BEN DE KiM OLUYORUM .. ve PROJELER

 

Çelik Erengezgin 

Altmışı devirdikten sonra “yoksa ben mimar mı oluyorum” evhamına kapılmış sıradan bir vatandaşım. Üç dört yıldır mimar niyetine dolanıyorum. Yine evham bu ya, tek başına mimar olunamayacakmış gibi bir duygunun etkisindeyim. Öğrenciliğim dahil 45 yıldır taşımakta olduğum meslek mikrobunu Güzel Sanatlar Akademisinden (O şimdi Mimar Sinan) aldığımı itiraf ediyorum. Yıllar boyu “taşıyıcı” iken, artık “bulaşıcı” olmaya karar verdim!. Bu yüzden, dönüşü olmayan bir yolculuğun kafa dengi arkadaşlarını bulma telaşı içinde, bir kürsü, mikrofon ya da kamera bulur bulmaz çenem düşmekte, kalem bulduğumda kağıtlar tükenmekte!..

Bu vesile ile her yaştan dostlarım oldu. Çala kalem yazdıklarımı yayınlayan bilim ve meslek dergilerinin sayısı üç yüzü geçti... Bu güne kadar bir dalyanım hiç olmadı ise de artık bir “dalyam var!”.. “Hayatın İçinden Mimarca Yorumlar” başlıklı on üç bölümlük bir radyo programı, sayısını hatırlamadığım TV söyleşisi, meslek odalarında, sivil toplum örgütlenmelerinde, farklı meslek dallarında ve mimarlık eğitimi veren üniversitelerdeki 234'ü bulan buluşmalar, halka açık platformlar ve iki yıl sürdürdüğüm internet forumlarında derdimi anlatma fırsatı buldum. Ve şunu fark ettim ki bütün bunlar bizim müşterek derdimizdir.. Çözümü de birlikteliğin gücünde yatmaktadır.

Bu işlere vakit ayırabilmek için ne duvarda asılı “un eleğim” var, ne de “boş kalfa” diploması!.. Öğrenmek gibi çalışmanın da yaşı olmadığına inanıyorum. Ayrıca birçoğunuz gibi buna hep mecburdum.. Yani “tuzumun kuru” olduğunu hiç hatırlamıyorum.. Dış görünüşe bakarak Ferrari’mi nereye sakladığımı soranlara, onu beş bin parçaya bölüp kütüphane niyetine duvara yasladığımı söylüyorum..

Ayrıca, bütün bu mücadele senaryosunu kendi ellerimizle yazdığımıza inanıyorum. Dünyanın ve ülkemin içinde bulunduğu genel ve benim karşılaştığım özel sorunlarda, birilerini suçlama kolaylığında çözüm aramak yerine, bu zorlu deneyimi kazanırken çevremizde var olan tüm insanlara şükran borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Paylaştığımız sorunların içindeki bilgelik mücevherini ararken, tuzun kuru ya da nemli hatta sırılsıklam olmasından çok, paylaşamadığımız düşünceler ve sevgi açlığının çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. O yüzden radikal bir kararla yaşantımı ikiye böldüm. Maişet motoruna yakıt bulma telaşı bir yarısından fazlasını doldurmayacak, geri kalan zaman, birlikte düşünmeye ve zihinsel gelişim için sevgi üretmeye ayrılacak dedim ve yola koyuldum..

Ne yolla olursa olsun ulaşılan bilginin paylaşılması gerektiğine inanıyorum. Meslektaşlarıma ve gençlere daima şunu söylüyorum: “Eğer benimsiyorsanız, ürettiğim bir yazının, sunumun ya da projenin altına benimkini silip, kendi imzanızı gönül huzuru ile atabilirsiniz.” Yaygınlaşan bilgi ve sevgi ancak mutluluk verir.. Çünkü bilgi insanlığı ortak malıdır ve diğer malların aksine, paylaştıkça çoğalır.. Bence üretimin sanatsallığı, yeni bir yaratıya yol açabildikçe kanıtlanır, bilgi de bir başka zihinsel üretime neden oldukça doğrulanır ve değerlenir.

Aşağıda, bu güne kadar ağırlıklı olarak üzerinde durmaya çalıştığım ve her biri kitap çalışması kıvamına gelmeye başlayan on konu başlığı göreceksiniz.. Bu konularla ilgili binlerce görüntü, bilgisayarımda görsel sunu haline geldi.. 4 Gb’lık bir doküman DVD'si oluştu. Üniversite buluşmalarında sabahtan akşama üç güne sığmaz oldu.. Anlatması 25 saat sürüyor.. Belki çoğu konuya dergilerdeki özetlerimden, katıldı ya da izledi iseniz söyleşilerimden aşinasınızdır.. Ama henüz bu bilgileri paylaşamadığım binlerce meslektaşımın ve öğrencinin bulunduğunu biliyorum. O yüzden 1997’den bu yana olduğu gibi, önümüzdeki yılların da benim için “Evliya Çelebi” misali geçeceğini ümit ediyorum. İnşaat mühendisi olan rahmetli babam da benim gibi çok gezermiş ve gezerken “ermek” nasip olur ümidi ile “Erengezgin” soyadını almış.. Belli mi olur!...

Bu metni, yurdumun tüm mimar odalarına ve mimarlık eğitimi veren üniversitelerine yolladım, ve özetle şunu söylemek istedim: Biraz vakitlice haber verirseniz ve bir öğle yemeği de ısmarlarsanız koşa koşa gelirim!. Mimarlık fakültelerini aşan bir ilgi ile, mühendislik, fen, orman fakültelerine de ulaşabildiğimi sevinçle fark ettim.

Bu buluşmanın nasıl olacağına, söyleşi, konferans, deneme dersi, meslek içi eğitim programı, yuvarlak veya köşeli masa, panel, sempozyum ya da work-shop denilen uygulamalı biçimine bundan böyle siz karar verin. Yeter ki tartışmaya ve bilgilerimizi birbirimize aktarmaya gönlümüz olsun.. Bakarsınız bu buluşmalarda, bu güne dek su üstüne çıkarmaya yer ve zaman bulamadığımız bazı doğruları dile getirme cesaretini birbirimizden alır, bazı taşları yerinden oynatırız.. Aşağıdaki konu başlıklarına bir göz atın dilerseniz. Yok eğer “taşların keyfi bozulmasın, ne de güzel duruyorlar!” diyorsanız, bu vesile ile tüm gelecek zamanlarınız için “mutlu günler!” dileklerimi kabul ediniz..

Aşağıdaki telefon ve e-posta adresim yine de bir kenarda bulunsun. Hani Amerikan filmlerinde dedektif kartını bırakırken şöyle der: “Sonradan aklınıza bir şey gelirse bu numaradan bana ulaşabilirsiniz!..”

Saygı ve sevgilerimle..

Y.Mimar Çelik ERENGEZGİN
ÇA+BA Tasarım Sanat Uygulama Ltd.Şti.
Ürünlü Köyü  BURSA           

Tel    :  224 - 496 10 12
           224 - 496 12 90
GSM  :  537 - 891 00 14

http://www.erengezgin.net/
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


1- ENERJİ MİMARLIĞI!..

“Enerji ve Ekoloji” genel başlığından yola çıkarak, bir mimarlık arayışına giden yol.... Yeni yüzyıla önerilen mimari anlayış.. Altına felsefe sıkıştırılmış “görsel ağırlıklı” akımlardan, doğal döngüyü temel kurgu sayan “bilimsel ağırlıklı” enerji mimarlığına !.. Zihinsel enerjiden nükleere uzanan yolda mimari kaygılar.. Bu kez, biçimsel olmayan bir öneri.. Otuzu aşkın bilim adamının doğrudan katkısı ile beş yıldır sürdürülen “Enerji : Yaşamın Çekirdeği” adlı geniş kapsamlı araştırmanın mimarlık penceresinden özeti.. Ülkemizin geleceği açısından hayati önemde bir konu.. Enerji kaynakları açısından dünyanın en zengin ülkesi olduğumuzun kanıtları..

Enerji ana başlığı altında incelenen, “Ses ve mimarlık”, “Renk ve Mimarlık”, “Kirleten Elektrik”, “Şekillerin enerjisi”, “Zihinsel enerji ve doğal devinim”, “Enerji açısından şehircilik”, “Enerji tüketen yapı malzemeleri” ve benzeri başlıklarda araştırma konuları..

Sürdürülebilir yaşam için önceliklerimiz.. Enerji en çok nerede kullanılıyor? Enerjiyi üretmesi ya da koruması değil, tüketmesi doğal sayılan mekanların sorumlusu kim ? Yoksa mimarlar mı ?. Ekolojik olmak enerjiyi akıllıca kullanmak mıdır? Dünya ekolojinin neresinde, biz neresindeyiz ?.. Malzeme seçiminden teknik donanıma, estetik kaygılardan tasarım önceliklerine “ekolojik mimari”. Doğal döngünün enerji tabanlı mimari yorumu..

Bu konuyu, önce genel anlamda “Enerji nedir ve insani sorumluluklar..” dan başlayıp, sonra mimari örnekleri içeren teknik açıklamalarla devam eden, ikişer saatlik iki ayrı sunum olarak düşünmek tavsiye edilir. Fakat şu da bilinmelidir ki tüm konular, olanaklar ve süre kısıtlamalarına tabi olarak yeniden yorumlanabilir ve özetlenebilir..

“Enerji Mimarlığı” başlıklı projelerim “kırk bir kere maşallah” sayısına ulaştı.. 18’inci enerji ve ekoloji içerikli projem olan Diyarbakır Güneş Evi ise biteli bir yıl oldu ve 30.000 kişilik ziyaretçi sayısına ulaştı.. Yani rüştünü ispat etti.. Bu sahada ülkemin ilk örneğidir.. İlgili makalede ve Proje Özetleri dosyası altında tüm ayrıntılarına ulaşabilirsiniz.


2- AHŞABIN GÜCÜ?

Ahşap bizim neyimize?.. Kapı ve pencerede önceliğini kaptırdı.. Çatkıyı bilen de öğreten de kalmadı. Mobilyada köşeye sıkıştı.. Kabahat ahşapta mı bizde mi? Dedemizin çok iyi bildiğini Amerika’dan öğrenmek nasıl bir duygu?.. Ahşaba küstük mü yoksa küstürüldük mü?. Doğayı öldüren; beton sevgisi, yaşatan; ahşap bilgisi..

AHŞABA YÖNELTİLEN TEMEL SORULAR:

YANMAZ MI ?
ÇÜRÜMEZ Mİ?
ORMANLAR YOK OLMAZ MI?
SAĞLAM OLUR MU?
ÇOK KATLI OLUR MU?
EKONOMİK OLUR MU?

İşte yanıt: Sadece altı çizili olan sözcükleri okuyun!.. Ve çarpıcı açıklamaları..

Malzeme fanatikliği ve ahşap..  Örnekleri ile Expo 2000 uyarısı!.. Ağaç, yani odun, yani kereste, yani tahta, diğer malzemelerle boy ölçüşebilir mi ?... Ahşap, mimarın ayağına bağ mıdır sırtına kanat mı? Kompozit çözümlerin akılcı mantığı.. Ahşabın sınırlarında bir gezinti ; dünyada ve bizde “Ahşap mimarlığı”.


3- BİLGİSAYARLA TASARIMDAN e-DEVLETE!..

Bilgisayar, kıyısından köşesinden çok ele alındı.. Fakat o kadar ilginç yerlerinden tutuldu ki sonunda birisinin elinde kalacak diye düşünmeye başladım.. Bilgisayarın “marifetini !” ya da  tasarımın “faziletini!” öne çıkaran bir çok yazı yazıldı.. Yazıldı da, sanki bir şeyler eksik kaldı !.. Gelin şu bilmeceye göz atalım. Sizce “resimde kaç eksik var?”..

Bilgisayar öncesi ve sonrasındaki tasarım sürecine yüksek sesli bir yaklaşım.. 20 yıllık bir uğraşın görsel gezinti eşliğinde özeti,.. Bilgisayar icat oldu, tasarım mı bozuldu ?.. Eğitim kurumlarımızın bilgisayara hülyalı bakışları.. “Bilgisayar destekli” değil “bilgisayar köstekli” eğitim nasıl bir şeydir?.. Bilgisayarı rakip takım sananlar !. Elle kolla devrinin nostaljik cazibesi bir yanda, bilgisayarın sanal gerçekliğe uzanan karşı konulmaz çözüm gücü diğer yanda..

Bu iş kaç paralık bir yatırımdır?.. Değer mi değmez mi?.. “Çala kalem” mimarlıktan “programına kuvvet” mimarlığa... Elle kolla devrinin tatsız hatıraları; yırtılan paftalar, solan renkler, çay dökülen çizimler.. 16 milyon renk, kuru boyaya karşı!.. Bilek becerisinden fotogerçekçi üç boyuta.. Yüzyılın talepleri ve bilgisayarla tasarımdan beklenen gelişmeler..

Ve çağdaşlaşmanın göstergesi “e-devlet” olabilme yolunda, mimarlara düşen görevler.. Şeffaf bilişim, yani internetin tüm olanakları mesleğimize nasıl yansıyor?.. Ülkemiz bu koşunun neresinde?. Olanaklarımız nelerdir?..


4- ZİHİNSEL BEKLENTİLER VE İBADETİN MEKANI!..

İnsanlığın en eski “düşünsel mekan” kaygısı.. Bir ağacın gölgesinde ya da bir mağaranın köşesinde yaşamaya razı olan insan, üst varlıklarla ilişkisi ve ibadeti için daima özel bir kurguya ve mekana ihtiyaç göstermiştir. Halbuki neredeyse tüm dini inançlara göre “Tanrı her zaman vardır ve her yerdedir”.. Bu konudaki çelişkilerin mimarca yorumu..

Asırlar boyu tüm kültürlerin baş yapıtları olan ibadet mekanları, Mimar Sinan’dan bu yana Anadolu uygarlığını ilgilendirmez olmuştur adeta.. Mimarlar mı duyarsızdır, bu konuları tekellerinde sananlar mı caydırıcıdır yoksa zihinsel bir değişim mi yaşanmaktadır?.. Israrla sorunları “yok!” sayılmaya çalışılan, tartışma açmaya çekinilen bu alanda, düşünmeye ve bir şeyler söylemeye çağrı!..

Kenzo Tange’den, Portoghesi’ye bir çok ünlü mimarın ilgisini çeken “İslami ibadet mekanı” nedense yetenekli üç beş isim dışında yurdum mimarının ilgisini çekmedi ve çekeceğe de benzemiyor.. Bu toplumsal boş vermişliği paylaşmak zorunda mıyız?.. Eskinin taklidini “kutsal!” sanan ya da trafo binası örneği, yapıları tiplere indirgeyerek sorunu çözeceğini düşünenlerin tarihi yanılgısı.. Gözümüzü yumup gözden kaybedemeyeceğimiz zihinsel, fiziksel ve ekonomik büyüklükteki tinsel mekanların topluma, şehirlerimize ve mimarlığa etkileri..

Ülkemizde 20. yüzyılın ikinci yarısından çarpıcı örnekler. Dünya mimarlığının İslamiyet’e bakışı, yurt dışı uygulamalar ve düşündürdükleri..


5- MİMARLIK  LABORATUARI 
YA DA “YAŞAM ATÖLYESİ”

Ölçülebilen bir dünya ve “insan ölçeğine” kavuşmuş mekan... Yani MİMARLIK!.. Algılarımıza bağlı olarak, aslında sürekli değişen ölçüler ve kavramlar... Büyük; “kime göre, ne kadar?”. Küçük; “ne kadar, ne zaman küçük?”. Güzel; Öyle mi?.. Yok canım çok çirkin!.. Kesin yanıt verebilir, üstelik kanıt gösterebilir miyiz?  Neler biliyoruz onlar hakkında, ya da ne bildiğimizi sanıyoruz?..

Çevremizdeki tüm ölçülerin, aslında “ALGILARIMIZA BAĞIMLI” olduğunu ne zaman fark ederiz? Ferah mekanın = büyük mekan demek olmadığını, “Güzellik” kavramının, doğrudan insan algılarına bağımlı olduğunu ve zaman boyutunda sürekli değişim gösterebileceğini kaç yıl sonra kavrarız?.. Algılamanın ve onu etkileyen faktörlerin öğretilmediği bir eğitim süreci yüzünden, “karanlıkta pirinç ayıklayıp” boşa vakit kaybetmekte olduğumuzu ne zaman fark ederiz?..

Neden?.. Neydi eğitimimizde ve meslek yaşamımızda eksik olan?..

Neden uzun sürüyor öğrenmek?
Neden çok zahmetli oluyor?
Neden çok pahalıya mal oluyor?..

“Kader midir”, yoksa kendi ellerimizle hazırladığımız bir “kaza  mıdır” bu sonuç?.. İçsel tartışmaya bir nokta koyup, artık bir öneri getirmek gerek.. Tabii her türlü tartışmaya açık, fakat “BİR ÇÖZÜM ÖNERİSİ”; adı: “MİMARLIK LABORATUARI”


6- MİMARLIĞI MESLEK OLARAK SEÇMEK / 
“MİMAR” DEDİĞİN NEDİR Kİ “İNSAN” YOKSA İÇİNDE?..

Soruyor çocuklarımız. Kime denir “MİMAR”?.. Ne iş yapar? Neye yarar?.. Gelin hem onlar hem kendimiz için sorgulayalım şu mesleği..

Başarılı siyasetin “mimarı” oluyor. Bir spor zaferinin “mimarından” bahsediliyor. Hatta deniyor ki ; Tanrı da evrenin “mimarıdır”!.. Farkında iseniz  bir yapının “mimarını” kimse pek merak etmezken her toplumsal olgunun bir “mimarı” aranıp bulunuyor.. Anlatılmak istenen nedir sizce?..

Mimar olmak!.. Mimar olamamak!.. Nedir farkı diğerlerinden? Mimarlık kaçıncı tercihiniz?.. Yetenekli olmak!.. Üniversiteyi  seçmek!.. Diplomaya doğru!.. Çıkış yolu ve iş olanakları.. Bu başlıklar altında mimarca bir gözlem..

Liseden sonra ne yapacağını bilemeyen, kendisini tanıma olanağı bile bulamamış gençler için mimarlık dünyasına açılan pencereden görüntüler ve beklentilerini gözden geçirme fırsatı..

Aynı zamanda mimarlar için de nostaljik bir gezinti, ya da psikanaliz seansı!. Orta öğrenim öğrencileri için “bilinmezse olmaz!”, mimarlar için “bilinirse iyi olur!” bilgiler..


7- MİMARIN SEYİR DEFTERİ

Başlık neden “benim defterim!” değil de “mimarın seyir defteri”?.. Sanırım anlatacaklarımın çoğunu yaşadığını ya da her an başından geçebileceğini, yani paylaştığımızı fark edecektir meslektaşlarım ve her meslekten izleyiciler. Giderek galiba bu; hepimizin “olası!” seyir defteri!..

Düşündüklerimizin ne kadarını gerçekleştirebildik?.. Ve en önemlisi ; neden gerçekleştiremedik?.. Gelin hep birlikte sesli düşünelim!.. Eğitim nedir, öğretim nedir? Hep öğretilen olmak ve hiç eğitilememek!.. Eğitim serüveninin tarihi sloganı “Usta–çırak ilişkisi!”: Mesleğini yorumlama yeteneğinin, kuru bilgileri aşıp ikili ilişkilerde yeşertilen arenası.. Mektepli - alaylı kargaşası ve ilaveten, akademisyen - profesyonel çatışması.. Ah şu üniversitelerimiz!..

İşte size didiklenecek bir yığın konu..

Bilgisayar ortamında oluşturulmuş 18 konu başlığı altında 1000'e yakın proje görüntüsünü duvara yansıtıp, “bakın ben nerelerde hata yaptım? ve kendimce hangi doğruları saptadım?” başlıklı “hatalar neler öğretti?” seansı.. Bir başka deyişle, televizyoncu dili ile projelerin  “çekim hatalarını!” ve “perde arkasındaki serüvenini!” aktarma gayreti..

Yani ezcümle, günah çıkarma eşliğinde hataları ve sevapları ile “bir mimarın seyir defteri!”..


8- BİLİMSEL OLMAK ! YA DA OLMAMAK...
Üstüne biraz da “MİMARLIK”

“Bilimsel” ya da “filmsel” olmak arasında çok da fark yoktur sanıldığı kadar.. “Deli!” ya da  “dahi!” olmak arasındaki ince çizgi misali ayrımda saklıdır marifet. Gözlemci bir rejisör bir gün mutlaka bilim dünyasının “filmlere yakışır” bu mizahi yönünü ve ilginç karakterlerini keşfedecektir.

Bir psikoterapiste sörf yaptıracak bollukta dokümanla doludur mesleki dergiler.. Öğrenciliğimizde hepimiz şikayet ederdi; niye anlaşılmıyor sayın yazarların ne demek istedikleri diye.. Büyüdük bin beter olduk. Çocukluğunda çok dayak yemiş bir yetişkinin, kendi çocuğu ile ödeşmeğe kalkmasına benziyor biraz bu iş.. Lütfen hatırlayalım ;  “Yahu bu adam ne diyor!” diye kendi kendimize dert yandığınız günleri.. Bilin ki şimdi de bizi anlamıyorlar!...

Bilimsel olmak iletişim kurmakla bütünleşmedikçe, erken doğan bebeğin yapay yaşam koşullarından kurtulamaz.. "Ben çok derin bilgilere sahibim . Anlamanız mümkün değil !.." edası ile sayfalar ve kürsüler doldurmak, ancak bir terapi konusu olabilir... Adı konmamış bir hastalıktır.. İsim babası olmak gerekirse bu anlatma özürlü kişilere “ifade sendromlu!” diyebiliriz..

BİLİMSELLİĞİN 10 “ALTIN!” KURALI  nelerdir?.. Okullarımızda, odalarımızda, kendi aramızda ne kadarını umursuyoruz?..  Acaba söyleşi yapanı ya da yazı yazanı “uyutmazsan para yok” diye mi kandırıyor birileri ?..  Ve de garnitür olarak “Gelelim Mimarlığa”.. Bence mizahi ağırlığından çok bilimsel önemi ile gündemimizde olması gereken bir tartışma konusu. Shakespeare bilim adamı olsaydı dört yüzyıl önce herhalde şöyle derdi: “Bilimsel olmak ya da olamamak. İşte bütün sorun bu!..”


9- SİZLER VE BİZLER “OLASI İŞVERENLER!  YANİ HEPİNİZ 
VE BİZ MİMARLAR..”

Bilim adamları, işçiler, memurlar, doktorlar, kimyagerler, iş adamları, ev hanımları.. Yani sizler!.. Yaşamınızı sürdürebilmek için BİR MEKANA İHTİYACINIZ OLDUĞUNU KABUL EDERSİNİZ HER HALDE.. Bu mekanın; ihtiyaçlarınızı karşılayan ve duygularınızı okşayan bir yer olması da kuşkusuz özleminizdir.. Biz mimarlara olan gereksinim işte bu sırada ortaya çıkar.. “Yuvanızı yapmak!” azmi ve kararı ile yola çıkmış olan biz mimarlar, güzel ve sıcak bir yuva yerine dünyanızı karartan bir “kabus!” inşa ettiğimizde  kabahati acaba kim üstlenir dersiniz?. Doğaldır ki hiç kimse!.. Genellikle iki taraf da birbirini suçlar. Mimar sizin ; eksik bilgi, az para, kısa süre verdiğinizi söyler. Sizler de inşa etmenin; eldeki olanaklarla en iyi mekanı elde etmek olduğunu ileri sürer projeyi yapanları suçlarsınız. İşin ilginç tarafı nedir biliyor musunuz?  “Herkes haklıdır!..”

YOKSA SORUMLULUĞU PAYLAŞMALI MIYIZ?..

Özetle söyleşinin amacı; YAPAN, YAPTIRAN VE KULLANAN üçlemesini irdelemek,

1-   Tüm kullanıcıların aslında işveren olduğunun bilinci,
2-   Hukuki işverenlerin gerçekte taşıması gereken sorumluluğun bilinci ve
3-   Mimarların bu toplumsal ve hayati gereksinime çözüm getirmek zorunda olduğunun bilincini anımsatmak ve tartışmaya açmaktır..

Bu arada bir soru: Peki bizler sütten çıkmış ak kaşık mıyız?.. Toplu bir “özeleştiri”.. Bir işi alırken ve aldıktan sonrası için öneriler.. İşverenle kurulması gereken zihinsel anlaşma platformu.. Hayatın içinden, ağız yandıktan sonra öğrenilen bilgiler..

Siz imamın yaptığına değil söylediğine bakın. Bakarsınız bir gün sizin de ihtiyacınız olur!..


10- BİR TOPLU KONUT ANKETİ; 25
YILDA BİRİKEN 281 SORU..

Bu da diğerleri gibi tavanı açık bir araştırma.. Sonunda şunu soracağım :

“Yok mu soruları arttıran?..”

Bireysel ve bağımsız konut taleplerinde, mimar ile karşılıklı kurulacak diyaloğun sınırları çok daha geniş olabilir. Mimarın ve kullanıcının talebine bağlı olarak, çok özel isteklerin bile üç boyutlu hale gelme şansı yakalanabilir. Fakat toplu uygulamalarda bu olanak gittikçe zorlaşmakta, sonunda diyalogdan tamamen ümidini kesen mimarlar insanlara, "onlardan habersiz" bir kılıf hazırlamakta ve gelecek günlere adeta mekansal ipotek koyabilmektedir..

Müstakbel evinin sahibi olacak insanlar, şimdiden bu ve benzeri araçları kullanarak proje oluşumuna katılmalıdır ki, bundan sonraki yaşam tarzlarını belirleyecek olan etkenler "kendilerine özgü" mekanlara dönüşebilsin.

Fonksiyonel olarak içinde ortalama 20 yılın, bazen bir ömrün geçirildiği konuta, “bir takım elbise”den daha fazla değer verdiğinizi mimarınıza hissettirmelisiniz. Asıl ve özlenen tasarıma; bu anketteki sondajların ve üretilen fikirlerin yaratacağı “beyin fırtınası” sonunda, üye sayısınca “mimar adayının” ve proje müellifi dediğimiz “koordinatör mimar”ın birlikte yapacakları çalışma ile ulaşılacağını bilmelisiniz. Böyle bir anketin sonucunda üye sayısı kadar farklı planın çıkacağını düşünmek gözünüzü korkutabilir. Kooperatifin yapısına bağlı olarak ideal çözüm olan “herkese ayrı bir plan”dan geriye doğru adım atarak, en azından makul sayılarda buluşturulan üyelerin farklı çözüm gruplarına dahil olmaları gibi ara çözümler daima vardır. Özel zorluklardan ötürü, çözümü tek tipe indirgemek zorunda olduğumuz zaman bile, üye taleplerinin ortalamasını bulmaya yarayacak olan bu anketin, uzun yıllar katlanmak zorunda kalacağımız hataları ve yaşantımıza uymayan planları önemli ölçüde azaltacağı beklenmelidir...

... Gibi, müşteriye öğütler de içeren 30 sayfalık bir çalışmanın nedenleri ve sonuçları.. Bu vesile ile konut ve toplu konut olgusunun sorgulanması.. Galiba “her eve lazım” bilgiler..

...............................................

Şimdilik bu kadar !..

Bu konularda daha geniş bilgi isteyenlere, bana ulaşmaları halinde elimdeki açıklayıcı dokümanları memnuniyetle gönderebilirim.. Bir e-posta adresi bildirmeleri yeter.. Yine de ikna edemedi isem, elde edeceğimi ümit ettiğim dostlukları benim için en önemli kazanç olacaktır..

Y.Mimar Çelik ERENGEZGİN