MANİSA MEVLEVİHANESİ PDF Yazdır e-Posta

 

Spil Dağı’nın kuzey eteklerinde 1369 yılında İshak Çelebi tarafından yaptırılmış olan Mevlevihane, projesi Mimar Emet Bin Osman’a ait bir tekkedir. Ortadaki kubbeli semahanenin güneyine sivri tonozlu geniş bir ana eyvan eklenip tekkenin mescit kısmı oluşturulmuştur. Giriş eyvanında iki katlı bir düzen uygulanmış ve üst kat musiki icra yeri olarak kullanılmıştır. Yapılışından bu yana birçok onarım geçirmiş ve bu onarımlar sırasında özelliklerini önemli ölçüde yitirmiştir.


(Spilden Mevlevihane) Tepenin üzerinde çamların arasındaki bina

 

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=577173 

 
OSSEMAN'IN TÜRKİYE RESİMLERİ PDF Yazdır e-Posta


Hollandalı Dick Osseman'ın Türkiye'yi tanıtmak için yaptığı, Türkçe ve İngilizce internet sitesini 40 milyon kişi ziyaret etti.

Türkiye'yi karış karış gezen psikolog Osseman'ın gençlik yıllarından beri çektiği tarihi ve turistik yerlere ait binlerce fotoğrafı koyduğu internet sitesi, bugüne kadar yaklaşık 40 milyon kez tıklandı.

59 yaşındaki Osseman, Türkiye'ye ilk kez 37 yıl önce "hippi" olarak geldi. Bir arkadaşıyla birlikte Bursa, İzmir, Malatya, Erzurum ve Erzincan'ı gezen Osseman, daha sonra Doğu Ekspresi'yle 3 gün süren bir yolculukla İstanbul'a döndü. Türkçe de öğrenen Osseman 37 yıl içinde Türkiye'nin tarihi, coğrafi, kültürel ve turistik her yerini adım adım gezip fotoğrafladı. Sadece kendisinin çektiği fotoğrafları koyduğu site çok büyük ilgi gördü.

E-mail adresine çok sayıda olumlu mesajlar aldığını belirten Osseman, "Yabancı insanlara Türkiye'de dünyada az rastlanır bir misafirperverlik ve nezaket gösteriliyor. Türk insanının ruhuna sinmiş olan bu davranış biçimi, bizim pek alışık olduğumuz bir durum değil" dedi. 
 

Dick Osseman"Ben Hollandalı bir turistim. 15 yıldır Türkiye’yi ziyaret ediyorum ve orada çektiğim birçok resmi bir internet sitesinde yayınlamak istedim ve sonuçta bu siteyi hazırladım. Daha da büyüyecek; evimde daha birçok resim var ve senede birkaç kez Türkiye’ye giderek yeni resimler çekiyorum. Galerilerdeki resimleri gruplandırdım. Burada sadece benim çektiğim, bana ait olan fotoğrafları yayınlıyorum. Siteye bunların dışında fotoğraf koymayacağımdan, kullanmam için bana farklı resimler önermenize gerek yok. Herhangi bir yeri gözden kaçırdığımı düşünüyorsanız, bana o yerin fotoğraflarının bulunduğu sitenin linkini mail atabilirsiniz. Böylece oraya gidip gitmeyeceğime karar verebilirim. Aynı zamanda, çok fazla mesaj gelmeye başladığı için onların hepsini yanıtlayamıyorum; bunun için özür dilerim. Aldığım mesajların birçoğunun tebrik mesajı olmasından çok memnunum ve tüm mesajları okumaya çalışıyorum. Yine de sadece birkaçını yanıtlayabileceğim. Anlayışınız için teşekkürler. E-mail adresim: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir . Bazı metinler Melek Emir’in yardımıyla Türkçe’ye çevriliyor. Yine de çok fazla metin olduğundan hepsinin çevrilmesi oldukça zaman alacak. Ve Türkçe’min artık çok daha iyi olduğunu düşünmeyin. Hala bu dildeki karmaşık metinleri anlayamıyorum ve bana Türkçe yazarsanız yanıtlamayı başaramayabilirim."

Hürriyet'in makalesi
Radikal'in makalesi
Sabah makalesi

Türkiye Haritası 

(Fotoğraflarını görmek istediğiniz yeri tıklayın)

Abana, Adana, Afyon, Ahlat, Aizanoi, Akçakoca, Akdamar, Akhisar, Aksaray, Alacahöyük, Alahan Monastery - Alahan Manastırı, Alanya ve Side, Alaplı, Amasra, Amasya, Anamur, Anavarza, Anemurion, Ani, Ankara, Anıt Kabir, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Antakya, Antakya müze, Antalya, Aphrodisias, Artvin, Assos, Aydın, Ayvalık, Babaeski, Ballıca Mağarası, Balıkesir, Bandırma, Beçin, Belen, Bergama, Beyşehir, Bilecik, Bingöl, Birecik, Bitlis, Bodrum, Boğazkale, Bolu, Boyabat, Bursa, Çanakkale, Çayeli, Cappadocia - içinde özel galeriler kiliseler ve şehirler var , Ceyhan, Çorum, Dalyan, Datca, Demircili, Didyma, Divriği, Diyarbakır, Doğubeyazit, Edirne, Edremit, Efes, Elazığ, Eğirdir, Ereğli, Ermenek, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Euromos, Feke, Fethiye, Foça, Gaziantep, Göreme, Harput, Harran, Hasankeyf, Herakleia, Hierapolis, Iasos, Ihlara, İncirlik, İnebolu, İnegöl, İskenderun, Isparta, İstanbul camileri, İstanbul 1, İstanbul 2, İstanbul 3, İstanbul 4, İstanbul Levent, İstanbul Yedinci Tepe, İstanbul Beyoğlu and Şişli, İstanbul Pera, İstanbul Fener & Balat, İstanbul gezinti, İstanbul Üsküdar, İstanbul Boğazı, İstanbul Aya Sofia, İstanbul Kariye Müzesi, İstanbul Topkapı Saray, İstanbul Arkeoloji Müzesi, İstanbul Çinili Kösk Müzesi, İstanbul Sirkeci İstasyonu, İstanbul Asker ve Deniz Müzesi, İstanbul Dolmabahçe Saray, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi, İzmir, İzmit, İznik, Kahramanmaraş, Karabük, Karaman, Karatepe, Kars, Ani ve Hopa ile, Kaş ve Patara, Kasaba, Kastamonu, Kayseri, Kırklareli, Kızkalesi, Knidos, Konuralp, Konya, Kozan, Kurtkulağı, Nevruz Ceyhanda, Kütahya, Labranda, Lüleburgaz, Malatya, Manisa, Mardin, Mersin, Midyat, Milas, Miletus, Mudurnu, Muğla, Muş , Mustafapasha, Mut, Nazimiye, Nemrut Dağ, Niğde, Niksar, Nizip, Ordu, Ortahisar, Ovacık, Pamukkale, Hierapolis ve Aphrodisias ile, Perge, Priene, Rize, Safranbolu, Samsun, Seyitgazi, Şanlıurfa, Sardis / Sart, Selçuk, Sıvrıhisar, Siirt, Şile, Silifke, Sinop, Sivas, Tarsus, Taşköprü ve Kale Kapı, Tavşanlı, Tekkiraz ve Akkuş, Tercan, Termessos, Tire, Tokat, Tokmar Kalesi, Trabzon, Truva veya Troia veya Troy, Tunceli, Tumlu Castle, Turhal ve Zile, Uçhisar, Ünye, Ura, Urfa, Ürgüp, Üsküdar, Uzuncaburç, Van, Yalvaç and Antioch Pisidian, Yazılıkaya, Yenişehir, Yılankale, Yumurtalık, Zeugma, Zile ve Turhal, Zonguldak.

PROFİL

Bursa Yildirim Mosque
Bursa Yildirim Mosque

Istanbul from Selim I Mosque 2003 12 11
Istanbul

Blue Mosque from Bosporus ferry 4837
Blue Mosque

 
TOPKAPI SARAYI PDF Yazdır e-Posta


TOPKAPI SARAYI

Topkapı Sarayı Web Sitesi   


GENEL BİLGİLER


*Müzede online bilet uygulaması henüz bulunmamaktadır.

*Bakanlığımızın Müze ve Örenyerlerine Girişlerde Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönergesi'nin 13. maddesi gereğince, öğrenci grupları, ziyaretlerini Müdürlüğümüzden alacakları randevu çerçevesinde gerçekleştirecektir.

*Topkapı Sarayı Müzesi Salı günleri dışında her gün 09.00-19.00 saatlerinde açıktır. 

*Topkapı Sarayı giriş biletleri Sadece I. Avluda bulunan bilet gişelerinden temin edilebilir.

*Topkapı Sarayı Müzesi giriş ücreti yerli ve yabancı ziyaretçiler için 20 (yirmi) TL’dir.

*Harem için ayrıca bilet almak gerekmektedir. Harem giriş bileti yerli ve yabancı ziyaretçiler için

15 (on beş) TL’dir.

*Harem giriş biletleri Harem girişindeki gişede satılmaktadır.

*Müze için bilet satışları 18:00 da sona ermektedir

*Harem için bilet satışları 28 Mart 2011 tarihine kadar 16:00 da sona erer, bu tarihten sonra ise 17:00 da sona erecektir.

*Bilet ödemeleri sadece "Türk Lirası" veya kredi kartıyla yapılabilmektedir.

*Topkapı Sarayı Müzesi , Müze Kart ile de gezilebilmektedir.

*Müze Kart,Harem Bölümü'ne giriş için geçerli değildir.

*Müze Kart ile ilgili detaylı bilgi için ; http://www.muzekart.com/ 

 

Duyurular 

*Revan Köşkü restorasyon nedeniyle ziyarete kapalıdır.

*Hazine balkonu sadece yaz mevsiminde ziyarete açıktır.

*II.Avlu'daki Mutfaklar (Helvahane-Çin ve Japon Porselenleri -Gümüşler) ile Silahlar Bölümü ve

III. Avlu'daki Yazma Eserler Kütüphanesi restorasyon nedeniyle ziyarete kapalıdır.

 

2011 yılı Dini ve Resmi Bayram günleri 

*1 Ocak 2011 Cumartesi : YILBAŞI

*23 Nisan 2011 Cumartesi : ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI

*1 Mayıs 2011 Pazar : EMEK VE DAYANIŞMA GÜNÜ

*19 Mayıs 2011 Perşembe : ATATÜRK'Ü ANMA , GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI

*30 Ağustos 2011 Salı : ZAFER BAYRAMI

*29 Ağustos 2011 Pazartesi (yarım gün) : RAMAZAN BAYRAMI AREFESİ

*30 Ağustos 2011 Salı (yarım gün ) : RAMAZAN BAYRAMI'NIN 1. GÜNÜ

*28 Ekim 2011 Cuma (yarım gün) : CUMHURİYET BAYRAMI

*29 Ekim 2011 Cumartesi : CUMHURİYET BAYRAMI

*5 Kasım 2011 Cumartesi : KURBAN BAYRAMI AREFESİ

*6 Kasım 2011 Pazar (yarım gün ) : KURBAN BAYRAMI'NIN 1. GÜNÜ



ULAŞIM 

Topkapı Sarayı Müzesi’ne nasıl ulaşabilirim?

Havalimanından Metroyla Sultanahmet’e kadar gelinebilir. Taksim’den T 4 numaralı Taksim-Sultanahmet otobüsüyle Sultanahmet’e veya 61 B numaralı Taksim-Beyazıt otobüsüyle, Beyazıt’a gelinip oradan tramvayla veya yürüyerek ulaşılabilir. Anadolu yakasından vapurla Sirkeciye geçilip, Tramvay ile ulaşmak mümkündür.

Sultanahmet’te tramvaydan inip yürüyerek Topkapı Sarayı Müzesi girişi olan Bâb-ı Hümâyun’a giderken yol üzerinde sağda Sultanahmet Camii görülmektedir. Ayasofya Müzesi’nin önünden geçtikten sonra kıvrılarak devam eden yolda karşıda tüm ihtişamıyla Bâb-ı Hümâyûn ve Sarayın surları ziyaretçileri karşılamaktadır.
   


Topkapı Sarayı, Osmanlı Devleti’nin yönetim merkezi ve Osmanlı sultanlarının ikametgâh yeridir. Devletin idari işlerin görüldüğü, yönetim kararlarının alındığı ve yüzlerce insanın sosyal ihtiyaçlarının karşılandığı Topkapı Sarayı’nda ayrıca ülkenin en büyük eğitim fakültesi olan Enderun bulunmaktadır. 6 asır dünyayı yöneten bir devletin yaklaşık 4,5 asrında gözlerin çevrili olduğu bu mekânı Fatih Sultan Mehmed İstanbul’un fethinden sonra inşa ettirdi. Kanuni Sultan Süleyman devrinden itibaren sarayda yaşayan insanların sayısının artmasından sonra yeni binalar yaptırılmaya başlandı. Mütevazı fakat güzel yapısıyla, hoş bahçeleri ve özgü konumuyla saray, dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan İstanbul’un en güzel bir köşesine inşa edilmiştir.


Devamını oku...
 
MESCİD-İ NEBEVÎ / RAVZA-İ MUTAHHARA PDF Yazdır e-Posta


Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicretinden sonra önemli ilk icraatlardan biri Medine’de bir mescid inşası olmuştur. Hz. Peygamber tarafından bizzat yaptırılan binalardan biri olma özelliğini taşıyan Mescid-i Nebevî, aynı zamanda Rasûl-i Ekrem’in Medine’deki bütün faaliyetlerinin merkezinde yer almış ve İslam mimari tarihinde sonradan inşa edilen bütün mescit ve camilere örnek teşkil etmiştir. İlk mescit basit ve sade olmasına rağmen son derece fonksiyonel olarak yapılmıştır. İslam bilginlerinin umumi görüşüne göre Mescid-i Nebevî en mübarek üç mescitten biridir.


Hicret sırasında Hz. Peygamber’in üzerinde bulunduğu devenin çöktüğü alan, sahiplerinden alınarak öncelikle zemin düzenlemesi yapılmıştır. Daha sonra Rebiulevvel ayında (Eylül 622) 3 arşın derinliğindeki temel üzerine Rasûlullah’ın temele ilk taşı koymasıyla mescidin inşasına başlanmış, Şevval ayında ise (Nisan 623) tamamlanmıştır. Yani mescidin inşası sekiz ay kadar sürmüştür. İlk bina, taş temel üzerine tek sıra kerpiçten, bir adam boyu kadar yükseklikteki çevre duvarı ile kuşatılarak üstü açık biçimde 60x70 zirâ’alık (1022 m) bir alana üç kapılı olarak inşa edilmiş ve kıblesi Hz. Peygamber tarafından Kudüs’e doğru yapılmıştır. Doğu duvarının güney kısmına mübarek zevceleri Hz Âişe ve Sevde için kapıları mescide açılan 2 tane de oda yapılmış, daha sonra bu oda sayısı 9’a çıkmıştır.

Devamını oku...
 
Kamusal Mekan ve İklim Değişikliği PDF Yazdır e-Posta

Artık çoğumuz dünyanın ısısının düzenli olarak arttığını kabul ediyoruz. Dünyanın her yerinden bilim adamları, doğal dengenin, insanlardan kaynaklanan yoğun bir ısınma süreciyle bozulduğunu ve bu durumun dünyadaki hayatın büyük bölümünün tabi olduğu iklimin istikrarı için önemli çıkarımlara yol açacağını söylüyorlar.

Küresel ısınmaya bağlı olarak iklimin değiştiği ve giderek çok daha sert hava olaylarının ortaya çıkacağı da sıkça gündeme gelen varsayımlardan. Bu tezlere göre, kıyı bölgelerde yağış miktarı artarken, iç bölgelerde sıcak havanın etkisiyle kuraklık baş gösterecek. Artan fırtınalar ve deniz seviyeleri nedeniyle daha çok sel meydana gelecek. Bununla birlikte, hava sıcaklıkları bölgelere göre çok büyük farklılıklar gösterecek. Bunların sonucunda tatlı su kaynaklarının azalması, gıda üretimi koşullarındaki genel değişiklikler ve seller, fırtınalar, sıcak dalgaları ve kuraklık nedeniyle ölümlerde yaşanacak artış gibi potansiyel tehlikeler gündeme gelecek. Bu durum en çok, hızlı iklim değişimine karşı hazırlık yapamayan yoksul ülkeleri etkileyecek. Yaşam alanlarının hızlı değişimine ayak uyduramayan birçok bitki ve hayvan türünün nesli yok olacak. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, sıtma ve yetersiz beslenme gibi nedenlerden milyonlarca kişi ölümle yüz yüze gelecek.

Doğal hayatı bu şekilde etkileyen iklim değişikliği kentsel alanlarda da belli başlı sorunlar ortaya çıkarıyor. Giderek sıklaşan sel baskınlarından zarar gören yerleşimler, kuraklıkla savaşan şehirler artık gündemi sıklıkla meşgul eden konular haline geldi. Bu tür aksaklıkların ülke ekonomilerine verdiği zarar da işin bir diğer boyutu. Dünyanın yer yerindeki yerel ve merkezi yönetimler bu tür problemleri azaltacak nasıl çözümler üretilebileceği konusunda düşünmeye ve çalışmaya devam ediyor.

Kentsel kamusal mekanda iklim değişikliği karşısında neler yapılabileceği sorusuna Sidney, Malmö, Şikago ve Londra'nın bulduğu kapsamlı cevapları sizin için özetledik.

Sidney Olimpiyat Parkı
2000 yılında Sidney'de düzenlenen Olimpiyatlar, endüstrileşme sonrasından kalma kirlilik oranı yüzünden kullanılamaz durumda olan 425 hektarlık bir alan üzerinde yapıldı. Planlanmasına 1990'ların başında başlanan ve sürdürülebilirlik ilkesinin ön planda olduğu Sidney Olimpiyat Parkı tasarımı, üzerinden 10 yıl geçtikten sonra da daha sürdürülebilir olmayı hedefleyen kent alanlarına örnek teşkil ediyor.

1980'lerde yüksek oranda kirliliğe sahip olan bölgede, 160 hektarlık bir alana yayılmış tahmini 9 milyon m3 kirli toprak bulunuyordu. Bugün Millenium Parklands adı ile yenilenmiş olan bu bölge, çeşitli göletler, su toplama ve atık sistemleri, yaya ve bisiklet yolları, baskın suyu yönetimi ve sulama suyu depolama sistemleri ile çeşitlendirilmiş bir peyzaj sunuyor. Tasarımda yer alan üç temel prensip akıllı su yönetimi, aydınlatma ve enerji yönetimi, yeniden kullanım ve geri dönüşüm.

İçilebilir ve geri dönüştürülmüş olmak üzere ikili su ağı oluşturulmasına dayanan sistem (Water Reclamation and Management System - WRAMS) sayesinde yılda 850 milyon litre içme suyu tasarrufu sağlanıyor. Yağmur suları ve atık sular arıtılarak Olimpiyat spor alanları, iş yerleri ve yakındaki Newington yerleşmesinde tuvalet rezervuar ve sulama suyu olarak kullanılabiliyor. Sistemde yer alan pompalar da güneş enerjisi ile çalışıyor. Suyun verimli kullanılmasına olanak sağlayan bir başka sistem ise geçirgen zemin kaplamaları. Su baskınlarında da etkili olan sistem ile fırtına suyunun toplanıp kontrollu zamanlarda sulama için kullanılması ile buharlaşma kayıpları da en aza indirilmiş oluyor. Çatılardan toplanan yağmur suları ile birlikte bu sistem sayesinde Sidney sergi alanında kullanılan şebeke suyu %2 gibi düşük bir oranda kalıyor.

Devamını oku...
 
Öteki Mimarlıklar: İslam ve Üçüncü Dünya Ülkelerinde PDF Yazdır e-Posta

Osmanlı Bankası ve Garanti Galeri, son yıllarda Türk bir mimar üzerine yapılmış en önemli arşiv çalışması olan “Turgut Cansever: Düşünce Adamı ve Mimar” ikiz sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergilerle eş zamanlı olarak yayınlanan kitabın yanı sıra, sergi küratörleri Uğur Tanyeli ve Atilla Yücel’in katıldığı rehberli yapı gezileri ve konferanslar bu kapsamlı etkinliği destekliyor.

24 Nisan Pazartesi günü Osmanlı Bankası’nda gerçekleştirilen “Öteki Mimarlıklar: İslam ve Üçüncü Dünya Ülkelerinde" başlıklı panel de bu etkinlikler dizisinin bir parçasıydı. Atilla Yücel’in tartışmayı yönettiği panelde Uğur Tanyeli, Süha Özkan ve Bülent Tanju konuşmacı olarak yer aldılar.

Panelin kısa süren ilk bölümünde, konuşmacıların her biri konu hakkındaki görüşlerini belirttiler. Konuşmaların birbirinden ayrılan noktaları olsa da, ortada “öteki” ve “ötekileştirme” kavramının moderniteyle ilişkisi ve moderniteyle birlikte oluşturulan kimliklerin işaret ettikleri kavramlar üzerinde ortak bir görüş oluştu. Uğur Tanyeli, modernleşmeyle birlikte toplumlarda gündeme gelen kimlik inşasının, ötekileştirme söylemlerinin yaşandığı coğrafyalarda travmatik bir dışlanmayla birlikte ilerlediğini ve bu durumu yaşayan toplumlarda gelenek inşasının, kimlik inşasıyla kesişmediğini açıkladı. Tüm özgünlüklerin ve farklılıkların törpülenmesi gereken psikoloji içindeki toplumlarda, her tür yaratma bir temizlik çalışmasına dönüyor. Tekil olana ulaşmaya çalışarak yapılan bu yalınlaştırma ve temizlik işlemi sonucunda, bir kültürde ortaya çıkabilecek tüm farklılıklar ve melezlenmeler frenleniyor.

Modernleşmeyle başlayan kimlik inşası, elbette bu kimliğin oluşturulmasıyla tamamlanan bir süreç değildi. Tanyeli konuşmasını, bu tekilliğin, üretilmiş olanın tehlike altında olduğu ve bir yere ait olma fikrinin tahrip olmasıyla ortaya çıkan kaygının toplumlarda kimlik kaybı merkezli bir paranoyaya yol açtığını belirterek tamamladı. Tanyeli’nin sözleri, günümüzde Türkiye’de gözlemlenen ulusal kimlik inşa çabalarının, modernleşmenin ortaya çıkarttığı bu travmatik süreç ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğini dinleyicilere hatırlatmış oldu.


Demir Tatil Evleri - Bodrum, Turgut Cansever (Ağa Han Mimarlık Ödülü)

Ağa Han Mimarlık Ödülleri Eski Genel Sekreteri Süha Özkan ise sözlerine bazı kavramların içlerinin boşaltılmış olduğundan bahsederek başladı. Özkan’a göre “İslam Mimarlığı” çok kapsamlı ve çok büyük bir kavramdı ve içinde bir çok katmanı barındırıyordu. Ağa Han Vakfı kapsamında yaptığı çalışma, çoğulcu toplum içinde nitelikli mimarlığı aramaktı. Ağa Han Ödülü, her ne kadar özgün kültürel değerlerin ve geleneklerin çağdaş bir dille ifade edildiği yapı örneklerini ve mimarları ödüllendiriyor olsa da, “İslam Mimarlığı” gibi bir ötekileştirmeyi ve “öteki”nin mağduriyetini kabullenerek yola çıkan bir yaklaşımın ürünü olarak, bu tartışma içinde oldukça kritik bir yere sahipti.

Bülent Tanju ise “öteki mimarlık” tartışmalarında sorunun, “sürdürülebilirlik”, “gelişim”, “kimlik” gibi kavramlara fazla güveniyor olmamız olduğunu belirtti. Süha Özkan, konuşmasında, Hollanda Prensi’nin “bağları gevşetmek gerektiği”nden bahsederken boynundaki kravatı çıkartıp attığı kısa bir anıya yer vermişti. Bu anıya kendi konuşmasında sıkça referans veren Tanju’ya göre kravat, önemli bir metafordu ve mimarlık adı altında yapılan da sürekli bir takım kravatları takıp çıkartmaktı. Ancak bu kravatların tam anlamıyla çıktığı da söylenemezdi çünkü her mimari eylem, farklı bir düğüm olarak bir sonrakinin üzerine eklenerek bütünü oluşturuyordu. “Ötekileştirme” tartışmasındaki çekince, üretim yönteminin, yani kravat metaforundaki bağlayış biçiminin aynılaşmasıydı. Oysaki asıl sorun aynı özün, aynı biçimle ortaya konması yani aynı kravatın, aynı biçimde bağlanarak sunulmasıydı. Bu katı tekillik korkusu içinde, uluslararasıcılık reddedilerek zorunlu bir ulusalcılık dayatılmaya çalışılıyordu. Tanju’ya göre ötekileşmenin en önemli nedeni, bütünsellik ilişkisinin görmezden gelinmesiyle, geçici olması gereken mimari öğelerde ısrarcı olunmasıydı. Dünyayı iki kutba ayırmaktansa, birbiriyle çoğu zaman tahmin edilemeyen ilişkiler kuran bir parçalar bütünü olarak algılamak gerekiyordu.


Demir Tatil Evleri - Bodrum, Turgut Cansever (Ağa Han Mimarlık Ödülü)

Bülent Tanju’nun konuşmasından çıkan önemli bir sonuç ise, “İslam mimarlığının çağdaş dışavurumları” yaklaşımının, aslında, bir dönemin mimarisini, çağdaş araçlarla bugün tekrar etmekten öteye gidememek olduğuydu.

İkinci turda ise Uğur Tanyeli, sahip olunan farklılıkların vurgulanarak estetize edildiğini ve bunun da ötekileştirmenin başka bir yolu olduğunu sözlerine ekledi.
Bugün sıkça duyduğumuz “Türkiye Mimarlık Politikası” başlığı da tartışmada yerini aldı. Bu tür bir tekilliğin belirlenmesi ve dayatılmasında rol oynayacak otorite kimdi? Kendi farklılığını sabit bir olgu olarak benimseyip, aynı farklılığı tekrar tekrar üretmeye çalışmak da diğerini ötekileştirmek ve bu egzotik özü “öteki” adı altında yeniden üretmek kadar tehlikeli değil miydi? Oysaki yapılması gereken, farklılığın olağanlığına işaret etmek olmalıydı.

Tartışmada son sözü alan Bülent Tanju’nun söyledikleri, seyricilerin de katılımıyla şekillenen tartışmayı sonuçlandıracak nitelikteydi. Tanju’ya göre üretirken yapılması gereken gittikçe büyümekte olan bu büyük dokuya bir düğüm daha atmak, bunu yaparken de kimliği unutmak, alışkanlıkla konuştuğumuz dili bırakıp, kendimize yeni bir dil oluşturmaktı.

Turgut Cansever’in mimarlığı, bu tartışmanın önemli bir noktasında duruyor. Farklı bir duruşla ana çizgini dışında üretilenler, ne genelgeçer bir doğrunun kabulü, ne de yerelliğe bağlı suni bir kimlik arayışının ürünleri olabilir.

http://www.arkitera.com.tr/news.php?action=displayNewsItem&ID=16413&month=12&year=2007&month=1&year=2008

 
‘Sinan’a bakmaktan korkuyoruz! PDF Yazdır e-Posta
İslam mimarisinde demokrasi vardı
BURHAN EREN
“Osmanlı toplumunun ortak güzellik değerleri vahşi Batı değerleri ithal edilerek Türk aydınları tarafından tahrip edilmiştir. O yüzden Sinan'ın eserleri toplumdan tecrit edilmiş, taş yığını haline düşürülmüşlerdir.” Bu söz, ‘bilge mimar' namıyla bilinen Turgut Cansever'in. Mimar Sinan'ı İslam mimarisi ve kültürünün doğru anlaşılmasına vesile olarak gören Cansever, Sinan'ın felsefesini, ‘Mimar Sinan' isimli kitabında anlattı. Genel olarak İslam mimarisi özelde Sinan'ın eserlerinin demokratik bir yapıda olduğuna dikkat çeken büyük mimar şöyle diyor: “Yapıyı kullanan herkes, kendi yerini tayin ediyor. Bu tam mutlak bir demokratik yapıdır, mimarideki demokrasidir. Yapı emretmiyor, kesin olarak tarafsız bulunuyor.”

O kadar sefiliz ki;
‘Sinan’a bakmaktan korkuyoruz!

Kültür hayatımız bakımından bu yılın en değerli verimlerden biri, ‘bilge mimar’ namıyla anılan Turgut Cansever’in kaleme aldığı ‘Mimar Sinan’ kitabı oldu. Finans kurumu Albaraka, 20. yılı dolayısıyla kültür hayatımıza armağan etti bu eseri. Ancak bu önemli eser, maalesef tanıtım eksikliği ve dedikoduya-magazine indirgenmiş kültür ve yazın dünyamızda hiç yer bulamadı. Üstelik yazarı, mimarideki vukufiyeti söz konusu olduğunda sağda ve solda, herkesin hakkını teslim ettiği Turgut Cansever olmasına; eserin içeriği, kuru bir övünçle eserlerini saydığımız Mimar Sinan olmasına rağmen… Bizim de henüz haberdar olduğumuz kitabı okuyup ‘Turgut Hoca’dan bir randevu aldık ve kendisiyle eserini, Mimar Sinan’ı konuştuk. Bu söyleşide kuru bir Sinan övüntüsü görmek isteyenler aradığını bulamayacak. Çünkü Cansever için Mimar Sinan, İslam mimarisini ve kültürünü doğru anlamamıza bir vesile olduğu için önemli…

Mimar Sinan’ı ve eserlerini anlama çabanızın sebebi ne?

Kendi kültürüne tamamen kapanmış bir ülkeyiz. Türkiye, Tanzimat’tan bu yana bir kültür politikası sefaleti neticesinde çok büyük bir bilgi eksikliğine düşmüş bulunmakta. Bu memleketin nasıl oluşacağına dair ortaya konulacak konularla halkı ilgilendiren genel tutumdan uzağız. Bu kültür olayının bilinci, topluma mal edilmezse kültürümüzü hangi değerler etrafında geliştireceğimizin de sözünü edemeyiz. Onun için Sinan’ı görüşmeyi sözünü ettiğim büyük sosyal meselenin, kültürel temelleriyle bütünleşerek çözümünün adımı olarak görmek gerekir diye düşünüyorum. Onun için Sinan’ı görüşmeyi bir fantezi saymıyorum.

Mimar Sinan’ı anlamaya çalıştığımız zaman ne olacak?

Bugünkü yaklaşımımızın eksikliğini, sefaletini, zavallılığını görme imkânımız olacak. Bugün bir şey yapıyor muyuz, yaptığımız nedir sorularına samimi bir cevap verme imkânı olacak. Bundan böyle meselelere nasıl yaklaşacağımız hususunda bize ışık tutacak. O bilinç bize bir sorumluluk da yükleyecek.

Bunlardan korktuğumuz için mi Sinan’a bakmayı geciktiriyoruz?

Yalnız Sinan’a değil, bütün ciddi meselelere bakmamak da aynı korkudan... Kulaklarını tıkıyor ve yürüyüp gidiyorlar. Eğer kulakları açık olsa o zaman bugün yüklenmedikleri sorumlulukları yüklenmek zorunda kalacaklar. Aydınlar, bilim adamları ve politikacılar, böyle olunca ilk adımda bir miktar dışlanacak, gerçek meseleyi ortaya koyuncaya kadar sarf edecekleri çaba onları acıtacak. Ama buna razı olmadığımız takdirde çok daha acıtıcı yerlere geleceğiz.

Kitapta, İslam mimarisini konuşurken ‘tevhid’ kavramının göz ardı edildiğini söylüyorsunuz. Bu kavram, Sinan’ın mimarisinde nasıl mücessemleşti?

Rönesans düşüncesinde olayların bir anı tespit edilerek o, hakikat olarak naklediliyor. Böyle olunca bir bina, bütün parçalarıyla, her parça o bütünün ayrılmaz bir kısmı olarak ve bir defada oluşmuş bir nesne gibi tasarlanıyor. Sinan’ın eserlerinin çok uzun bir zaman içerisinde parçaların birbirine eklenerek, düşüncelerin birbirine eklenerek vücuda gelmiş gibi olduklarına işaret etmek istiyorum. Bu yine çok asli bir İslami metafizik kabule dayanıyor; zaman ve mekân kategorilerinin bütünlüğü fikrine... Değişmeyen donmuş mekân ve mimari yerine zaman-mekân bütünlüğü, çok açık bir şekilde Batı felsefesinin 20. asrında İslami düşünceden intikal etmiş bir meseledir. Süleymaniye örneğinde, eserin yeni oluşumların açtığı perspektiflerle yeniden anlaşılması, yeni anlama biçimleriyle yaşanması gibi imkânlara kapı açılmış bulunuyor. Hangi İslam metafiziğine dair yazıyı okusanız, varlığın, sürekli oluşum halinde olduğunu, her anın bir evvelki andan farklı olduğunu, değişme halinde olduğunu anlatmakla işe başladıklarını görürsünüz. Öyle olunca Rönesans’ın varlığa ait bilgiyi donmuş olarak anlatan resmin neden İslam dünyasında var olmadığını da anlamak mümkün olur.

Mimar Sinan’ı sadece bugünkü anlamıyla bir mimar olarak mı algılamak gerekir? Bu algı, bizi onu doğru anlamada bizi yanılgıya düşürür mü?

Nasıl anlamak söz konusu olduğunda ona nasıl bakmak gerektiği sorusu gündeme geliyor. 16. asır, özellikle Batı dünyasında donmuş bir dünya tasavvurunun ürünü olan bir sanat görüşünü gündeme getirmiş bulunuyor. Sinan için ise, yalnız kendisinin yaptığı yok; çevresi var, şehir var. Şehrin bir canlı olduğunu biliyor. Bir de eninde sonunda yaptığı şeyin, bir canlı yaratmak değil, bir süre kalacak bir nesneyi vücuda getirmek olduğunu... Hıristiyan ortaçağ, maddi varlığı yok etme girişimi ile ürününü veriyor. Katedral taştan yapılıyor, ama taş bir realite olarak varken, o taşın üzerine profiller çizilerek, gölgeler atılarak ve hareketli biçimler eklenerek hakikatte var olan nesnenin asli nitelikleri yok edilmeye çalışılıyor. Sinan ise yaradılışın bu verisini, saygıyla kabulleniyor ve onunla üretiyor. Değiştirmeden, onun özüne zarar vermeden, onun öz niteliklerini kullanarak ve o öz niteliklerin değerlerinden hareket ederek… Bu tabii sadece Sinan’ın meselesi değil, İslam kültürünün, mimarisinin meselesi. Hep Sinan’dan bahsediyoruz, aslında onu putlaştırmak yerine, daha büyük bir açıdan İslam kültürünün, mimarisinin bütünlüğüne bakmak lazım.

Bugün mimarlar sizin konuştuklarınızı neden konuşmuyor?

Kültür dediğimiz şey halktan koparıldı önce. Bir grup Batıcı zevatın Batı dünyasında gördüklerini buraya nakletmeleri düzeyine indirildi. Tanzimat’tan ve Cumhuriyet’ten sonra halkın kültür ile ilişkisi kılıçla kesilmeye çalışıldı. Halkın sanatı yaşamasını yok etmeydi bu. Mimari söz konusu olduğunda, mühendislik mimarlığın yerine getirilerek ‘kimsenin aklı ermez, bu iş hesaptır’ denerek, halk mimari çevrenin oluşturulmasından kopartıldı. Mimari eserin bütün insanlara açık olan yüzlerinin konuşulup tartışılması, bütün güzelliklerinin tartışılarak yaşanması gündem dışına itildi. Böyle olunca da eserler müzelik oldular.

Sinan’ın eserleri ile yüz yüze gelebilme, onları anlamak için ne yapmak, hangi gözlükleri atıp nasıl bakmak gerekir?

Ortak güzellik duygusu temelidir. Osmanlı toplumunun ortak güzellik değerleri vahşi Batı değerleri ithal edilerek Türk aydınları tarafından tahrip edilmiştir. O zaman Sinan’ın eserleri toplumdan tecrit edilmiş, taş yığını haline düşürülmüşlerdir. Bu değerler allak bullak edildi. Ne için? Paris’e benzemek için. Hangi Paris’e? Bonapart’ın isyan edebilecek Fransız halkını top ateşine tutup bastırabilmek için tasarladığı Paris’e… Bu değerleri ve eserleri görmemizi engelleyen en önemli gözlük, Batılılaşma gözlüğüdür, apartmancılıktır. Bu iflas etti. Mesela genelde İslam, özelde Sinan mimarisinde, camilerin yaşama biçimine bakmalı. Yapıyı kullanan herkes, yapıda kendi yerini kendisi tayin ediyor. Bu tam mutlak bir demokratik yapıdır, mimarideki demokrasidir. Yapı emretmiyor, kesin olarak tarafsız bulunuyor. Mesela Süleymaniye’de kubbe dizisi bir istikamet veriyor gibi gözükse de sağa ve sola doğru açılarak yapı, tamamen merkezi ve istikameti olmayan bir yapıya, içindeki herkesi eşitleyen güzelliklerle örülmüş bir örtüye dönüşüyor. Oysa kilise mimarisinde veya bugünkü fonksiyonalist mimaride yapı, sizin yerinizi tayin eder ve sınırlar.

http://turkuaz.zaman.com.tr/?bl=2&hn=5454

 
Kubbetu's-Sahra PDF Yazdır e-Posta


Kubbetu's-Sahra (
Arapça: قبة الصخرة Qubbat As-Sakhrah) Kudüs'te Müslümanlar ve Yahudiler tarafından kutsal kabul edilen kaya üzerine Emeviler devrinde inşa edilen ortası kubbeli sekizgen bina. Yakınındaki Mescid-i Aksa ile karıştırılmamalıdır.

Kubbetu's-Sahra, Resulullah (s.a.s.)'ın miraca çıkarken bastığına inanılan kayanın üzerine inşa edilmiştir. Sahra kelimesi de kaya anlamına gelir ve Kubbetu's-Sahra isimlendirmesi bu kayaya binaen verilmiştir. Ancak Türkiye'de hala birçokları tarafından Mescidi Aksa olarak bilinen mabed işte bu mabeddir. Gerçekte Mescidi Aksa, Kubbetu's-Sahra'nın kıble tarafında bulunan daha büyük ve geniş bir mabeddir.

İslam mimarisinde bilinen ilk kubbeli eserlerden olan Kubbetu's-Sahra batılılar tarafından daha çok Ömer Camii olarak bilinir. Kubbetu's-Sahra Emevi Halifesi Abdülmelik devrinde 687-691 yılları arasında inşa edilmiştir. Binanın iç yüzeyi ve kubbesi Kur'an ayetleri ve çesitli motiflerle süslenmiştir.


Ortada Kubbetüs Sahra, sol altta Mescid-i Aksa

Haçlılar'ın 1099 tarihinde Kudüs'ü müslümanlardan almasından sonra Kubbetu's-Sahra kiliseye çevrildi ve binada çeşitli değişiklikler yapıldı. Binanın kuzeyine hristiyan din adamları için hücreler ilave edildi, kubbesine haç yerleştirildi, kubbenin altındaki mağaraya ikonalar kondu. 1187'de Selahaddin Eyyubi'nin Kudüs'ü fethinden sonra Haçlılar döneminde yapılan değişikliklerin büyük bir kısmı kaldırıldı. 
Devamını oku...
 
Şehir Kitapları: Karaman Şehrengizi PDF Yazdır e-Posta

Daldan dala konuyoruz ama bence fena olmuyor: Az önce en kibar ve nazik kargocu delikanlı, daha uzaktan radyum ışıkları saçan bir paketle içeri girince, kavanozdaki şekerler de titreşmeye başladı. Ve nitekim paketten güzel bir kitap çıktı:

"Karaman Şehrengizi", Yazarı Kâmil Uğurlu. Karaman Belediyesi Kültür Yayınları’nın ilk kitabı.
 

Biz bugün şehirlerimizde genellikle bir otel müşterisi yaklaşımıyla barınıyoruz; otel müşterisi kalıcı değil gidicidir, kaldığı otele bir katkıda bulunmayı düşünmez; dar zaman içinde halletmesi gereken işlerinin peşindedir. Şehre yönelen dikkatler, kalıcılık iradesinin açığa çıkmasıdır. Şehrin bir yaşama yeri olarak tanzimi, âhengi, tasarlanması, yeniden biçimlendirilmesi ve ezcümle güzel kılınması, “medeniyet” dediğimiz o büyük kavrama katkımızı ifade ediyor. Bu yüzden şehir kitaplarının artışı ve her geçen gün yeni şehir kitaplarının yayınlanması, okunması, paylaşılması ve benimsenmesi, şehir kültürü dediğimiz birikimle yeniden temas etmeye başladığımızı gösteriyor.

Kargocular artık hayatımızın bir parçası, en azından gün aşırı yüz yüze geldiğimiz birer tanıdık haline geldiler. Posta müvezzilerinin (dağıtıcıları) yüzünü ise unuttuk. Geçenlerde bir arkadaş kendisine gönderdiğim bir mektuptan söz ederken araya girdim, “e-posta mı yoksa şu bildiğimiz zarflı, pullu mektup mu?” O bildiğimiz zarflı pullu mektuplardan imiş. Dedim ki, “sahi yahu, ben vaktiyle cüzdanımda posta pulu taşırdım; masamın kıyısından köşesinden mektup kağıdı ve enine uzun zarf eksik olmazdı; dolmakalemle yazardım...”

Devamını oku...
 
Ankara Kent Sempozyumu Sonuç Bildirisi PDF Yazdır e-Posta


İMO Teoman Öztürk Salonu'nda 16-18 Ocak 2009 tarihlerinde düzenlenen TMMOB 2. Ankara Kent Sempozyumu sonuç bildirisi yayımlandı.

Ankara Kent Sempozyumu2008 yılı küresel kapitalizmin tüm dünyada hem her şeyi kendi içine alan ve derinleşen krizle birlikte kendi ideolojik olanaklarını da kaybetmeye de başladığı bir yıl olarak hatırlanacaktır. İçinde bulunduğumuz bu krizin siyasal sonuçlarının da alınacağı yeni bir döneme girdiğimizde açıkça görülmektedir. Bu gelişmelerin olumsuz sonuçlarını da 2009 yılında görebileceğiz.

Ülkemizde de dünyada yaşanan bu koşullarda, siyasi anlamda bir genel seçim niteliği de kazanabilecek yerel yönetim seçimlerine gidilmekte ve bu seçimlerde 1980 sonrası oluşan iktidar anlayışının yansıması olan mevcut iktidarında akıbetini belirleyecek bir ölçüt olacaktır.

Kentlerimizin 1980 sonrası dönemde uygulanan siyasi ve kentsel politikalar çerçevesinde sermayeye hizmet eden bir anlayışa terk edildiği, özellikle yerel yönetimlerde ve kamu kurumlarında toplum ve kamu yararı yerine sermayenin gereksinimlerine cevap veren yaklaşımların öne çıktığını hep birlikte görmekteyiz. Bu süreçte hizmet alanlarını özelleştiren, yabancılaştıran, işlevsizleştiren ve serbest piyasa mekanizmalarına terk eden merkezi yönetim, devletin sosyal niteliğinin çöküşünü hızlandırarak kent yoksulluğunun artmasına neden olmuştur. Bugün geldiğimiz noktada yerel yönetimler tarafından seçim rüşveti olarak dağıtılan yardımlar ne yazıkki kent yoksulluğunun farklı bir meşruiyet kazanarak yoksulluğun çözülmemesine yönelik bir kabul görmesini sağlamıştır.

Devamını oku...
 
AĞAÇ EVLER PDF Yazdır e-Posta


Ağaç evler; bir veya birkaç yetişkin ağacın dal veya gövdeleri arasına ve yerden yukarıda olacak şekilde inşa edilmiş yapılardır. Bu yazıda ağaç evlerin en ilginç 8 örneğini göreceksiniz.

Architecture'dan çeviren: Aliyar Özercan

Free Spirit Sphere - Tree House

Free Spirit Sphere - Tree House

1. Bu harika ağaç evin adı “Free Spirit Spheres” (Özgür Ruh Küresi) ve Tom Chudleigh tarafından tasarlanmış olup ormandaki hayatla uyumlu, kolayca görülemeyecek şekilde doğa dostudur. Küreler, sedir kanolar ya da kayaklar gibi inşa edilir ve bağlantı noktaları gemilerde olduğu gibi zincirle bağlanmıştır. Merdivenler de yine gemilerdekine benzer bir şekilde tasarlanmıştır. Daha fazla bilgiyi aşağıdaki videoyu izleyerek edinebilirsiniz.

 

Lukas Kos - Muskoka Tree House

2. “4TreeHouse”, Toronto üniversitesi mimarlık ve tasarım bölümünde master öğrencisi olan Lukasz Kos tarafından tasarlandı. Kos’un tasarımı, Japon feneri gibi uzun ayaklar üzerinde durmakta; Ontario’daki Muskoka Gölü’ndeki köknar ağaçları arasında salınmakta olup, çıtalardan oluşan bu şık yapının içinden merkeze doğru ışık süzülmektedir.

Sybarite Tree House

3. Sybarite Londra’nın en heyecan verici mimarı çalışmalarından biridir. Bu kavramsal ağaç ev İngiltere'li Sybarite tasarımıdır. Bu ağaçev, konumlandığı yerin güzelliğinden faydalanmak için oradaki etkisini minimize eden bir modüler sistemdir. Bu yerleşimin panaromik camları sayesinde güneş ışığından maksimum oranda faydalanabilir ve gündoğumu ile günbatımının tadını çıkarabilirsiniz. Prefabrik oluşu size bir ila beş yatak odası sayısı esnekliği sağlar. Şirketin sitesinde yazdığına göre, “prefabrik yapılar iki hafta içinde inşa edilebildiği gibi oldukça hafiftir, bir çok geri dönüşümlü malzemeler kullanır, kendiliğinden sürdürülebilir ve az bakım ister.”

Mitchell Joachim, Lara Greden ve Javier Arbona - Tree House

4. Üç MIT tasarımcısı - Mitchell Joachim, Lara Greden ve Javier Arbona – tarafından tasarlanan bu yaşayan ağaç ev çevreyle birleşmiştir ve onu besler. Bu ev konsepti Habitat for Humanity’nin modası geçmiş tasarım çözümlerinin yerine geçecek şekilde tasarlandı. Şu ana kadar bu ev sadece karizmatik bir düşünceydi. Tuhaf dış görünüşüne rağmen içerden aslında normal bir ev olacak. Kil ile sıvanmış ve birleştirilmiş surlar yağmuru dışarıda tutar ve çağdaş teknolojiyi içeriye davet eder. Aşağıda kısa bir tanıtım videosu bulunmaktadır.

 

Takashi Kobayashi - Tree House

5. Bu ağaç ev Japonya’nın önde gelen ağaç ev tasarımcılarından Takashi Kobayashi tarafından tasarlandı. Nescafe’nin Tokyo’da yayınlamak istediği reklam için reklam ajansı tarafından işe alınan mimardan bir ağaç ev tasarlamasını istemeleri üzerine yapıldı. Bay Kobayashi 12 feet yüksekliğinde ve 9 feet çapında döner bir merdivenle çıkılan bir kuş yuvası inşa etti. Yaklaşık 38.000 dolara mal olan ev, Kamishihoro kasabasına ait bir arazi üzerinde yapıldı ve Nescafe’nin sahibi Nestle tarafından Hokkaido halkına hediye edildi.

Baumraum - Cool Tree House

6. Alman şirketi Baumraum tasarladığı evlerde yaratıcılığı nasıl canlı tutacağını biliyor. Ağacın tepesine kondurdukları ev ormanın onu çevrelemesiyle daha da güzelleşiyor. Rüzgarlı havalarda bir hamak gibi hafifçe sallanmasına karşılık meşe ağacının dayanıklılığı sizi güvende hissettiriyor. Baumraum'a size kendi ağaç evinize sahip olmanızı sağladığı için teşekkür edebilirsiniz.

Dustin Feider - Tree House

7. Dustin Feider'ın farklı bir vizyonu vardı: İnsanın doğayla iç içe yaşadığı eski kökenlerimize dönersek bu ağaçlar için iyi olacaktır. Feider'in "O2 Ağaç Evi" şirketine göre sadece ağaç evler arasında devrim yapmakla kalmayıp bütün habitat konseptini değiştirmektedir. Ağaç evde kullanılan bütün malzemeler geri dönüştürülebilir. Orijinal O2 evi 13 feet genişliğindedir ancak bütün ölçüler müşterinin istediği şekilde değiştirilebilir.

World's Largest Tree House

8. Northumberland dük ve düşesi Avrupanın en büyük halka açık parkını yaratmayı düşündüklerinde 120 kişilik bir restoranı, bir perakende dükkanı, iki sınıf ve iki özel yemek salonu içeren bir ağaçev için TreeHouse şirketini yetkili kıldılar. Ocak 2005'te açılan Alnwick Parkları'nda kulelerden oluşan, ağaçların tepeleri arasında yürüyüş yolları ve mağaramsı boşlukları olan bir labirenttir. Ayrıca 6.000 ayak karelik dünyanın en büyük ağaç evidir.

 
1980'LERDEN GÜNÜMÜZE İZMİR'DE KONUT PDF Yazdır e-Posta


"1980'lerden Günümüze İzmir'de Konut : Arayışlar, Kırılmalar, Dönüşümler, Ayrışmalar"  başlıklı sergi, Serbest Mimarlar Derneği tarafından düzenlenen "İzmir'de 80'li Yıllardan Günümüze Konut ve Mimarlık Kültürü" konulu sempozyum paralelinde DEÜ Rektörlüğü DESEM binasında 29 Kasım-18 Aralık 2008 tarihleri arasında sergilenecektir. İzlemenizi dileriz.


SERGİ:1980'LERDEN GÜNÜMÜZE İZMİR'DE KONUT: ARAYIŞLAR, KIRILMALAR, DÖNÜŞÜMLER, AYRIŞMALAR
Küratör: Emel Kayın
Koordinatör: Metin Kılıç
Metinler: Emel Kayın
Fotoğraflar: Metin Kılıç
Grafik Tasarım: Baran Uyan
Düzenleyen: Serbest Mimarlar Derneği
Tarih: 29 Kasım-18 Aralık 2008
Yer: DEÜ Rektörlüğü, DESEM Binası, Alsancak, İzmir

 
DİVRİĞİ ULUCAMİ RESTORASYONU PDF Yazdır e-Posta


DİVRİĞİ ULUCAMİ'NİN RESTORASYONU İÇİN ÜÇLÜ KOORDİNASYON KURULU OLUŞTURULDU

Haber: Divriği Ulucami'nin Restorasyonu için Üçlü Koordinasyon Kurulu Oluşturuldu

Restorasyonu uzun yıllar bekleyen Sivas Divriği Ulucami'nin onarılması için Kültür ve Turizim Bakanı Ertuğrul Günay harekete geçti. Bakan Günay başkanlığında düzenlenen toplantıda 3'lü koordinasyon kurulu oluşturulması, ihale sürecinin hızlandırılması ve cami çevresinde kalan mülklerin kamulaştırılması için ödenek çıkarılmasına karar verildi.

Sivas Valisi Veysel Dalmaz ise önceden yapılan işlerin tek taraflı olduğunu ve bu nedenle çalışmaların yavaş yürüdüğünü söyledi.

1228-1229 yılları arasında Mengücekoğlu Emir Ahmed Şah tarafından inşa ettirilen Divriği Ulucami ve Darüşşifası'nın yılların biriktirdiği çok sayıda sorunu var. İnsan kaynaklı müdahaleler, tabiat (nem ve drenaj) ve zamanın yıpratması nedeniyle eser güçlükle ayakta duruyor. Özellikle tarihi eserin orjinal çatısının kaldırılarak yerine günümüz tuğlasından örülmüş mevcut çatının konulması, eserin statiği üzerinde önemli sorunlar oluşturdu.

UNESCO tarafından 'Dünya Kültür Mirası Listesi'ne alınan cami ve darüşşifasının restorasyonu için uzun zamandır çalışma yapılıyor. Bugüne kadar yapılan ihaleler, katılımcı firma olmadığı için ertelendi. Son olarak eserin restorasyonu için Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay başkanlığında Ankara'da bir toplantı yapıldı.

Devamını oku...
 
DİVRİĞİ ULU CAMİİ VE DARÜŞŞİFASI PDF Yazdır e-Posta


Divriği Ulu Camii: "Mukaddes Emanetler gibi saklanmalı..."

DİVRİĞİ ULU CAMİİ VE DARÜŞŞİFASI

UNESCO’nun 1985’te Dünya Mimari Mirası’na dahil ettiği Sivas-Divriği Ulu Cami, 1228’de Mengücekoğulları hükümdarı Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah tarafından yaptırıldı. Başmimarı Ahlatlı Hürremşah. Bitişiğindeki Darüşşifa (hastane) ise Ahmet Şah’ın eşi ve Behram Şah’ın kızı Melike Turan Melek tarafından yaptırıldı. Hastanede ruh hastalıkları müzik ve su sesiyle tedavi edilirdi. 16 sütunlu cami, 23 tonoz ve iki kubbe ile örtülü. Mihrabın biçim ve bezemelerinin Anadolu’da başka örneği yok. Türkiye’nin restorasyon duayeni Doğan Kuban, Ulu Cami’ye 40 yılını vermiş. "Eşi yok. Heykel gözüyle bakmak lazım. Müzeye kaldırılması gerekiyor ama sığmaz. Topkapı Sarayı’ndaki Mukaddes Emanetler gibi saklanmalı."

DİVRİĞİ ULU CAMİİ VE DARÜŞŞİFASI DİVRİĞİ ULU CAMİİ VE DARÜŞŞİFASI

Devamını oku...
 
DÜNYANIN YENİ YEDİ HARİKASI PDF Yazdır e-Posta










Dünyanın Yeni Yedi Harikası
, İsviçre'de bir organizasyon tarafından cep telefonu ve internet aracılığıyla yapılan bir oylama sonucunda, Dünyanın Yedi Harikası'na alternatif olarak seçilmiş ve 7 Temmuz 2007 tarihinde açıklanmıştır. UNESCO ise bu seçimi, oy kullananların şahsi görüşlerini yansıttığı gerekçesiyle desteklemediğini ve klâsik Dünyanın Yedi Harikası listesinin korunmaya ve benimsenmeye devam edileceğini açıklamıştır.

İsviçre merkezli New7Wonders Vakfı'nın, dünyanın yeni 7 harikasını belirlemek için başlattığı yarışmaya 21 finalist eser katıldı. Dünyanın dört bir yanından yaklaşık 100 milyon kişi cep telefonu ve Yeni Yedi Harika adlı internet sitesinde 6 yıl boyunca oy kullanarak dünyanın yeni 7 harikasını seçti. Cep telefonu ve internet oylarıyla belirlenen dünyanın yeni 7 harikası, Portekiz'in başkenti Lizbon'da ilan edildi. Dünyanın Yeni 7 Harikası; Ürdün'deki Petra Antik Kenti, Çin Seddi, Brezilya'daki Kurtarıcı İsa Heykeli, Peru'daki Machu Picchu Antik Kenti, Meksika'daki Chichen Itza Piramidi, İtalya'nın Roma kentindeki Kolezyum ve Hindistan'daki Tac Mahal anıtmezarı şeklinde sıralandı.

Dünyanın 7 harikasını barındıran eski listede Babil'in Asma Bahçeleri, Zeus Heykeli, Artemis Tapınağı, Rodos Heykeli, İskenderiye Feneri ve Halikarnas Müzesi bulunuyordu. Yaygın olarak bilinen Dünyanın 7 Harikası'nın tamamı insan yapımı ve Akdeniz havzasında yer alan anıtlar olup Bizanslı filozof Filon tarafından milattan önce yaklaşık 200'de seçilmişti.

Eski listeden sadece Taç Mahal, dünyanın 7 harikası arasındaki yerini koruyabildi. Tac Mahal, aynı zamanda yeni listede Türk izlerinin bulunduğu tek eser oldu. Tac Mahal'in mimarları olan Mimar Sinan'ın talebelerinden Mehmet İsa Efendi ve Mehmet İsmail Efendi ile yapıdaki yazıları yazan Hattat Serdar Efendi eserin yapımı için Şah Cihan tarafından İstanbul'dan davet edilmişlerdi. İnşaatta çok sayıda mimar ve ustanın yanısıra yirmi bin işçi çalıştırıldığı biliniyor.
Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 Sonraki > Son >>

Sayfa 5 / 7