Dozerle Yok Edilen Türkmen Kimliği... PDF Yazdır e-Posta

 

Kerkük Kalesi

Tarih boyunca Kerkük'te ağırlığını hissettiren Türkmen nüfusun bugünkü durumunu en iyi anlatan görüntü Kerkük Kalesi'nin içler acısı hali: Yüzlerce evi barındıran Kaleiçi, dozerlerle yerle bir edilmiş halde.

 




Kerkük yeni Saraybosna mı olacak?

Zengin petrol yatakları nedeniyle her zaman uluslararası ihtirasların odağında olan Kerkük, geçmişte sık olduğu gibi tekrar korku ve şiddetin gölgesinde yaşıyor. Hâlâ şehrin asli unsuru olduklarını belirten Türkmenler ise bu kez Kürt baskıları karşısında yeni bir ölüm kalım mücadelesi verdiklerini söylüyorlar.

Saddam'ın Türkmenlerle Kürtleri sürüp şehre yerleştirdiği Araplar da, "etnik temizlik" korkusuyla endişe içinde beklerken, radikal unsurlar bu gergin ortamdan yararlanarak Kerkük'ü bir Saraybosna'ya çevirmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Irak'ın genelinde süren savaştan yansıyanların yanı sıra, "fidyeci" bir "eşkıya unsurun" da işin içine girmiş olması, Kerkük'teki gergin ortamı bugün iyice karmaşık ve tehlikeli bir hale getirmiş bulunuyor.

Bu arada, Türkiye, İran ve Suriye'nin gelişmeleri yakından izleyerek Kerkük konusunda siyasi ağırlıklarını hissettirmeye çalışmaları da soruna bir uluslararası boyut katmış bulunuyor.

İşte bu karmaşık durumu bir nebze de olsa anlayabilmek amacıyla Kerkük'e gidip hem tarafların temsilcileriyle, hem de sokaktaki insanlarla konuştuk. Burada Kerkük'le ilgili mutlak gerçekleri ortaya koyma iddiasında değiliz. Bunun mevcut ortamda mümkün olduğunu da sanmıyoruz. Bu tür bir yazı dizisiyle hiçbir tarafı memnun etmenin mümkün olmadığının da bilincindeyiz.

Son derece hassas olan Kerkük konusuna girdikçe, bunun ne kadar çetrefil bir konu olduğunu ve birçok şeyin Türkiye'den görüldüğü gibi olmadığını daha iyi anlamaya başladık. Amacımız, konuyla doğrudan ilgili kişileri konuşturup Kerkük'te gördüklerimizi yansıtmaya çalışmaktır.

Sonunda tabii ki kendi kanaatimizi de ortaya koyup, bu yıl yapılması gereken ve şehrin statüsünü belirleyecek olan referandumun yapılıp yapılamayacağı sorusunu da yanıtlamaya çalışacağız. Ancak bu görüşler sadece bizi bağlar. Diğer söylenenler ise konuşanları bağlar.

Tek temennimiz, bu yazı dizisiyle bu kritik yılda Kerkük'e duyulan ilgiyi artırarak, tarihimizde önemli bir yer tutan ve geçmişte çok kez kana bulanmış olan bu şehrin sorunlarının nesnel bir perspektiften daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunabilmektir.

Hz.Danyal Peygamber CamiiKerküklü Türkmenlerin bugünkü durumunu en iyi betimleyen şey, tarihi Kerkük Kalesi'nde tanık olduğumuz içler acısı görüntü olsa gerek. Yakın tarihe kadar yüzlerce evi barındıran ve Türkmenlerin yüzyıllar boyunca yoğunluklu olarak yaşadıkları kalenin içi bugün dozerlerle yerle bir edilmiş halde duruyor.

Ayakta kalabilen tek tük yapılar arasındaysa, eski bir Yahudi tapınağından yüzyıllar önce "devşirilen" ve Türkmenlerce kutsal sayılan Danyal Peygamber Camii, Hıristiyan kilisesiyken aynı şekilde camiye dönüştürülen Ulu Cami ile 1361 yılında yapılan ve tümüyle Türk eseri olan Gök Kümbet bulunuyor. Ancak, bunlar da bakımsızlıktan dökülmeye yüz tutmuş haldeler.

Kalenin girişinde "kardaş" edindiğim "Mehmet" isimli genç Türkmen beni Danyal Peygamber Camii'nin yanındaki mezarlığa götürdü. "Aralarında Kürt mezarları da var mı?" diye sorduğumda, Kürtlerin tarihte şehrin asli unsuru olmadığını yansıtırcasına "Hayır, onlar genelde memleketlerine gömerlermiş" dedi.

Devamını oku...
 
AYDER YAYLASI - RİZE ÇAMLIHEMŞİN PDF Yazdır e-Posta
Ayder Yaylası

     Ayder, Çamlıhemşin ilçesinin 19 km. güneydoğusunda 1350 m. yükseklikte çam ormanları ile kaplı daha ziyade yayla niteliğinde bir yerdir. Fırtına deresi boyunca eşsiz doğa güzelliklerini izleyerek varacağınız Çamlıhemşin ilçesi hudutları dahilinde yer alan Ayder gürgen dibiyle Aşağı ve Yukarı Ambarlık (Gelin Tülü) şelalesi, yayla evleri, çiçekli düzleri, türlü çiçeklerden elde edilen balı ve şifalı kaplıcasıyla sırtını Kaçkarlar'a dayamış, çam örtülü yamaçlarla kaplı cennet görünümündedir. Bakanlar Kurulu Kararı ile 1987 yılında "Turizm Merkezi" ilan edilen Ayder’de İl Özel İdaresi ve özel kuruluşlar tarafından otel, kaplıca tesisleri yapılmaktadır. Yaz aylarında yerli ve yabancı turistler 55 derece sıcaklıktaki yeraltından gelen, şifalı kaplıca suyundan yararlanmaktadır. Kaplıca romatizmal hastalıklar, iç hastalıkları, kadın hastalıkları ve cilt hastalıklarına  iyi gelmektedir.

     1871 tarihli Trabzon Vilayeti salnamesinin 174. Sayfasında, “Hemşin nahiyesinde Hala deresi civarında Ayder nam mahalde gayet sıcak bir kaplıca olup yel illetine devası meşhur olup lezzeti hiçbir maden suyuna benzemez” ibaresi geçmektedir. 

     Bölge insanı tarafından senelerdir bilinen bu doğa harikası belde, gelen hizmetlerle daha çok insanın yararlanabileceği tesisleri de beraberinde getirmeye başlamıştır. Ayrı ayrı 50 kişinin girebileceği havuzlar, dinlenme salonları, yataklı, özel kabinler, duş kabinleri, basınçlı su bölümü, fizik tedavi bölümü ve doktoru bulunan modern tesis Ayder’de insanların hizmetindedir.

     Ayder’de 700 kişiyi barındıracak şekilde yatak kapasitesi mevcut olup, yayla evleri tipinde konaklama tesisleri ve alt yapı tesislerinin çalışmaları plan dahilinde olup, bu sorunun çözümü için gerekli girişimler yapılmaktadır. Turizm Bakanlığı'nca Teşvikli Turizm Bölgesi durumundaki Ayder’in günümüze kadar  uygulanan imar ve inşaat yönü turistik bir bölgenin sahip olacağı görünümde değildir. Ayder’de yöresel mimari özellik yansıtmayan beton yığınlarının ortadan kaldırılarak sahip olunan güzelliğe layık bir şekle getirilmelidir.

     Ayder’de var olan turizm potansiyeli yolun asfaltlanarak hizmete girmesiyle kat kat artmıştır. Bu artış Ayder’de tüketimi de beraberinde getirmektedir. Dünyanın en güzel suyuna sahip olan Ayder’de pet şişelerde su satıldığı ve bu şekilde de doğanın kirletildiği düşünülürse Ayder’de yapılacak yatırımların çeşitliliği ve aciliyeti konusunda yatırımcılara yeterli mesaj verilmiş olur.

 
Malabadi Köprüsü PDF Yazdır e-Posta


“Modern statik hesabının olmadığı devirde bu açıklıkta o zaman için böyle bir eser hayranlık ve takdiri muciptir. Ayasofya’nın kubbesi köprünün altına rahatlıkla girer. Balkanlarda, Türkiye’de, Orta Şark’ta bu açıklıkta, bu yaşta köprü yoktur.” 

Albert Gabriel

 

Malabadi Köprüsü, Diyarbakır Silvan yakınlarında ve Batman Çayı üzerindedir. Artuklular döneminde 1147 yılında Timurtaş bin İlgazi bin Artuk tarafından yaptırılmıştır. 7 m. eninde ve 150 m. uzunluğunda bir köprüdür. Yüksekliği, su seviyesinden kilit taşına değin 19 m.'dir. Renkli taşlarla inşa edilmiş, onarımlarla günümüze kadar ulaşmıştır.  

Malabadi Köprüsü dünyada taş köprüler içerisinde kemeri en geniş olandır. Köprü, Diyarbakır'ın Silvan ilçesi sınırları içerisindedir. Kemerin her iki yanında, iç tarafta kervan ve yolcular tarafından, özellikle kışın zorlu günlerinde barınak olarak kullanılan iki oda bulunmaktadır. Köprü nöbetçileri tarafından da kullanılan bu odaları daha önceleri dehlizlerle yolun dipleri ile bağlantılı olduğu, gelen kervanların ayak seslerinin bu dehlizler vasıtası ile daha uzaklarda iken duyulduğu söylenir.



Malabadi Köprüsü, Silvan-Diyarbakır yolu üzerindedir.
Devamını oku...
 
Ahlat`ta Budist Mabedi Tartışması PDF Yazdır e-Posta

 

Ahlat´ta Budist mabedi tartışmasıDr. Mehmet Demirtaş, son günlerde gündeme gelen, Ahlat´ta Budist mabedi bulunduğu yönündeki iddiaların, bilimsellik açısından çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

 

Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Tatvan Meslek Yüksek Okulu Öğretim Görevlisi Dr. Mehmet Demirtaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Budist mabedi olduğu iddia edilen mağara yerleşmesinin, Yezidi mabedi olma ihtimalinin daha güçlü olduğunu öne sürdü.

Demirtaş, Ahlat´ın Harabeşehir bölgesinde yüzlerce mağara bulunduğunu, bu mağaraların bazılarında çeşitli motiflerden meydana gelen süslemeler bulunduğunun yöre halkı tarafından öteden beri bilindiğini kaydetti. Ahlat´ta, Budist inancının Moğolların etkisiyle taşındığı iddiasının ise bilimsellikten uzak olduğunu vurgulayan Demirtaş, Moğol hareketinin bir istila hareketi olduğunu, başta mabetler ve kütüphaneler olmak üzere, insana dair birçok şeyin bu dönemde yok edildiğini söyledi.

Devamını oku...
 
ANADOLU'NUN İLK BUDİST TAPINAĞI AHLAT’TA PDF Yazdır e-Posta


GAZİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ DOÇ. DR. NAKIŞ KARAMAĞARALI: "BU ESER, ANADOLU'DAKİ BUDİST ETKİLERİ BAKIMINDAN ÇOK BÜYÜK ÖNEM ARZ EDİYOR" " BUDİST İNANCINA AİT ANADOLU'DA BİLDİĞİMİZ TEK ÖRNEK BURASI"

 

Ahlat Budist Tapınağı


Ahlat'ta sürdürülen arkeolojik kazı çalışmaları sırasında, bir mağara içinde Anadolu'da şimdiye kadar örneğine rastlanmayan Budist inancına ait bulgulara rastlandı.

Gazi Üniversitesi Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nakış Karamağaralı, geçen yıl başlatmış oldukları çalışmalar sonucu ilçe genelinde 500'den fazla mağara ev tespit ettiklerini bildirdi.

Bu evler arasında yer alan ve Buda inancında kutsal sayılan iki tavus kuşuyla ortasında 'Lotus' olarak isimlendirilen nilüfer çiçeği kabartma motifinin görüldüğü Harabeşehir Mahallesi'ndeki mağarada, gazetecilere açıklamada bulunan Doç Dr. Karamağaralı, bunun Anadolu'da şimdiye kadar görülmüş tek örnek olduğunu belirtti. Budist inancının sembolleri olan bu örnekte, ortada bulunan Lotus'un tahrip edildiğini, eserin ne amaçla ve kimler tarafından yapıldığını bilmediklerini aktaran Doç. Dr. Nakış Karamağaralı, "Çalışmalarımızda öncelikli olarak bu mağaranın süslemesi dikkatimizi çekmişti. Süslemesi bakımından buranın önem arz ettiğini, farklı bir mekan olduğunu düşünüyorduk. Süslemeden yola çıkarak bu süslemenin ne olabileceği, hangi amaçla, hangi dönemde, benzer örneklerinin nerelerde olduğundan yola çıkarak araştırmaya başladık. Bu işlemelerin tamamen Budist etkisi altında olan ve diğer manastırlarda da aynen uygulanmış bir kompozisyon olduğunu gördük.

Devamını oku...
 
Büyük Selçuklu Mezarlığı Yok Oluyor PDF Yazdır e-Posta

Bitlis'in Ahlat ilçesinde dünyanın en büyük Müslüman Mezarlığı olarak bilinen Selçuklu Mezarlığı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Son tespitlere göre 1 ve 12. yüzyıllara ait 8 binin üzerinde mezar taşının bulunduğu mezarlıkta taşlar birer birer özelliğini kaybediyor. 210 bin dekar alanı kaplayan mezar taşlarının Orhun Abideleri'nin İslamlaştırılmış şekli olduğunu söyleyen Ahlat Tarihi Eserleri Koruma ve Tanıtma Derneği (AHTEK) Başkanı Muzaffer Pirhasanoğlu, acil müdahale edilmediği takdirde mezarlığın tarihe karışacağını belirtiyor.

"Akdamar Kilisesi'ne verilen önem Selçuklu Mezarlığı'na da verilmeli." diyen Pirhasanoğlu, atalarımızın Anadolu'ya ilk ayak bastıkları topraklar üzerinde yer alan mezarlıkla ilgili şunları kaydediyor: "Burası bizim özümüz, kültürümüz ve her şeyimiz. Unutulmamalıdır ki Türkiye halkı önce Ahlatlıdır. Sonra Rizeli, Kayserili, Yozgatlı, İstanbullu, Ankaralı. Çünkü Anadolu'ya ilk ayak bastığımız topraklar buralardır ve tüm ülkenin atalarının mezarları Selçuklu Mezarlığı'ndadır. Dolayısıyla burayı korumak hepimizin görevidir."
 
Ahlat - Emir Bayındır Kümbeti: Dünyadaki iki örnekten biri PDF Yazdır e-Posta

 

Emir Bayındır Kümbeti Bitlis'in Ahlat ilçesi İkikubbe Mahalle'sinde bulunan Emir Bayındır Kümbeti'nin dünyada 2 örnekten birisi olduğu belirtildi.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim görevlisi Rahmi Tekin, Anadolu Türk mimarisine, mimar ve taşçı yetiştirmiş önemli bir kaynak olarak bilinen Ahlat'ın, tarihte mimarlarıyla da ünlü bir kent olduğunu belirtti. Tarihte Ahlat'ın ilim, irfan ve sanat merkezi olarak tanındığını anlatan Tekin, sanatkarları ancak yaptıkları eserlere isimlerini yazarak atmış oldukları imzalarla tanıyabildiklerini söyledi. Tercan'daki Mama Hatun Türbesi'nin, Divriği Ulu Camii'ni, Konya, Aksaray, Kayseri arasındaki Karatay Hanı'nı yapanların Ahlat'lı mimarlar olduğunu ifade eden Rahmi Tekin "Özellikle mezar ve türbe mimarisinde çok değişik türde örnekler vermiş bir yapı geleneğini yaşamaya devam ettirmiştir. İlçede bulunan Emir Bayındır Kümbeti ise Ahlat'ın en orijinal kümbetlerinden birisidir.

Emir Bayındır Kümbeti

Sanat tarihçiler, Emir Bayındır Kümbeti'nin dünyada 2 tane örneğinin olduğu söylenmektedir. Birisi Ahlat'ta 15'nci yüzyılın sonunda işlenmiş, diğeri ise yine aynı tarihlerde Azerbaycan'ın Gence kentinde yapılmış bir şaheserdir. İki kümbet de "Baba-Can" isimli Ahlat'lı bir usta tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu kümbetin diğer özellikleri ise yanında mescidi ve zaviyesinin bulunması, tüm yapılarda vakfiyenin taşa işlenmesidir. İlhanlı, Osmanlı dönemlerinde ve öncelerinde vakfiye kağıda yazılırdı" dedi.

Devamını oku...
 
BOSNA'DA PİRAMİTLER PDF Yazdır e-Posta

Avrupa’nın İlk Piramidi Tepenin Altında

Avrupa’nın İlk Piramidi Tepenin Altında
Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna yakınlarında, altında Avrupa’nın ilk piramidinin yattığı düşünülen dağın kazılmasına devam ediliyor. Kazı çalışmalarına katılan Mısırlı jeoloji ekibi, dağın gerçekten de bir piramit barındırdığını düşünüyor. Mısırlı uzman Dr. Ali Abdi Alla Barakata, piramidin Mısır’dakilerden farklı daha arkaik bir formu olabileceğini ifade etti.


Mısırlı jeolog Dr. Barakata, piramitler ülkesi Mısır’dan Bosna’daki kazı çalışmalarını inceleyen ilk uzman. Barakata, toprağın altından çıkan taşların yapısının antik piramitleri andırdığını vurguladı.

Kazı çalışmalarına başkanlık eden Samir Osmanagiç, başkent Saraybosna’nın 40 km dışındaki Visoçika tepesinin altında Avrupa’nın ilk piramidinin olduğunu savunuyor. 650 metre yüksekliğindeki tepenin prizmayı andıran yapısı ve kazılan bölümlerde gizli tünellerin bulunması, Avrupa’nın ilk piramidi olduğu kanısı güçlendirmişti. Osmanagiç’in ekibi genellikle amatör ve gönüllülerden oluşuyor.

Piramit Değil İddiası

Kimi uzmanlar, dağın altında bir piramit olmadığını, kazı çalışmalarının hüsranla sonuçlanacağı iddiasını dile getirmişti. Bu görüşteki uzmanlar, böyle bir piramidi inşa edecek herhangi antik bir uygarlığın Bosna Hersek topraklarında yaşamamış olduğuna dikkat çekmiş, tepenin olağandışı bir şekil olduğunu savunmuştu.

NTVMSNBC 25.05.2006

 
BOSNA'da Keşfedilen Piramitler (Güneş, Ay ve Ejderha) PDF Yazdır e-Posta

 

PYRAMIDS IN BOSNIA

Bosnian-Pyramid.com

  

Pyramid of the Sun

Bosnian Pyramid of the Sun (former Visocica), with its height of over 220 meters, is one third taller than the Great pyramid of Egypt. Four sides of the pyramid are perfectly aligned with the cardinal points (North-South, East-West). Measurements made by the Geodetic Institute of Bosnia and Herzegovina suggest that northern portion of the pyramid is forming geometric feature of triangle, with equal sides of 365 meters and inner angles of 60 degrees. North side of the pyramid is oriented towards stellar north (like the Great Pyramid of Egypt), in parallel with position of the North Star.

Numerous scientific analysis suggest artificiality of the monument: satellite imagery, thermal inertia analysis that shows quick heat loss due toinner chambers and hallways; penetrating radar suggests straight passageways with 90 degrees intersections; water drainage and inner angles of 45 degrees characteristic for artificial objects. Geo-archaeological research uncovered man-made stone blocks that the pyramid walls.


Jump to Gallery

 

Pyramid of the Moon

Former Pljesevica hill represents typical step-pyramid named the Bosnian Pramid of the Moon. Initial digging uncovered the foundation, terraces, plateau on the top of the pyramid, vertical wall and rectangular structure under one meter thick layer of soil. Four sides of the pyramid align with the cardinal sides (North-South, East-West). Thermal inertia analysis shows much quicker heat-loss than surrounding natural hills. Sandstone plates and blocks are exclusive building material used by the pyramid builders. During last 100 years locals have used those plates as a "quarry".

Bosnian Pyramid of the Moon, together with Sun and Dragon pyramids form a perfect triangle with 60 degrees inner angles.


Jump to Gallery


 

Pyramid of the Dragon

Satellite images, thermal analysis and radar studies performed at the site, all independently confirming the existence of pyramid shaped architecture. So far, no excavations have been carried out at the pyramid, but preliminary geologic investigation confirmed the presence of man-made stone blocks lying beneath soil surface.

The Bosnian pyramid of the Dragon, together with the other two, Sun and Moon, form the perfect triangle with the distance of 2.2 kilometers.


Jump to Gallery
 

 

 

Network of Underground Tunnels

Initial research and local legends suggest that the whole net of underground tunnels exist under the Bosnian Pyramid Valley. Working hypothesis is that these tunnels connect all pyramids and other sites of importance. Researched area of one of the tunnel sections show intersections at 90 degrees, man-made ceilings and chambers and ventilation shafts.

Several man-made sandstone monoliths have been found with symbols that might represent first European writings.


Jump to Gallery



 

Stone Spheres

One of the greatest mysteries for archaeologists and other scientific researchers today represents the phenomenon of stone spheres. First stone spheres were found in the early 1930's in the delta of river Diquis in Costa Rica. Since then were found hundreds of stone spheres of many different sizes in different locations of the world. Many of them are built from the mineral called grandiorite that is very firm. Bosnian stone spheres phenomenon was actualized in 2004 when Mr. Semir Osmanagic and his team of independent researchers and historians found few stone spheres in Bosnia and Herzegovina.

First Bosnian stone spheres were found near Banja Luka. There has been found either the biggest stone sphere in Bosnia and Herzegovina whose construction was probably interrupted in one of its phases, so that the stone sphere seems not finished, which means that rough and by its outfit it is distinguished from unwritten rule that says that all stone spheres were glazed at the end of their construction.

Going further more locations with stone spheres have been discovered. In the place of Teocak were found 8 stone spheres that were built from granite, while in the settlement Ponikve near the town Vares was discovered an irregular shaped stone sphere that was probably formed by magmatic rocks. The stone sphere of Ponikve weighs about 4 tons. In the village of Zlokuce, near town Kakanj, there are few stone spheres that have the same mineral composition and also few elongated stone megaliths for which people during thepast attributed magical healing powers. A small stone sphere is kept in the library of Franciskan Monastery in Kraljeva Sutjeska near Kakanj. Stone spheres were also found in two locations of neighboring Maglaj - in the village of Jablanica and on the hill Cikota.

In the settlement Grab near Zavidovici has been discovered another location with the greatest number of stone spheres ever found in Bosnia and Herzegovina. On that location were found tens of stone spheres that were moved by clueless villagers to other locations. Today, there are about 15 unharmed stone spheres and either about 20 half-spheres. Their diameters vary between 50 cm and 2 m. The origin of these stone spheres is not known till these days, but there are few stories that people retell.

 

Legends concerning the formation of stone spheres in Zavidovici

The most interesting legend concerned to the stone spheres is certainly the one that narrates about an inundation occurred in 1936. The legend says that the day was dark as night, and it was pouring with rain so much that the brooks and rivers left their beds and the inundation brought stone spheres to the place where they were discovered many years later by researchers Semir Osmanagic, Jovo Jovanovic and Ahmed Bosnic listening to stories and legends of local inhabitants.

The other legend about the origins of stone spheres narrates the crash of wedding guests. Villagers say that the place where the stones spheres are found was the place where wedding guests crushed each other, stoned themselves, and became stone spheres. The legend, as strange and unbelievable it may sound, may be a story filled with metaphor in order to describe the creation of the stone spheres.


Jump to Gallery

 
CİZRE ULU CAMİİ ve İKİZ EJDERLİ KAPI TOKMAĞI PDF Yazdır e-Posta


Cizre UlucamiŞırnak ili Cizre ilçesinde bulunan Ulu Cami Hz. Ömer döneminde, 639 yılında eski bir kiliseden camiye çevrilmiştir. Abbasi döneminde onarılmıştır. Cizre emiri Baz Şah’ın oğlu Emir Ali Sencer tarafından da 1160 yılında bir kez daha onarılmıştır. Bu arada kesme taştan dikdörtgen kaide üzerine yuvarlak gövdeli minaresi de 1156 yılında yapılmıştır.

Cami kesme taştan, dikdörtgen planlı olup, üzeri kasnaklı kubbe ile örtülmüştür. Kubbeler demir köşebentlerle güçlendirilmiştir. İbadet mekânı sütunlarla üç sahna ayrılmıştır. Giriş kapısı üzerine Kuran’dan alınma ayetler yazılmıştır. Giriş kapısı demirden olup, 1983 yılında Topkapı Sarayı Müzesi’ne götürülmüştür. Bu kapı üzerinde gümüş motifler ve bakır kufi yazılar bulunmaktadır.

Cizre Ulu Camisi’nin ejder figürlü (Dragon) kapı tokmağı 1964 yılında Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne götürülmüştür. Kapı tokmağının diğer kolu daha önce Berlin Müzesi’ne kaçırılmıştır. Türk sanatı yönünden son derece önemli olan bu eseri Erdem Yücel yayınlamıştır:

Cizre Ulu Camii kapı tokmağındaki ejder figürü“Cizre Ulu Cami kapı tokmağında başları sağ ve sola dönük, ön ayakları ile birbirine bağlı iki ejder figürü esas kompozisyonu meydana getirmektedir. Ejderlerin vücutlarının orta kısımlarında birer düğüm, kuyruklarında da doğan veya kartala benzer başlar görülür. Ağızlar açık adeta gövdeyi ısırır durumdadır. Kulaklar sivri, gövdeler balıksırtı motiflidir.

XI.-XIII. Yüzyıl Anadolu Selçuklu sanatında buna benzer hayvan tasvirleri, ejder ve yılan figürleri çok sayıda kullanılmıştır. İslâm sanatında da ejder figürlerinin ayrı bir yeri vardır. Orta Çağ İslâm dünyasında hem kapı tokmağı ve hem de yapıyı her türlü kötülükten koruyan bir muhafız olarak düşünülmüştür. Bu motifin kaynağı Orta Asya Çin sanatı olup, buradan Sasani, İskit, Hun sanatına girmiş, on iki hayvanlı Türk takviminde yer almıştır.

Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde bulunan Cizre Ulu Camisi’nin kapı tokmağı Orta Asya, Selçuklu ejder figürlerinin tipik bir örneğidir.”

Bu tür ejder figürleri XII. yüzyılda kazıma tekniği ile Ebul-iz İsmail Bin Rezzez El Cezeri tarafından yapılmıştır.

Devamını oku...
 
Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri (TAY) Projesi PDF Yazdır e-Posta

 

Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri (TAY) Projesi, dünya kültür emanetlerinin önemli bir parçası olan Türkiye kültür varlıklarının bulgularının, kronolojik bir envanterinin çıkartılması ve bu bilginin uluslararası platformda paylaşılması amacına yönelik olarak tasarlanmıştır. En azından 400.000 yıl eskiye uzanan kültürel verileri barındıran Anadolu ve Trakya toprakları üzerinde, 1800'lerin ilk yarısından başlayan araştırmaların sonuçları ile çağdaş yüzey araştırmaları ve kazıların bilgileri dağınık ve çoğunlukla ulaşılamaz durumdadır. Birçok yerleşmenin yeri bilinmemekte, birçoğu da tahribatın/yapılaşmanın kurbanı olmuş ya da olmaktadır. Bu tahribata karşı ve bu emanetleri korumaya yönelik öncelikle yapılabilecek en önemli çalışma, kültürel verilerin merkezi bir yapı içinde toplanması ve derlenmesidir: Belgeleme olmadan koruma olmaz. İlk kez bu projeyle, Türkiye arkeolojik yerleşmeleri, höyükler, tümülüsler, anıtlar, mezarlıklar, ören yerleri, yerleşme yerleşme, höyük höyük, tümülüs tümülüs belgelenmektedir.

1993 yılında çalışmalarına başlayan TAY Projesi, özgünlüğü, boyutu ve kültürel emanetlerin belgelenmesine yaklaşımı açısından, türünün ilk ve şimdilik tek örneğidir.

Niye TAY?

Anadolu ve Trakya'nın, insanoğlunun yerleştiği ilk dönemlerden yakın çağlara dek derli toplu, ayrıntılı bir yerleşme ve kültür envanteri yoktur;

Bu bölgelerdeki uygarlıkların kültürel gelişimini başından sonuna dek inceleyebilmek için sistemli bir belge arşivi.hazırlanmamıştır;

Anadolu ve Trakya kültürlerinin kronolojik süreç içerisinde birbirleriyle ilişkileri yeterince açık değildir.

Projenin amaçları

Türkiye kültür emanetlerinin, öncelikle, elektronik olarak korunmaya alınması (Veri Toplama);

Basılı ve elektronik ortamda yayınlanması ve bu emanetlerin dünyaya açılması (Veri Yayınlama);

Türkiye'nin, sistemli biçimde ve yeni teknolojiler kullanılarak taranması, mevcut bilgilerin doğrulanması, yeni yerlerin belgelenmesi (Veri Doğrulama);

Anadolu ve Trakya toprakları üzerindeki, gerek doğa, gerekse insan eliyle yoğun olarak süren tarihi eser tahribatının.izlenmesi ve kamuoyunu uyaracak bir kurumun oluşturulması (Veri Gözlemleme).

Proje Kime Yönelik?

Proje, kültür emanetlerimiz konusunda araştırma yapmak isteyen tüm arkeologlara, tarihçilere, tarih ve arkeolojiye yakın bilim dallarındaki araştırmacılara; arkeoloji, tarih gibi alanlarda eğitim gören öğrencilere; çeşitli kademelerde ülkemizin tanıtımında görev alan uzmanlara ve geçmişe ilgi duyan, araştırılmasına inanan tüm kişi ve kuruluşlara yöneliktir. Amaç, bu kişi ve kuruluşlara, bilimsel bir başvuru kaynağı, bir "veri havuzu" sunmaktır. 

 

TAY, Lyon'da gerçekleştirilen
Avrupa Arkeologlar Birliği
10. Yıllık Toplantısı'na
"Bilgi-İletişim Teknolojileri Destekli

Kültür Varlıkları Yönetiminde
11 Yıllık Deneyim:
TAY Projesi" başlıklı bildiriyle katıldı.
6-8 Haziran 2003 yılında Rodos'da gerçekleştirilen,
ve ana teması e.Devlet - e.Kültür olan,

"3. Yunanistan-Türkiye Bilgi Toplumu Forumu"nda
TAY Projesi Türkiye'yi e.Kültür alanında temsil etti.
TAY Projesi, 24-29 Eylül 2002 tarihleri arasında
Selanik'te gerçekleştirilen
Avrupa Arkeologlar Birliği 8. Yıllık Toplantısı'na katılıdı.
TAY Projesi, 90 ülkeden toplam 742 projenin katıldığı
"The Stockholm.Challenge Award 2001"in
"Culture and Entertainment" dalında
-14 projeyle birlikte- finale kaldı.
Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından düzenlenen,
yurtiçi ve yurtdışından toplam 61 eserin katıldığı,
"2000 Yılı Web Ödülleri" yarışmasında TAY Projesi,
"En İyi İçerik Uygulama" dalında Birincilik kazandı.
H.Ford ödülüTürkiye Arkeolojik Yerleşmeleri Projesi,
Henry Ford Avrupa Çevre Koruma Ödüllleri 1996/97
(Henry Ford European Conservation Awards)
Türkiye Birincisi oldu.
UNESCO Forumu

TAY Projesi, 4-6 Ekim 1998 tarihleri arasında,
Avustralya'nın Melbourne kentinde, UNESCO tarafından
dördüncüsü düzenlenen ve 48 ülkenin katıldığı,
"University and Heritage" konulu foruma çağrılı olarak katılmış ve burada bir konferans vermiştir.

Culture Counts

TAY Projesi, 4-7 Ekim 1999 tarihleri arasında, İtalya'nın Floransa kentinde, Dünya Bankası ve İtalyan Dışişleri Bakanlığı tarafından düzenlenen
ve 85 ülkenin katıldığı, "Culture Counts in Sustainable Development" konulu toplantıya çağrılı olarak katılmıştır.

Culture Counts

Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri - TAY Projesi web sitesi, UNESCO tarafından yayınlanan, "Dünya Kültür Raporu 2000" adlı kitabın ekindeki "Web'de Binyılın Kültürel Kaynakları Rehberi" CD'sinde yer almıştır.

 

..TAY Projesi . Kuruçeşme Cad. 67/B
34345 Kuruçeşme İstanbul
Tel: 0 (212) 265 7858 - Faks: 0 (212) 287 1298
http://www.tayproject.org/trhome.html
e.posta:
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 
SAFRANBOLU'DAN GÖRÜNÜMLER PDF Yazdır e-Posta

 

SAFRANBOLU'DAN FOTOĞRAFLAR


Devamını oku...
 
YEREL YÖNETİMLER SEMPOZYUMU (TODAİE) PDF Yazdır e-Posta

 

 
Ilısu Barajı Arkeolojik Kazı Koordinasyon Merkezleri PDF Yazdır e-Posta


Ilısu Barajı Arkeolojik Kazı Koordinasyon Merkezlerinden Biri Siirt'te Kurulacak

Batman ve Siirt illerinde yapılacak olan kazıların koordinasyon merkezi Siirt'te kurulacak. Koordinatörlüğe atanan Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Haluk Sağlamtimur, ''Kazılarda 200-250 kişi çalışacak. 15-20 arkeolog, mimar, topograf, restoratör istihdam edilecek" dedi.

Batman ve Siirt illerinde yapılacak olan kazıların koordinasyon merkezi Siirt'te kurulacak. Koordinatörlüğe anan Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Haluk Sağlamtimur, ''Kazılarda 200-250 kişi çalışacak. 15-20 arkeolog, mimar, topograf, restoratör istihdam edilecek" dedi.


Kültür ve Turizm Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından, Ilısu Baraj Gölü altında kalacak olan kazıların koordinesi için kurulacak merkezler Siirt, Batman, Mardin ve Diyarbakır olarak belirlendi. Bunlar arasında Siirt ve Batman'daki kazı ve araştırmalar Siirt'te oluşturulacak olan koordinasyon merkezinden idare edilecek.

Siirt ve Batman'da Ilısu Baraj Gölü altında kalacak olan kazı alanlarının koordine edilmesi görevi verilen Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Haluk Sağlamtimur, kurulması planlanan merkez hakkında açıklamalarda bulundu. Kazıların hızlı bir şekilde yürütülmesi ve karşılaşılan sorunların çözümlenmesi amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından Diyarbakır, Mardin, Batman ve Siirt'te koordinasyon merkezlerin kurulmasının planlandığını belirten Sağlamtimur, bunlardan Siirt ve Batman illerinin koordinatörlüğüne atandığını söyledi.
Koordinasyon merkezinin Siirt'te kurulacağını belirten Sağlamtimur, "Bu yeni yapılanmanın sonucu olarak Siirt ve Batman'da iklimin el vermesi durumunda arkeolojik kazıların 6-7 ay hatta 1 yıl boyunca yapılması planlanıyor. Siirt ve çevresinde yapılacak olan kazılarda 200-250 kişi çalışacak. Siirt'e yapılması düşünülen kazılar sırasında koordinasyon merkezinde yüksek lisans ve doktora düzeyinde 15-20 arkeolog, mimar, topograf, restoratör istihdam edilecektir" şeklinde konuştu.

 
Kırk Direkli Afyonkarahisar Ulu Camii PDF Yazdır e-Posta

Afyonkarahisar'da Selçuklular döneminde yaptırılan Ulu Cami, mimarisi ve manevi havasıyla görenleri büyülüyor. Yedi asırdır yıldır ayakta duran kırk direkli camiden Türkiye'de çok az sayıda bulunuyor. En tanınmış olanları Kastamonu, Beyşehir ve Sivrihisar'dadır.

Anadolu'da ahşap direkli camilerin en eskilerinden olan Afyonkarahisar'daki Ulu Cami, 1272-1277 yılları arasında Nusreddin Hasan tarafından Emirhac Bey'e yaptırıldı.

Afyonkarahisar'da Selçuklular döneminde yaptırılan Ulu CamiAfyon’un en eski yerleşim birimlerinden Hıdırlık Tepesi ile Kale Eteği arasındaki derin vadiye inşa edilmiş olan cami Afyon’nun en büyük camisidir. Kendi adı ile anılan mahallede kalın duvarlar üzerine toprak damlı iken yapılan onarımlar sonunda bugün bakır ile örtülmüş olan çatı kırk ahşap sütun üzerine oturtulmuştur. Bu sebeple "Kırk Direkli Cami" olarak da anılıyor.

Kiriş kaplamaları, ahşap tavan ve mukarnas başlıklar kalem işleri ile süslüdür. Çarpık dikdörtgen ahşap sütunlar üzerine konan ahşap sütun başlıkları, sarkıt ve baklava dilimlidir. Başlıklar üzerine konan ahşap atkıların yan yüzeyleri renkli motiflerle işlenmiş ise de bugün bu motifleri görmek mümkün olmuyor. Altı sıra mukarnas nişli mihrap, Selçuklu taş işciliğinin sade bir eseridir. Caminin, doğu, batı ve kuzeye açılan üç kapısı bulunuyor.

Afyonkarahisar'da Selçuklular döneminde yaptırılan Ulu CamiCaminin ilk büyük onarımı 1341 yılında Muzafferüddünoğlu Emir Abdullah Bey tarafından yaptırılmış ve doğu cephedeki kapı üzerine bir yazıt konulmuştur. Bu yazıtta onarıma ait bilgiler bulunmaktadır.

Zamanımızda eski biçimi korunarak yeniden onarılan cami, ahşap mimarîsi ve yeşil sırlı tuğlalı baklava dilimi tuğla minaresiyle de Selçuklu döneminin eşsiz örneklerinden biri olmayı sürdürmektedir.

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 Sonraki > Son >>

Sayfa 4 / 7