Ahşap İşçiliğinin 700 Yıllık Şaheseri: Eşrefoğlu Camii [Beyşehir/KONYA]


Orta Asya'daki ağaç direkli ahşap camilerin Anadolu'daki örnekleri Selçuklu'nun ahşap ustalıkları ile 13.yy’dan günümüze ulaşmıştır. Ayakta kalan örnekleri Afyon ve Sivrihisar Ulu Camileri, Ankara Arslanhane Camii, Ayaş Ulu Camii ve Beyşehir Eşrefoğlu Camii'dir.

Konya’nın Beyşehir ilçesinde Beyşehir Gölü’nün 100 m. kuzeyinde ağaç direkleriyle, ahşap tavanı, minberi ve yüzyılların sükûneti ile görkemli bir ahşap cami daha yıllara meydan okumaya devam ediyor. Cami, Türk mimari kültüründe önemli bir yeri olan Orta Asya'daki Semerkant, Buhara, Hive gibi eski Türkistan şehirlerinde bulunan ağaç direkli camilerin ülkemizdeki örneklerinden biridir.




Anadolu’da ağaç çatı ve direkli düz tavanlı ulu camilerin en güzel örneklerden birisi olan Eşrefoğlu Camii; abidevî taçkapısı, eşsiz mihrap ve minberi, üstün ağaç ve çini isçiliği yönünden bir Türk sanat müzesi gibidir. 1297-1299 yılları arasında Eşrefoğlu Süleyman Bey’in Beyşehir’de yaptırmış olduğu bu eşsiz cami, Eşrefoğulları toplu yapıları içinde yer almaktadır. Cami kuzey-güney doğrultusunda uzanmaktadır. Kuzey ve doğu duvarları dik kesişmeyip bu köşenin içeri çekilmesiyle beşgene dönüştürülmüştür. Cami 31,80x46,55m ebadındadır. Zengin taş, tuğla ve çini süslemeleri yanında özellikle ahşap destek ve tavan sistemindeki işleme ve nakışlarıyla tanınır.

Anadolu’nun olduğu kadar bütün İslam cami mimarisinin de eşsiz bir örneğidir. Birisi kuzeydoğudaki çarpık duvara, diğerleri doğu ve batı cephelere açılan üç girişi bulunmaktadır. Batıdaki yan giriş “Bey mahfeli” ne geçiş sağlar. Kuzeydoğudaki ana giriştir ve bu cephe kesme taşlarla kaplanmıştır. Diğer cephelerde moloz taş kullanılmıştır. Altlı-üstlü dikdörtgen ve kemerli pencerelerle aydınlatılmıştır.

Taçkapı; yedi metre genişlik ve on metre yüksekliktedir. Öne doğru taşma yapan kütlesi, bitkisel tezyinatlı bordürleri, rozet ve yan mihrabiyeleriyle Selçuklu taçkapı geleneğini devam ettirir. Üstteki kitabe vakfiye niteliğindedir. Yerinde kalabilen orijinal ahşap kapı kanatlarının kitabe tabloları çalınmıştır. Üstüne ahşap ustasının ismi “Ameli İsa” şeklinde işlenmiştir. Taçkapının sağındaki kare kaideli minare çokgen gövdeli ve tek şerefelidir. Kaidesinde bir su tesisi olan “Sebil” dikkati çeker. Burada daha önceki dönemlerden kalma mermer kabartma figür kullanılmıştır.

Bey mahfeli; batı duvarının güney ucundadır. Merdivenle çıkılan bu bölümün ahşap işlemeli parmaklıkları ile taşıyıcı kirişlerin konsol halinde yontulmuş uçlarında ve aralarında zengin nakışlar kullanılmıştır. Harim; kuzeyde dar bir galeri ile ana mekandan ibarettir. Aynı zamanda son cemaat yerinin ulu camilerdeki ilk uygulamalarından olan bu galeri, sivri kemerli çinili bir kapı ile içeriye açılır. Bunun üstündeki çini kitabede caminin inşa tarihi (1296-1299) yazılıdır. Harim, mihrap duvarına dik olarak yerleştirilen altı destek sırası ile yedi sahına ayrılmış, orta sahın yanlardan daha geniş ve yüksek tutulmuştur.

Taş kaidelere oturan silindirik ve çokgen gövdeli ahşap sütunların başlıkları mukarnaslıdır. Camide 42 ahşap sütun vardır. Bu sütunlar, Anamas dağındaki sedir ormanlarından kesilmiş, gölde 6 ay bekletildikten sonra fırınlanarak kurutulmuştur. Ana kirişlerin yüzeyleri ile tali kirişlerin uçları, konsolların araları, alt ve yan yüzleri, başlıklar renkli boyalar ve motiflerle nakışlanmıştır. Bunlar günümüze kadar ulaşmıştır. Özellikle orta sahın çok zengindir. İçerisi bir sütun ormanını andırmaktadır. Tavan ortasında bir aydınlık feneri ile bunun altında zemine “karlık” tabir edilen bir su tesisi açılmıştır. Burada eskiden kar biriktirilirmiş. Bunun amacı, sedir ağacından yapılan sütunların, karın erimesiyle oluşan rutubetle uzun ömürlü olmasını sağlamakmış. Eşrefoğlu Türbesi caminin doğusundadır. Eşrefoğlu 1. Süleyman Bey’in, eşinin ve oğlunun kabirleri buradadır.


Minber: Tamamen ceviz ağacından üstün bir işçilik ve zengin bir süslemeyle, “kündekari” adı verilen bir teknikte, oymalı, çatmalı ve tutkalsız olarak yapılmış olan Eşrefoğlu Camii minberi, caminin adeta bir sarayı andıran inanılmaz gösteriş ve zenginliğine yaraşır üstünlüktedir. Minber, kündekari tekniğinin, beylikler dönemindeki en zengin örneklerindendir. Sekizgen, beşgen ve yıldız şekilli geometrik dolgular ve bitkisel bezemelerle kaplanmış olan minber, ancak sedef ya da fildişi çatmalarında görülebilecek derecede inanılmaz bir düzgünlük ve incelikte yapılmıştır. İbrahim Hakkı Konyalı ve bazı araştırmacılara göre, Konya Alaeddin Camii minberinden daha üstün sayılmaktadır. Özellikle kapı kemerlerinin dilimli formu ile köşeliklerdeki kıvrıkdal bezeme (rumi)’lerin arasına gizlenmiş usta adı (“Ameli İsa”) ve alınlıktaki köşeli yazı (Allah, Muhammed ve dört halifenin adı) uygulamasıyla dikkati çeker.


Mihrap: Tümüyle döneminin zengin mozaik çinileri ile kaplanmış mihrap, 4,58 m en, 6,17 m yüksekliği ile Konya çevresindeki bütün çinili mihraplardan daha büyüktür. Bu sanat şaheserinin bir kısım çinileri nemden etkilenerek dökülmüştür. Mihrap cephesine işlenen bitkisel, geometrik ve yazılı bordürlerde firuze, mor ve lacivert esas renkleri teşkil eder. Mihrabın önünde sırlı tuğla ve çinilerle kaplı kubbe; güneyde duvara bitişik, kuzeyde yıldız planlı serbest ayakların taşıdığı sivri kemerlere oturmaktadır.

Eşrefoğlu Camii, Beyşehir’de kentin eski yerleşim bölgesinde, içeri şehir denilen yerde ve ayni adı taşıyan (Eşrefoğlu) mahallededir. Türbesi, Bezzaziye hanı ve hamamıyla bir külliye halindedir. Çevresindeki yarım türbe, medrese ve bugünkü bedesten sonraki dönemlere aittir. 1900 - 1978 yılları arasında onarım görmüş, 1996 yılında harimin zemini açılarak, demir ve beton kirişlerle takviye edilmiştir. Şu anda da ahşap kısımlarda bakım ve onarım çalışmaları devam etmektedir. Anadolu’da yaşayan Türk sanat eserlerinin en eskilerinden biri olan bu tarihi yapının her daim ayakta kalması dileğiyle.