaz ve petrol kaynakları konusunda, önümüzdeki yıllarda rekabet daha da artarak devam edecek, jeopolitik ve ekonomik kırılganlığa sebep olacak potansiyele sahiptir. Bu bağlamda, verimi yüksek ulaşım araçlarını kullanmak, toplu taşımacılığa önem verecek politika düzenlemeleri gerekir. Bu bakımdan petrole karşı, ulaşım araçları için biyokütle, yakıt pilleri gibi alternatifler geliştirilmelidir.

Nükleer Enerji: Elektrik enerjisi üretiminin, ülkemizin emniyeti açısından güvenilebilir kaynaklardan üretilmesi esastır. Örneğin, doğalgaz yakmak içindir, ısı enerjisi üretimi içindir; % 100 dışa, vanaya bağımlı olan bu kaynak, ülkemiz için güvenilir bir elektrik enerjisi üretim kaynağı olamaz. Bu sebepten, doğalgazın yüzdesini, elektrik üretiminde çok aşağılara çekmek gerekir. Şimdi ülkemizde doğalgazın elektrik enerjisi üretimine katkısı % 40 üzerinde, olup bunun % 20 lere çekilmesi gerekir.

En iyi ve emin yol, çeşitli enerji kaynaklarını beraberce kullanmak ve nükleer güç santrallerini, çok geç olmasına rağmen devreye sokmak, doğalgazın elektrik enerjisi üretimine katkısını azaltmaktır.

Bir ülkede, endüstrinin gelişmesi ve emniyeti için elektriğin ucuz ve emniyetli kaynaklardan elde edilmesi gerekir ve çeşitli enerji kaynaklarını beraberce kullanmak ve nükleer güç santrallerini, çok geç olmasına rağmen devreye sokarak, doğalgazın elektrik enerjisi üretimine katkısını azaltmaktır. Her şeyden önce yeni bir teknolojinin ülkemize girmesi ayrıca önemlidir. Bu bakımdan, çok geç kalınmış olmasına rağmen, hükümetçe nükleer santrallerin kurulmasına karar verilmiş olması isabetli bir yaklaşımdır. Nükleer santralleri kurmak, ekonomik ve politik dengeleri gözetlemek açısından çok zor ve problemlidir. Muhtelif ülkeler, bu tip ileri teknolojileri kullananlar, bir ülkeye bağlı olmadan, bağımsız olarak teknoloji seçimini yapmışlardır. Reaktör tipi ve yakıt çevrimi, önemli seçeneklerden en başta gelenlerdir. Kendi uranyum kaynaklarımızı da kullanarak, reaktör inşasında yerli katkıları artıracak şekilde anlaşmalar yapılmalıdır. Yakıt çevriminde bir ülkeye bağlı olmak, enerji emniyeti ve bağımlılığı açısından gelecekte sorunlar yaratır. Kurulacak reaktörün, tabii uranyum veya zenginleştirilmiş uranyum yakıtı kullanan tiplerden hangisinin seçileceği geniş tartışmalar yaratacaktır. Kamuoyu ile birlikte, bilim ve teknoloji bunun son kararını vermelidir. Dünya petrol piyasalarında iniş-çıkışlar göz önüne alındığında ve enerji güvenliği ile ilgili endişeler ve teknolojik ilerlemeye adım atmak bakımından önem taşımaktadır. Ülkemizde, nükleer teknoloji önemli bir rol oynayacaksa, yakıt çevrimi ve reaktör güvenliği, atıkların bertaraf edilmesi, nükleer yakıt çevrimi, teknolojik uzmanlık, diğer ülkelere potansiyel bağımlılık ve nükleer silahların yayılması ile ilgili endişelerin kamuyu inandıracak şekilde bertaraf edilmesi gerekir. Şunu unutmamak gerekir ki, nükleer enerjinin karşı karşıya olduğu temel güçlüklerin, teknolojik ve bilimsel olduğu kadar ve hatta daha fazla politik ve toplum kaynaklı olduğudur.

Ülkemizde elektrik enerjisinin yurdun her köşesine, öncelikle az gelişmiş bölgelere ulaştırılması, enerji verimliliğine -bütün kamu ve özel kuruluşlarda, sanayi ve ulaşım sektöründe- önem verilerek, karbon yoğunluğunun milli ekonomide azaltılması, kömür teknolojilerinin geliştirilmesi, konvansiyonel güç santrallerinde en modern yakma teknolojilerinin kullanılmasını gerektirir. Doğalgaz ve petrol temini, uluslararasında jeopolitik ve ekonomik gerilmelere sebep olmaya devam edecektir. Bu bakımdan enerji verimliliği, petrole alternatiflerin geliştirilmesi, taşımacılıkta, enerji verimliliğini artıracak, taşıma sistemlerinde halkın yararına değişiklikler gerektirir. Bütün bu saydıklarımız, AR-GE çalışmaları ile bilim insanlarının ve politik otoritenin birlikte çalışmaları ile gerçekleşecektir.

Referanslar

1. Lighting the way- Towards a Sustainable Energy Future, Report from InterAcademy Council, October 2007

2. Küresel Isınma ve Nükleer Enerji, TÜBA GÜNCE dergisi, Kasım 2005, sayı 32

http://www.tuba.gov.tr/haber.php?id=304