Restorasyon ve Koruma
ŞEHİR KENTE DİRENİYOR

Metin Önal Mengüşoğlu

BursaGelecek sene Bursa'daki hayatımın otuzuncu yılına gireceğim. Severek, hususiyle seçerek ikamete başladığım bu şehir, benim hemen bütün ahlaki ve estetik beklentilerime cevap veriyordu. Bakir bir insan malzemesine sahipti. Aynı malzeme açısından müthiş renkli bir mozaik oluşturuyordu. Vaktiyle üzerinde yaşamış ve yeryüzünden göçüp gitmiş insan topluluklarından bugüne taşıdığı muhteşem bir mirası bünyesinde barındırıyordu. Allah'ın tabiata nakşettiği bütün güzellik ve nimetlerden bolca nasibi vardı. İlkbaharı saymazsak iklimlerin neredeyse tamamı her veçhesiyle yüzümüze gülüyordu. Başta, hayatın kaynağı saydığımız su, Bursa ile birlikte anılacak, şehrin sanki temel yapı taşlarından birisini oluşturacak oranda bol ve hoştu.

Dağ, orman, deniz aklınıza gelecek tabiat harikalarından hepsi bir şekilde Bursalıydı. Bitki çeşitliliği ve toprak zenginliğine de diyecek yoktu. Bir seferinde memleketten bana bir çekirdeksiz dut fidanı gönderilmişti. Çalıköy'deki bahçeme onu dikmek için hiçbir alet ve edevatım yoktu. Yerde bir tahta parçası buldum ve onunla küçük bir çukur açtım. Fidanı oraya diktim. Şimdi o fidan küçük bir ağaç oldu ve bize nefis çekirdeksiz dut yemişinden ikram ediyor. Bir farkla ki bizim memleketteki bu çeşit dutların yemişi kendiliğinden toprağa döküldüğünde kızgın güneşin altında kupkuru olur. Onun da ayrı bir yeme neşesi vardır. Ancak Bursa'da bu mümkün olmuyor. Nemli hava en ziyade geceleri toprağa dökülen dutların kurumasını önlüyor, aksine çürütüyor. Bursa'yı hem benim hem de tarih nazarında şehir yapan ana unsur onun taşıdığı kadim kültürlere dair yapılar, bu yapıların hatıralara nakşolunmuş isimleri ve harika doğası olsa gerektir. Yani Allah vergisi güzelliğine bizim bir katkımız yoktur. Biz insanlar bu güzelliği ancak bozmamak, dokusunu değiştirmemek, genleriyle oynamamakla yükümlüyüz. Bu asli doku üzerindeki tasarruflarımızı onun tabiatına uygun bir şekilde işlemek, inşa etmek boynumuzun borcu olmalıdır. Mesela suyunu israf eder, kestanelerini kurutur, çınarlarının yerine akasya dikersek, şeftali bahçelerini bozup üzerine lüks konutlar dikersek bunu gerçekleştiremeyiz. Senelerin tahribatına uğramış her tür sanat yapısını yeniden hayata kazandırarak geçmiş ile gelecek arasında bir köprü vazifesi görmeliyiz. Harap şehir surları, susuz çeşmeler, çökük mescit ve medreseler, terk edilmiş konaklar, üzerinden dozer geçmiş kabristanlar, hatta ufak tefek taşlarla döşenmiş kaldırımlar bile boyunlarını bükerek, biz yeni sakinlerinin merhametini gözlemektedir. 

Devamını oku...
 
Tarihi hamam nasıl satılır?

Küçük Mustafa Paşa Hamamı

Fatih Ayakapı'da bulunan, 'atmosferi ile büyüleyen, kimilerini çocukluğuna, kimilerini ise yüzyıllar öncesine götüren'* hamamlardan birisi olan Küçük Mustafa Paşa Hamamı bir gayri menkul danışmanlık firması olan Coldwell Banker'ın Türkiye ofisi tarafından satışa sunulmuş.

15. yüzyılda Kara Mustafa Paşa tarafından inşa ettirilen hamam döneminin diğer pek çok kamusal binası gibi bir vakıf yapısıymış. 1. Dünya Savaşı sonrasında Vakıflar İdaresi tarafından satılarak özel mülkiyete geçen hamam, muhtemelen hamamların günlük bir ihtiyaç olmaktan çıkmaları sonucunda, 1995 yılında kapatılmış.**

Küçük Mustafa Paşa Hamamı'nın, sıradan bir emlak gibi satışa çıkartılmış olması her ne kadar garip bir durum olsa da, liberalizm, özellikle de neo-liberalizm çerçevesinde bakıldığı zaman çok da şaşırtıcı değil. Dünya'nın hemen hemen bütün coğrafyalarında sancılı geçiş dönemlerine neden olan ekonomik sistem dönüşümleri (19. Yüzyıl Batı edebiyatı ya da 1. Dünya Savaşı bu sancılı geçişlere örnekler) Türkiye gibi demokrasi ayağı zayıf olan ülkelerde daha yıkıcı sonuçlara yol açabiliyor. Çevremizdeki her şey, piyasa ekonomisi kıskacı içinde, birer metaya dönüştürülürken, bu dönüşümün bir parçası olmak, tartışmak, sorgulamak isteyen sesler ya işlevsiz kılınıyor, ya da zaten oldukça cılız ve kendinden emin olmayan bir şekilde çıkıyor.

Devamını oku...
 
UŞAK - CLANDRAS KÖPRÜSÜ


Clandaras KöprüsüUşak
ilinin Karahallı ilçesinde yer alan Frigyalılar döneminden kalma tarihi köprü. Köprü, Banaz Çayı üzerine yaklaşık 2500 yıl önce yapılmıştır. Köprünün iki ucu, dağ kayalarının yarı beli üzerine oturmuştur. Uzunluğu 24 metre, derinliği 17 metre, eni 1,75 metredir. Taşların yüzleri kalemle işlenmiş ve kemerlerin iri taşları zıvanalı olarak birbirine iyice kenetlendirilmiştir. Kemeri kasnak biçimindedir.

Köprü fil ayağı tabir edilen iki ana gövdeden oluşmuş sabit kaya üzerine bindirme tekniğiyle inşa edilmiştir. Hangi amaçla yapıldığına ait hiçbir iz bulunmamaktadır. Ancak kilit taşlarından birinin oynaması üzerine son yıllarda beton ile tamir edilerek orijinalliğini yitirmiştir.

Köprünün yanında Karahallı Elektrik Santrali vardır. Santralden boşaltılan su beton bir kanal ile köprünün yanıbaşından 17 metre yükseklikten dökülmektedir.

Clandras Köprüsü ve çevresi bölge için önemli bir mesire yeridir.

 
Türk Ahşap Mimarlığının Şaheseri, Göceli (Mezarlık) Camii


Bu camide tek bir çivi yok!

Tam 800 yıllık bir geçmişi var. İşte Türk Ahşap mimarlığının şaheseri, Dünya Kültür Mirası camii...

Göceli (Mezarlık) CamiiSamsun Çarşamba'da bulunan Göceli diğer bir adıyla Mezarlık Camii sekiz asrı aşkın süredir ayakta. Selçuklular döneminde inşa edildiği tahmin edilen, sırf ahşaptan yapılmış bu camii yüzyıllar boyunca çürümedi ve hâlâ ibadete açık.

Nasıl oluyor da bu kadar uzun süre, yıpranmadan ayakta kalabiliyor? Bunun nedenini Tüm Mühendisler ve Mimarlar Birliği Platformu Genel Başkanı Mimar Remzi Kozal şöyle açıklıyor: "Ahşabın uzun süre dayanabilmesi için kestane ağaçlarının kesim zamanı, kurutulması ve işlenmesi çok önemli. Bu bina, dönemi itibari ile bir mimari şaheser olmasının yanı sıra, kültür ve turizm açısından da bir Dünya Kültür Mirası olarak önem taşıyor."

Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gül Akdeniz ise bu çalışma ile yeni bir çığır açılacağı görüşünde. "Üniversitelerimizde mimarlık tarihi derslerinde en eski 450 yıllık ahşap binalar anlatılırken, bu çalışma ile birlikte yeni bir çığır açılacak ve artık 800 yıllık ahşap binalar anlatılmaya başlanacak."

Göceli (Mezarlık) CamiiHasbahçe Göceli Mezarlığı içerisinde, Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetinde bulunan camii; ilçenin mezarlığı olarak kullanılan alanın ortasında yer alması nedeniyle, halk arasında "Mezarlık Camii" olarak da biliniyor.

"Göceli" kelimesi aslında "göç eli"nden geliyor. Yani bu dünyadan göç edenlerin (ölenlerin) bulunduğu, ahiret hayatını sürdürdüğü yer anlamında kullanılıyor. Camii, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu'nun 16 Mayıs 1986 tarih ve 2289 sayılı kararıyla, korunması gerekli Taşınmaz Kültür varlığı olarak tescil edildi.

Devamını oku...
 
KUDEB Yönetmeliği

Koruma, Uygulama ve Denetim Büroları, Proje Büroları İle Eğitim Birimlerinin Kuruluş, İzin, Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik

(Bu mevzuat sayfaları Kültür ve Turizm Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından derlenmekte ve güncellenmektedir.)

Resmi Gazete Tarihi: 11.06.2005 Resmi Gazete Sayısı: 25842

 BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

                Amaç

                Madde 1 — Bu Yönetmeliğin amacı, il özel idareleri, büyükşehir belediyeleri ve  Bakanlıkça izin verilen belediyeler bünyesinde, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarıyla ilgili işlemleri ve uygulamaları yürütmek, denetimlerini yapmak üzere kurulan koruma, uygulama ve denetim büroları ile il özel idareleri bünyesinde kurulan proje bürolarının ve eğitim birimlerinin kuruluş, çalışma, usul ve esasları ile Vakıflar Genel Müdürlüğü idaresindeki taşınmaz kültür varlıklarının tadilat ve tamiratlarına ilişkin esasları düzenlemektir.

                Kapsam

                Madde 2 — Bu Yönetmelik, koruma, uygulama ve denetim büroları ile proje büroları ve eğitim birimlerinin kuruluş, izin, çalışma, usul ve esasları ile Vakıflar Genel Müdürlüğü idaresindeki taşınmaz kültür varlıklarının tadilat ve tamiratlarına ilişkin esasları kapsar.

Devamını oku...
 
MOSTAR KÖPRÜSÜ: MEDENİYETE KİLİT TAŞI OLMANIN ÖYKÜSÜ

 

 

Ümmügülsüm TAT     

1566 yılı… Bosna-Hersek toprakları Osmanlı sınırlarına katılınca, bir padişah fermanıyla başlıyor Neretva nehrinin üzerine kurulacak köprünün inşası. Kanuni Sultan Süleyman Mimar Sinan’dan, Batı’da devletin gittiği son sınırda bir köprü yapılmasını istiyor. Mimarbaşı Sinan, öğrencisi Hayreddin’i köprü yapmak için Bosna’ya gönderiyor. Bosna doğu ile batı arasında yaşanmış savaşlara, barışlara; güzelliklere olduğu kadar kederlere ve sıkıntılara da yazgılı olduğunu daha o günlerde anlıyor.

     Tasarımlar yapılıyor, çizimler birbirinin üstüne tekrarlanıyor. Taşların yüz ölçümü; kurulacak köprünün eni, boyu ve Neretva’nın akışı ayrı ayrı hesaplanıyor. İnşa edilen şeyin sıradan bir köprü değil, doğu ile batının birleşme noktası olduğunu Padişah ve döneme damgasını vuran mimarlar kadar çalışan işçiler de biliyor. Bu yüzden harca su kadar, toprak kadar besmele ve sabır da katılıyor. Taşlar birbirinin üstüne konuluyor. Neretva, bir Osmanlı medeniyetini ağırlıyor olmanın mutluluğunu yaşıyor. Tam dokuz yıl boyunca; taş taşın, gün günün üstüne ekleniyor.

Devamını oku...
 
Kubad Abad Sarayı Çinileri

 

“İBN-İ BİBİ, KUBAD ABAD HAKKINDA YAZARKEN BUNLARI SÖYLÜYOR: ‘DUVARLARININ GÜZELLİĞİ KISKANÇLIKTAN GÖKKUŞAĞININ RENGİNİ SOLDURAN, FİRUZE VE LACİVERT RENKLERDEKİ DÖŞEMELERİ …’ BÜYÜK SARAYIN DUVARLARINI SÜSLEYEN GÖZ KAMAŞTIRICI FİRUZE (TURKUVAZ), LACİVERT ÇİNİLER ONUN TANIMINA ÇOK UYGUNDUR."

 

SELÇUKLU SANATINDA YALNIZCA SARAYLARDA KULLANILAN VE MİMARİYE RENK KATAN ZENGİN FİGÜRLÜ ÇİNİLERİN YARATICILARI, GÜÇLERİNİ SİMGELER DÜNYASIYLA BİRLEŞTİREREK SELÇUKLU RESİM SANATININ DİNAMİZMİNİ VE ESTETİĞİNİ OLUŞTURMUŞLARDIR.”

KUBAD ABAD BÜYÜK SARAYIN DUVAR ÇİNİLERİ

KUBAD ABAD SARAYI, DİLLERE DESTAN SEKİZ KÖŞELİ YILDIZ VE HAÇ BİÇİMLİ DUVAR ÇİNLERİYLE DONATILMIŞTIR. ANADOLU SELÇUKLU SANATI İNSAN TASVİRLERİ HAKKINDA BİLGİ VEREN BU ÇİNİLERİN ÇOĞUNLUĞUNDA AĞIRLIKLI OLARAK “TÜRK OTURUŞU” OLARAK ANILAN BAĞDAŞ KURUP OTURMUŞ SULTAN VE SARAYLILARIN TASVİRLERİNE YER VERİLMİŞTİR.

BAZILARINDA DA HASBAHÇE VE CENNET BAHÇESİNE AİT AV HAYVANLARI VE SULTANI SİMGELEYEN ÇİFT BAŞLI KARTALIN GÖĞSÜNDE “ES SULTAN”, ”EL MUAZZAM”, ”ES SAADET” YAZILIDIR. SİTİLİZE BİTKİ MOTİFİ OLARAK SEMBOLİK ANLAMLAR TAŞIYAN HAYAT AĞACI, LOTUS ÇİÇEĞİ VE HAŞHAŞ GİBİ BİTKİLER YER ALMAKTADIR. KUBAD ABAD SARAYI ÇİNİLERİ’NDE KULLANILAN TÜM MİNYATÜRLER SELÇUKLU SİMGELER DÜNYASINI YANSITAN İKONOGRAFİSİYLE BİRLİKTE SEMBOLLERLE YÜKLÜ BİR MASAL ATMOSFERİ OLUŞTURMAKTADIR.  

BAĞDAŞ KURAN FİGÜRLER:

“KUBAD ABAD’IN İNSAN FİGÜRLÜ ÇİNİLERDE KONU BAKIMINDAN EN GENİŞ GRUP CEPHEDEN GÖRÜLEN VE ‘TÜRK OTURUŞU’ DİYE ÜN SALAN BİÇİMDE BAĞDAŞ KURARAK OTURAN SULTAN VE SARAY İLERİ GELENLERİN TASVİRLERİDİR...

“HER İKİ SARAY BİNASINDA DA BULUNAN ÇİNİLERDE İŞLENEN İNSAN FİGÜRLERİNİN CİNSİYETİNİ ANLAMAKTA ZORLUK ÇEKİYORUZ. UZUN SAÇLI VE SAKALSIZ OLABİLİYORLAR. ORTA ASYADA DA YİĞİT TÜRK DELİKANLILARININ UZUN SAÇ BIRAKTIĞI BİLİNİYOR. UYGUR VE ABBASİ RESİMLERİNDE GÖRÜLEN BU UZUN SAÇ MODASI, DAHA SONRA SELÇUKLULARDA ADA ORTEYA ÇIKMAKTA, ONLAR ARACILIĞIYLA BAŞKA ÜLKELERE DE YAYILMAKTADIR..”

“BAĞDAŞ KURUP OTURAN FİGÜRLER, 9.YÜZYIL ABBASİ LÜSTER SERAMİKLERİNDE GÖRÜLDÜĞÜ ÜZERE, ELLERİNDE ÇOĞU KEZ NAR VE HAŞHAŞ MEYVESİ VEYA DALI GİBİ SİMGESEL BİTKİLER TUTAR. BUNLAR SONSUZ HAYATI VE CENNETİ SİMGELEMEKTEDİR...”

“HER İKİ SARAY BİNASINDA BULUNAN BAĞDAŞ KURAN FİGÜRLER KOMPOZİSYON BAKIMINDAN BİRBİRİNE BENZER. ÇOĞU ÇİNİNİN TAM ORTASINDA YER ALIR. İKİ YANLARINDAN NAR VE HAŞHAŞ MEYVESİYLE ÇERÇEVELENİRLER… KİMİSİ YAN DURARAK OTURMUŞ, HEMEN HEPSİNDE BAŞLAR 3/4 CEPHEDEN İŞLENMİŞTİR. BU OVAL YÜZLÜ DOLGUN YANAKLI, İRİ BADEM GÖZLÜ UFAK AĞIZLI TİPLER, ANA ÇİZGİLERİYLE ORTA ASYA TÜRK TİPİNİ TEMSİL EDERLER...”

BAĞDAŞ KURAN FİGÜRLER

ELLERİNDE HAYVAN TAŞIYAN FİGÜRLER, AV PARTİLERİNİ TAMAMLAYAN EĞLENCE VE ZİYAFET İÇİN HAZIRLIK YAPAN HİZMETKARLAR OLSA GEREK

KEÇİ VE TAVŞAN TAŞIYAN FİGÜRLER

 

AYAKTA DURAN NAR TUTAN FİGÜR

 

SARAY ÇİNİLERİNDEKİ AVCI KUŞLARDAN, DİĞER HAYVANLARA KADAR HEPSİ BU AVA ELVERİŞLİ HAS BAHÇENİN KADROSUNU SİMGELİYOR OLMALIDIR


ŞAHİN FİGÜRÜ DESENLİ YILDIZ ÇİNİ

 

HAYAT AĞACI’NIN İKİ YANINDA KARŞILIKLI SİMETRİK KUŞ DESENLİ YILDIZ ÇİNİ

ÇEŞİTLİ KUŞ TASVİRLERİ

"BU CENNET ORTAMDA HER ÇEŞİT HAYVANIN DOLAŞMIŞ OLDUĞU KESİN. KUŞKUSUZ YALNIZ BUNLAR ŞİMDİYE KADAR GÖZDEN GEÇİRDİĞİMİZ KUŞLARDAN İBARET DEĞİLDİ. BU ORMANLARIN VE ÇEVRENİN SAHİPLERİ OLAN SAYISIZ DÖRT AYAKLILAR DA VARDI. GERÇEKTEN BURADA KENDİ DÜNYALARINDA YAŞIYOR HERHALDE HOPLAYA ZIPLAYA ETRAFTA KOŞUYORLARDI. BUGÜN ARTIK YOKLAR YALNIZ KUBAD ABAD ÇİNİLERİNDE BİZE BAKIYORLAR. NE MUTLU Kİ SELÇUKLU RESİM USTALARI ONLARI ZAMANINDA GERÇEK DÜNYALARINDAN ALIP SARAYIN MASAL DÜNYASINA SOKMUŞ. ONLARIN SAYESİNDE BÖLGENİN KURTLAR, TİLKİLER, TAVŞANLAR, KEÇİLER, YABAN EŞEĞİ, YABANİ AT GİBİ SAKİNLERİNİ SEYREDİYORUZ. BU TOPLULUĞUN DIŞINDA FİGÜRLER DE VAR. BİRİ İNSANIN ONLARI AVLAMASINA YARDIMCI OLAN KÖPEK, DİĞERİ BU İŞİ KENDİ YAPAN ASLAN."

ASLAN FİGÜRÜ

“ASLAN KRALIN GURURLU YALNIZLIĞINA KARŞI, AVCILARIN YARDIMCISI KÖPEK, YİNE HER LEVHADA BİR TANE YANİ TEK BAŞINA OLMAKLA BİRLİKTE ASLAN GİBİ ŞİŞİNEREK BİZE SEYİRCİYE DEĞİL, HABER VERMEK VEYA EMİR ALMAK İÇİN ARKAYA, SAHİBİNE BAKARKEN GÖRÜLÜR”

KÖPEK FİGÜRÜ

“SAYISIZ YUMURTALARI NEDENİYLE BALIK BOLLUK, BEREKET SİMGESİDİR”



BALIK FİGÜRÜ

 

ELLERİNDE BİRER BALIK TUTAN BAĞDAŞ KURAN FİGÜRLÜ YILDIZ ÇİNİ

“SİREN (SİMURG, HARPİ ) BAŞI İNSAN, GÖVDESİ KUŞ OLARAK TASVİR EDİLEN BİR YARATIKTIR. OLAĞANÜSTÜ GÜÇLERİNİ BİZİ KORUMAK İÇİN KULLANIR. ORTA ASYA’DA “TUĞRUL” DA DENEN KAF DAĞINDA YAŞAYAN BU MASAL YARATIĞI, İSLAMİ DESTANLARDA ÇARESİZLERE YARDIMA KOŞAN MELEK OLARAK YER TUTMUŞTUR.”

SİREN FİGÜRLÜ ÇİNİLER

“SFENKSLER, OLAĞANÜSTÜ GÜÇLERİYLE SİRENLER GİBİ SARAYI DÜŞMANDAN, KÖTÜLÜK VE HASTALIKTAN KORUMAKTADIR. SFENKSİN GÖVDESİ ASLAN, BAŞI İNSANDIR. ÜSTELİK KANATLARI DA VARDIR.“

SFENKS FİGÜRLÜ YILDIZ ÇİNİ

 

ÇİFT BAŞLI KARTAL SULTANI SİMGELEMEKTEDİR. GÖĞSÜNDE YAZAN ES SULTAN, EL MUAZZAM, ES SAADET ALAADDİN KEYKUBAD’IN ÜNVANLARIDIR.


GÖĞSÜNDE ‘ES SULTAN’ YAZILI ÇİFT BAŞLI KARTAL FİGÜRÜ

 

AT FİGÜRÜ

RÜÇHAN ARIK
“KUBAD ABAD SELÇUKLU SARAY VE ÇİNİLERİ” (TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINI –İSTANBUL-2000)

 

 

 
Selçuklu Sarayı Kubadabad, Kaloriferle Isıtılıyormuş

 
Selçuklu döneminden günümüze kalıntıları ulaşan tek eser niteliğindeki Kubadabad Sarayı'nda yapılan kazı çalışmalarında yeni bilgilere ulaşıldı.

Prof. Dr. Rüçhan Arık ve ekibi, 31 Ağustos tarihinde biten bu yılki çalışmalar sonucunda sarayın günümüzdeki kalorifer sistemine benzeyen bir düzenekle ısıtıldığını gösteren bilgiler elde etti.

1980 yılında kazı çalışmalarına başlayan Prof. Dr. Rüçhan Arık ve ekibi, aradan geçen 27 yılda sarayın ana birimlerini ortaya çıkarırken Selçuklu devri şehirciliği ve sanatına ışık tutan önemli veriler de elde etti. Kubadabad'da birbirine kapıyla geçişleri olan bir büyük bir de küçük iki saray kalıntısı yer alıyor. Küçük sarayda sultan ikamet ederken büyük sarayda idari işler yürütülmüş. Büyük sarayda sultana ait olduğu sanılan özel bir oda, bu odada su ve kanalizasyon tesisatı bulunduğu da çıkan bir diğer bulgu. 
 

Sultanın odasında bol su akan çeşmeler belirlediklerini ifade eden kazı başkanı Prof. Dr. Rüçhan Arık, şu bilgileri de verdi: "Sarayın her bölümüne pişmiş topraktan yapılmış çok sağlam künkler döşenmiş. Ayrıca bir hazne keşfettik; bir çeşit kazan dairesi gibi. Orada ısıtılan su künkler aracılığıyla özel odaya getiriliyor, oradan da sarayın diğer kısımlarına sıcak su taşınıyordu. Günümüzdeki kalorifer sistemine benzeyen bir çeşit ısıtma sistemi kullanılmış."

Yapılan kazılarda küçük köşkler, depo ve aynı döneme ait bir de şantiye ortaya çıkarıldı. Sarayın inşasında kullanılan çinilerin, tuğlaların, cam malzeme ve madeni eşyaların bu şantiyede yapıldığı düşünülüyor. Sarayın şantiyesinde üst üste sıralanmış halde 500 adet çini depolanmış halde bulundu.
 

Kubadabad'da bulunan çini 

Karatay Müzesi'ne teslim edilen çinilerin üzerinde Arapça harflerle hükümdarların lakapları olan 'Es Sultan', 'El Muazzam', 'El Galib' gibi yazılar yer alıyor.

Kubadabad'ın sadece bir Selçuk sarayı değil, aynı zamanda bir Selçuklu şehri olduğuna işaret eden Arık, Alaeddin Keykubat'ın buraya bir vali atadığını aktarıyor. Gölyaka Belediye Başkanı Rıza Namlı, sarayın korunması için yeterli ödenek ayrılmadığı görüşünde. Kalıntıların korunması için 2 milyon YTL'lik bir proje hazırladıklarını aktaran Namlı, 5 ay önce projeyi Kültür ve Turizm Bakanlığı'na göndererek, 'uzay çatısı' talebinde bulunmuş.

Sarayın planını Sultan Alaeddin Keykubat çizdi

Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırılan Kubadabad Sarayı, Konya'nın Beyşehir ilçesine bağlı Gölyaka beldesi sınırlarında, Beyşehir Gölü kıyısında yer alıyor. Selçuklu tarihçisi İbni Bibi'nin verdiği bilgiye göre; Sultan Alaeddin Keykubat, Kayseri'den Antalya'ya giderken Beyşehir Gölü çevresinin güzelliğinden etkilenerek, buraya bir saray yapılmasını emretti. Krokisini Sultan Alaeddin'in çizdiği saray 1236 yılında tamamlandı. Alaeddin Keykubat'ın emriyle saray çevresine bir şehir kuruldu.

http://www.archnet.org/library/sites/one-site.jsp?site_id=8211

 
KUBADABAD SARAYLARI UZAY ÇATIYLA KORUNACAK


Haber: Kubadabad Saraylarının Uzay Çatıyla Korunması10. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılan, dünyada günümüze dek ayakta kalabilmiş tek Selçuklu Sarayı olan Beyşehir'e bağlı Gölyaka Beldesi sınırları içerisindeki Kubadabad Sarayı'nın üzerinin uzay çatı sistemleriyle kapatılarak korunabilmesi için hazırlanan projenin tamamlandığı bildirildi.

Gölyaka Beldesi Belediye Başkanı Rıza Namlı, geçtiğimiz yıllarda Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un küçük ve büyük sarayın korunması amacıyla uzay çatı sözü verdiğini hatırlatarak, "2006 yılında uzay çatının projesi ve elektrik sistemlerinin tadilatı için toplam 40 bin YTL'lik ödenek ayrıldı. Şu anda projemiz hazır ve ödenek bekliyor. Proje bedeli yaklaşık 2 milyon YTL civarında. Bu ödeneğin tahsis edilmesi halinde Beyşehir Gölü kıyısındaki Kubadadad saraylarımız artık uzay çatı sistemiyle doğal etkilerden korunmuş olacak" dedi.

Sarayların korunması için gerekli ödeneğin bir an önce çıkarılmasını beklediklerini dile getiren Namlı, Anadolu'nun mührü, Türkistan kültürünün ilk damgalarından olan Kubadabad saraylarını artık ayağa kaldırmanın zamanının geldiğini söyledi.

Geçtiğimiz günlerde basına da konu olan Van Gölü'ndeki bir ada üzerinde bulunan kilisenin tadilat ve onarımının yapıldığını hatırlatan Namlı, değişik uygarlık ve kültürlere ait tarihi eserlerin de korunması gerektiğini vurgulayarak, "Ancak, Türklüğün eski miraslarından olan kendi topraklarımızdaki tarihi eserlerimize de en az onlar kadar sahip çıkmalıyız. Türk-İslam kültürünün mührü olan ve şu anda dünyada ayakta kalabilen tek saray kalıntısı olan Kubadabad saraylarının korumadan yoksun bugünkü içler acısı durumunu görmek bizleri gerçekten üzüyor. Bu manzara yüreklerimizi sızlatıyor" diye konuştu.

 
Osman Hamdi Bey Evi ve Müzesi (Eskihisar)


Ressam Osman Hamdi BeyOsmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde Gebze ve civar köyleri özellikle yönetimin üst düzey kişileri için yazları gelinip kalınan gözde sayfiye yerleri arasında yer almaktadır. Osman Hamdi Bey'in babasının da Eskihisar köyünde bir konağı vardır.

Osman Hamdi Bey Eskihisar'ı babasının Gebze'deki konağına gittikleri sırada tanımıştır. Gençlik yıllarında burada 28 dönümlük bir arazi satın alır. 1884 yılında deniz kenarındaki bu güzel koyda planını kendi çizdiği bir köşk yaptırır. Eskihisar'ı çok seven Osman Hamdi, resmî ve ilmî çalışmalarından arta kalan zamanda ilk fırsatta ailesiyle bu eve gelmiş ve evin değişik odalarında bahçede ve resim atölyesinde resim yaparak zamanını geçirmiştir.

Osman Hamdi Bey 1884 yılından itibaren ömrünün neredeyse bütün yazlarını Eskihisar köyünde geçirmiştir.

Ressam Osman Hamdi Bey Müzesi ve EviGünümüzde Müze olarak hizmet veren Osman Hamdi Bey konağı, Eskihisar beldesinin merkez sayılan kısmının batı tarafında, sahile paralele bir yerdedir. Binanın bulunduğu arsa sahile paralel olup, bahçesi ağaçlık ve kuzeye doğru yükselen bir tepe üzerindedir. Köyün batı tarafında yer alan sahildeki köşk ve eklenti binalarına resim stüdyosunu (resimhane) ve kayık barınağını (kayıkhane) yaptırır. Giriş katının ahşap kapılarının tablalarına 1901-1903 yıllarında yaptığı çok güzel çiçek resimlerinin her biri bugünkü tablolarının değeri düzeyindedir.

Köşk ve eklenti binaları 1. Dünya Savaşı sıralarında karargâh komutanının emrine verilmiştir. Atatürk ve İsmet İnönü Kurtuluş Savaşı'nın çeşitli evrelerinde bu köşkte kalmışlardır. Sonraları Osman Hamdi Bey'in köşkü uzun süre kaderine terk edilmiştir.
  

Ressam Osman Hamdi Bey Müzesi1945'de çıkan bir yangın ile üst katı yanmış. Ancak, 1966'da köşk, müştemilat ve korusu Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca tescil ettirilip kamulaştırılmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından köşk ve eklenti binaları iki yıl süren onarım çalışmalarıyla bugünkü haline dönüştürülerek müze haline getirilmiştir. 2006'ya kadar Kocaeli Müzesi Müdürlüğüne bağlı birim olarak hizmet veren Müze, bu tarihten sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yapılan protokolle, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığına geçmiş ve Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı, Müzeler Şube Müdürlüğü tarafından yapılan teşhir tanzim çalışmaları ve çevre düzenlemesi ile galeri müze özelliği verilerek yeniden faaliyete girmiştir. Müzenin içindeki dekorasyon (perde, mobilya, örtü) tamamen dönem özelliklerine göre hazırlanmıştır.

Osman Hamdi Bey'in şahsî eşyaları, aile resimleri ve yapmış olduğu resim çalışmalarının birebir ölçekli geniş bir koleksiyonu Müzede yer almaktadır.
Osman Hamdi - Çiçek Düzenleyen Kız
Müzenin en ilginç tarafı, üst kattaki odalardan birisinde Osman Hamdi Beyin resim çalışmalarından "Çiçek Düzenleyen Kız"' tablosunun yapıldığı (ressamın modeliyle birlikte çalıştığı) anın üç boyutlu modellerle canlandırıldığı son derece estetik bir düzenlemeye sahip sunumdur. Burada izleyicinin tablonun yapıldığı ana gönderilmesi ve belleğinde hoş duygularla müzeden ayrılması amaçlanmıştır.

Osman Hamdi'nin bir eserinin gerçekle ilişkilendirilmesi, modern müzecilikte eğlendirerek öğretmeye dayalı sergileme anlayışının en üst seviyesini göstermektedir. 

Osman Hamdi Bey'in evinin bahçesi ve müştemilatı da yine halkın değerlendirmesi için planlanmıştır. Bahçedeki resimhane, anısına ve aslına uygun resim galerisi olarak kullanıma hazırlanmıştır. Bu yapının bir bölümü Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı, Müzeler Şube Müdürlüğü tarafından amatör ressamların çalışabileceği atölye olarak halka sunulmuştur.

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 4