Türkiye Permakültür Buluşması, 24-28 Haziran 2011, Kazdağı

Türkiye Permakültür Buluşması, 24-28 Haziran 2011, Kazdağı

Türkiye’de ilk kez bilgi ve tecrübe paylaşımı için bir permakültür buluşması düzenlenecek.

Buluşmanın amacı, Türkiye’de permakültürü öğrenen ve uygulayan bireyleri biraraya getirerek, permakültürle ilgili bilgi ve tecrübe paylaşımı yapabilecekleri bir öğrenme ve dayanışma alanı yaratmak ve Türkiye’deki permakültür topluluğunu ve ağını güçlendirmektir.

Buluşmada, permakültürün yeryüzünü korumak, insanların ihtiyaçlarını karşılamak ve adil paylaşım ilkelerinden yola çıkarak gıda üretimi, enerji, atık yönetimi, su kullanımı, doğal inşaat, topluluk oluşturma, alternatif ekonomiler gibi pek çok farklı konuda bilgi ve tecrübe paylaşımını, uygulamalarla yaparak öğrenmeyi ve birlikte yeni projeler ve ortak akıl geliştirmeyi hedefliyoruz.

Buluşmada sohbetler, uygulamalı atölye çalışmaları, film gösterimleri, sunumlar, tohum takası, müzik, dans, performanslar ve sanatsal etkinlikler olacak.

İlk Türkiye Permakültür Buluşması cennet Kazdağı’nda, Bayramiç’e yaklaşık 20 km mesafedeki Muratlar Köyü’nün Yeniköy mevkiindeki Bayramiç-Yeniköy girişiminin arazisinde gerçekleşecek Bayramiç-Yeniköy girişimi ile ilgili bilgi için: http://www.bayramicyenikoy.com/

Türkiye Permakültür Buluşması Davetiye

Türkiye Permakültür Buluşması Kayıt Formu

Buluşmayla ilgili detaylı bilgi ve kayıt için:

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

 
“Bütün sorunlar bahçede çözülür”

"Kara tahtanın önünde bir çiftçi var; öğretmenimiz... Bize sürdürülebilir bir yaşamı nasıl tasarlayabileceğimizi anlatıyor. Oysa hepimiz okumuş, üniversite bitirmiş insanlarız ama kendi kendimize yetebilen bir yaşamı nasıl kurabileceğimizi hiç birimize öğretmediler." Oya Ayman'ın kaleminden...


Permakültür - Marmariç

Çoğumuz kentte yaşıyoruz. Aramızda Brezilyalı, Güney Afrikalı, Fransız, Portekizli, Hollandalı, İtalyan, Slovenyalı, Bulgar, Amerikalı, Kanadalı, kısacası dünyanın dört bir yanından hemen her türlü iklim ve coğrafyadan insanlar var. Bazılarımız mimar, bazılarımız şehir plancı, biyolog, işletmeci, turizmci, öğrenci, siyaset bilimci, felsefeci, ekonomist, müzisyen, ressam, çevirmen, halkla ilişkiler uzmanı, tasarımcı, mühendisler... ve çiftçiler... toprağın, ağacın, suyun ve havanın değerini bilen; ilacı, kimyasal gübreyi reddedip, doğayla dost üretim hakkında daha fazlasını öğrenmeye gelen; değişmeye başlayan iklimlerde nasıl hayatta kalabileceğini, kuraklıkla ya da sellerle nasıl baş ederek üretmeye nasıl devam edebileceğinin yollarını arayan...

Devamını oku...
 
Seferihisar Belediyesi Tohum Takas Şenliği


SeferihisarSeferihisar Belediyesi koordinatörlüğünde; 5 şubat 2011 günü saat 09.00 - 13.00 saatleri arasında İzmir Seferihisar kapalı pazar yerinde "Yerel tohumlar yaşasın, sağlık, çevre, üretici, tüketici korunsun, yerel tohumunu getir, değişelim." etkinliğine tüm tarım ve tohum gönüllüleri davetlidir.

Bilgi : Aslı Menekşe Odabaş 0530 568 50 17

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
http://www.seferihisar.bel.tr/ (etkinlik duyurusu henüz hazırlanmamıştır)

 

 
Permakültür: Hayat İçin Tasarım


"Permakültür sadece yeni bir bahçıvanlık yöntemi değil, Dünya gezegeni üzerinde yaşamanın sürdürülebilir yoludur."

Alan Atkinson’ın Bill Mollison ile söyleşisi

Bill MollisonBill Mollison yaşayan bir efsane. Farklı kaynaklarda kendisinden permakültür dehası, "Avusturalya’nın David Brower’ı," ya da huysuz bir ihtiyar olarak söz ediliyor. Kimi zaman büyük bir hayranlık kimi zaman ise küçümseme biçiminde olsa da, Mollison’un aldığı tepkiler hep çok güçlü. Kendisi kesinlikle, doğacı davranışsal bir yaklaşım ile yıllardır üzerinde çalıştığı insan türünün en ilginç örneklerinden biri.

Geçenlerde Mollison’ın yolu bir film ekibi ile birlikte Seattle’a düştü. Ekip doğa ile işbirliği içinde oldukça yeni (bazılarına göre ise oldukça eski) bir bahçıvanlık, tasarım ve sürdürülebilir yaşam biçimi olan permakültürün büyük başarıları üzerine bir belgesel çekiyordu. İronik bir şekilde şehir merkezinde, trafik gürültüsü ile dolu bir otel odasında buluşup permakültürü tanımlamaya çalıştık ve modern yaşamın rahatsızlıkları hakkında konuştuk.  Daha detaylı bir okuma için Mollison'ın Permaculture: A Designer's Manual adlı kitabı edinilebilir. (Ç.N.: Kitabın Türkçe çevirisinin Sineksekiz Yayınlarından 2010 yılı sonuna kadar yayınlanması beklenmektedir-www.sineksekiz.blogspot.com)

Alan: Permakültür benim için biraz kaygan bir alan. Ama okuduklarıma göre aslında permakültür yapanlar bile tam olarak bunun ne olduğunu anlayamıyorlar.

Bill: Permakültürün ne olduğunu kendim de bilmediğimden eminim. Zaten işte bunu, dogmatik olmamasını seviyorum. Ancak gelmiş geçmiş tek organize tasarım sistemi olduğunu söylemeliyiz. Bu da permakültürü oldukça rahatsız edici hale getiriyor.

Alan: Neden "rahatsız edici"?

Bill: Yaşam için tasarıma dair başka bir kitap yok. Sizce de bu rahatsız edici değil mi? Yani yaşamımızı bizim için katlanılabilir olacak şekilde tasarlamazsak hayatta kalmamızı nasıl bekleyebiliriz?

Çok rahatsız edici bulduğum diğer bir şey ise insanların bir ev inşa ettiklerinde bunu neredeyse tamamen yanlış yapıyor olmaları. Sadece bazı hatalar yapmıyorlar, toptan yanlış yapıyorlar. Örneğin, eğer birilerini arazide serbest bırakıp ev yapmak için bir alan seçmelerini isterseniz, bunların yarısı bir dahaki yangında ölecekleri ya da kendilerine su götürülmesinin mümkün olmayacağı yamaçları seçiyorlar. Ya da baraj yapılacak alanları seçiyorlar. Ya da bir sonraki büyük fırtınada evlerinin uçacağı yerleri seçiyorlar. 

Diğer taraftan her kentin de en az yarısı yanlış yapılmış durumda. Mesela 30–60 enlemleri arasında evin geniş cephesinin güneşe dönük olması gerekir. Ama arazi karelere bölününce evlerin yarısı yola bakmak için yanlış yönlenmiş oluyorlar. Kırsal alanlardaki evlerde ve yollardan uzak yerler de bile kahrolası yola bakıyorlar. Buradan başlayınca da artık hep daha fazla yanlış yapıyorsunuz.

Tasarımın en güzel kurallardan biri temel şeyleri doğru yapmaktır. O zaman her şey kendiliğinden biraz daha doğru olur. Ama eğer temel bir şeyde hata yaparsak- ben buna 1. Tür Hata diyorum- artık hiçbir şeyi doğru yapamayız.

Devamını oku...
 
FARSAK PROJESİ

FARSAK PROJESİ NEDİR? 

Farsak projesi kaynağında para olmayan, hibe alınmayan ilk denge projesidir.

Bu yönüyle dünya çapında bir başka örneği daha yoktur.

Farsak projesinin amacı ahlaki değerleri yüksek bir toplum, insanın temel ihtiyacı olan barınak, yiyecek içecek, üremek, güven içinde yaşamak ve bilgidir.

Projenin kaynağı; insan, toprak, su, genleri oynanmamış doğal tohum, doğanın insanlara sunduğu ürün ve hayvan varlığımızdır.

UFRAD Farsak projesini bir marka halinde dünyaya tanıtmak üzere 17.06.2009 tarihinde oybirliği ile projeyi destekleme kararı almıştır. Bu tür bir karar UFRAD’ın aldığı ilk karardır. (www.ufrad.org.trwww.franchise-net.com)

Başta Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi olmak üzere birçok üniversitenin öğretim üyeleri projeye destek vermektedir.

Sakarya Üniversitesi projeyi ders programına almıştır.

 

KÖYLÜ KALKINMADAN ÜLKE KALKINMAZ

Farsak Projesi ekonomik kaygıları gelir hedefleyerek gidermeyi amaçlamaz. Ekonomik gelir, bütün girişimlerin bir sonucudur ve böyle olacağını bildiğimiz için gelir hiçbir şekilde ön planda değildir. Odaklanılması gereken, doğru bilginin köylerimize aktarılması ve ahlaklı, karakterli, dünyada kendi kimliğiyle örnek olacak, birbirini ezen değil, birbirinin başarısı için çalışan bireyler halinde ortaya çıkılmasıdır. Birçok proje bu hususları dikkate almadan hedefe odaklandığından, başarısız olmuşlardır ya da uzun vadede gerçek gelişimi, kendini dönüştürüp zamanın şartlarına adapte olmayı sağlayamayacaklardır.

“Farsak Projesi bir köy kalkınma projesi” değil, “köylünün köyünü bilim adamlarıyla, üniversite gençliğiyle, halkımızla, esnaf, sanatkar ve devletin bütün kurumlarıyla işbirliği yaparak, topraklarına, ormanlarına, hayvanlarına, suyuna sahip çıkarak kalkındırması” anlayışıdır. Nasıl ki avcı-toplayıcı toplumlardan tarım toplumlarına geçiş yapıldığında bir kalkınma olmuştur, bilimin ışığı da geçtiğimiz yüzyılda aynı etkiyi yapmıştır. Ancak, Türkiye için böyle bir etki, böyle bir kucaklaşma olmamıştır. Sadece bir açısını bir örnekle vermeye yer var fakat sosyal bilimlerin karmaşıklığına vakıf bir şekilde ilerliyoruz ve bahsettiğiniz sonuçlar da en verimli ve etkin şekillerde ortaya çıkacaktır.


 

FARSAK PROJESİ NASIL BAŞLADI?

Klasik bir başlangıç; sene 2006, mevsim sonbahar. Bizler nasıl bir dergi ile bugünü kayıt altına alıp yarına aktarabileceğimizi, yapılabilecek işleri önerip insan kaynaklarımızı birbirinden haberdar edebileceğimizi planlarken ortak bir dostumuzun girişimiyle Tuncer Gültang ile tanıştık. O ise memleketi olan Feke’de yaşanmakta olan sorunların üstesinden nasıl gelinebileceği üzerine kafa yoruyor, bununla da kalmayıp, ileriki dönemlerde karşılaşacağımız ister sorun deyin ister engel deyin kimi zorlukları belirlemeye çalışıyordu.

Daha sonraları birbirimize itiraf ettiğimiz üzere, biz yine “çok bilen” bir kişilik ile karşılaşmaktan endişeleniyorduk, Tuncer Gültang ise olmayacak hedefler gösterip etik olmayan yollarla servet peşinde giden kimselerle tanışarak gereksiz yere vakit kaybedeceğini düşünüyordu. Ama gerçek öyle değildi. Allah, nice servet sahiplerine nasip olmayan bir bereketi o geceki saf, temiz ve içten duygularla yapılan tanışmaya nasip edecekti. Bu bereketi insan duyularına ve aklına tercüme etme işini ileriki bir zamanda yapacağız. Bunu yapmamız gerekir çünkü Hak’kın her lafzı akla hitap eder. Duyguların ve dolayısıyla heveslerin aklın önüne geçtiği yerde Allah’ın bereketi değil, sınaması vardır. Biz Farsak Projesi’nde tıkandığımız yerleri düşündüğümüz kadar, başardığımız hususları da sürekli sorguladık, yanlış heveslerden uzak durduk, bizi geciktirse bile herkesi bu projeye katılmaya davet etmekten kaçınmadık.

Farsak Projesi daha başlangıçta yavaş ve çok ağır da olsa dalga dalga yayılacak şekilde hedeflendirildi. Gerekli noktalarda gerekli bilgiye ve samimiyete sahip kişilerin desteğiyle geliştirildi. Böyle olmasaydı, bugün bir kısım insan bayağı bir servet sahibi olabilirdi. Aksine, diğer projelerin çoğunun kaçınılmaz kaderi ile nasıl olup da karşılaşmayacağımızı ifade edebilmek amacıyla kendimizi, düşünce altyapısını yani Farsak Projesi’nin temelindeki görünmeyen zeminini bir dizi köşe yazısıyla sıraladık. Kendisi hiçbir yerde bahsetmez fakat burada not düşelim; Tuncer Gültang bazı büyük gazetelerin onurlandırıcı tekliflerini bu altyapının gerçekliği nedeniyle kabul etmedi. Çünkü o, kendi insanlarının arasında olmalıydı, kimsenin hizmetinde değil, ideallerinin hizmetinde olmalıydı. O, spot ışıklarının insanı değiştirebileceğini biliyordu ve nefsini dinlemedi.

2007 yılının Temmuz’unda, artık çok önemli ve değerli insanların ve kurumların desteğini ve katkısını almış hale gelen Farsak Projesi’ni herkese duyurmak için sayfalarımıza yansıttık:

“Bölgemizin en büyük sorunlarından birisi olan göç, artan nüfus artışıyla birlikte istihdam sorunlarını ve kentsel şiddeti beraberinde getirdi. Bir parça aş uğruna doğduğu yerleri bırakan insanlar alışık olmadıkları topraklarda ne umduklarını buldular ne de içlerinde her zaman olan huzuru yaşatabildiler.

Bölgemiz uzun zamandır göçle birlikte gelen işsizlik sorununa çözüm ararken geçtiğimiz yıl Adana’nın Feke ilçesine bağlı Güzpınar Köyü başbakanlığa müracaat etti. Göç istiyorlardı. Yaşadıkları bereketli topraklarda her imkanları vardı. Ama bir de ayda ellerine geçebilecek 100 YTL paraları olsaydı.

Bu haberi duyan Tuncer Gültang hemen köyüne doğru harekete geçti. Köyünde öyle bir proje geliştirmeliydi ki, köylüsü bir daha asla toprağından vazgeçmemeliydi. Projeyi hazırladılar. Önce içecek suları yoktu, getirttiler. Köyün içinde harabe bir okul vardı, yıktırdılar. Daha sonra da ürünlerini nasıl pazarlayacaklarının çizgisini çizdiler. Köylüler projelerini o kadar sahiplendiler ki, bir komite kurdular içlerinden, bir tarım bakanı, bir orman bakanı, bir hayvancılık bakanı seçtiler. Belki ülkeyi değil ama köylerini yönetmenin yolunu buldular.” – 2007 Temmuz

Belki bugünlerde çok farklı ve duyulmamış fikirleri anlatmaya çalışan bir avuç insan olarak çok yoğunuz, üstelik Farsak Projesi gibi diğer projeler için de çalışmaktayız, bunları gerçekleştirmek için hiçbir yardım, hibe, kredi peşinde koşmuyoruz ve dolayısıyla inanmakta güçlük çekiyorsunuz. Fakat şu da unutulmamalıdır ki, bilinçaltımıza yerleşen gerçek dışı somutluklar ile gerçeklikler asla uyuşmazlar. Hayat bizi biz farkında olmadan kimi fikir ya da olguların fanatik taraftarı haline getirir. Bu aldatmacanın ardından, hayatın kendisi ise her zaman bizi şaşırtan görüntülerle karşımıza çıkar. Bunun anlamının farkında olunmalıdır. Aynı görüşteyseniz, kendi insanlarınıza karşı sorumluluklarınızın farkındaysanız ve hatta siz de bir şeyler yapmak istiyorsanız mutlaka iletişim içinde olalım. Yapılacak milyon tane iş var, herkese görev var. Bu liste gözümüzü korkutabilir fakat hayat denen süreç tam da buna karşı vereceğiniz tepkinin sınaması değil midir?

 
Suyun Yolculuğu ve Permakültür


SuGezegenimizde vücudumuzda olduğu gibi  %70 oranında su var. Bu suyun yalnızca %3'ü tatlı su olup bunun da pek azı erişilebilir durumda. Su, bazı ülkelerde petrolden daha pahalı hale gelmiş olup gittikçe dünyanın ekolojik, ekonomik ve sosyal dengelerini zorlayacak bir duruma da gelmiştir.

Permakültür hocalarından Penny Livingston’ı dinlerken anlattığı bilgileri ve daha önceden bildiklerimi de harmanlayıp sizinle paylaşmak istedim. Bugünkü konumuz su… bir süre sonra toprağı da yazmaya çalışırım, yeter ki bu kadar geniş bir konuyu özet haline getirerek başkalarını (özellikle yetişmekte olan kuşakları) daha fazla araştırmaya yöneltecek şekilde motive edebilelim.

SulamaSu kaynakları nelerdir diye kafa yorduğumuzda  hep yeraltı ya da nehirlerdeki, göllerdeki sular aklımıza geliyor. Aslında bunları suyun depolandığı yerler olarak düşünüp asıl su kaynağı olarak yağmur suyuna yönelmemiz gerekiyor. Yeryüzünde yolculuk eden suların tuzlanması, hem de mineraller açısından zenginleşmesi kullanım şekline göre toprak için olumsuzluklara neden olabiliyor. Dünyadaki çölleşen toprakların üçte ikisi yanlış tarım teknikleri uygulandığı için çölleşmiş durumda. Yani yanlış sulama teknikleri tüm bu toprakların tuzlanarak çölleşmesine neden olmuş.
 

Devamını oku...
 


Şehirde “permakültür” olur mu?

Doğanın işaretlerini okuyabilmek, doğayı dinlemek, onun dilinden anlayabilmek... Permakültür felsefesinin temelinde bunlar var... Peki şehrin içinde permakültürü yaşamak mümkün mü?

 
Fransa’da “Permakültür Halk Üniversitesi”nin yöneticiligini yapan Steve Read, bu soruya “Tabi ki mümkün” cevabını veriyor. 

Fransız Permakültür Derneği’nin kurucularından olan Steve Read 1991 yılından bu yana permakültür eğitimleri veriyor.

Daha önce çevre bilimci olarak çalışan Read, önce Antalya’da sonra da İstanbul’da permakültür eğitimleri vermek için Türkiye’ye geldi.


İstanbul’daki eğitimin başlığı “Şehirde permakültür”...

Eğitim 1-5 Nisan tarihleri arasında İstanbul’un farklı noktalarında planlanmış. İlk gün Beyoğlu, Galata... İkinci gün Sarıyer... Üçüncü gün Kuzguncuk, Çengelköy... Dördüncü ve  beşinci günler de Santral İstanbul eğitimin durak noktaları... Permakültürü anlamaya ve hayatlarında kullanmaya çalışanlar eğitim için evlerini, bahçelerini açmaya gönüllü olmuş...

Devamını oku...
 
Fındık Kabuğunda Permakültür

                    

GİRİŞ

Permakültür tüm dünyada Zimbabve'den Sibirya'ya, Nepal'den Kaliforniya'ya, sürdürülebilir hayat tarzına bakıştır. Bu yazı permakültüre giriştir ve daha çok Büyük Britanya'da yaşayanlara yöneliktir. Permakültürü açıklayarak değişik durumlarda şehirde veya kırsal alanda nasıl uygulanacağına yönelik örnekler veriyor.                                       


PERMAKÜLTÜR NEDİR?

Dünyamızın dayanma sınırına geldigi konusundaki farkındalık günümüzde artmıştır. Aynı hızla çevreyi kirleten maddeler yaratmaya devam edemeyeceğimiz gibi enerji ve hammaddeleri artan bir iştahla sonsuza kadar tüketemeyeceğiz. Fosil yakıtları ve petrolü düşüncesizce harcayarak, ürettigimiz yiyecek, bir kalori verirken, aynı yiyeceği üretmek için on kalori harcayan bir sistem geliştirdik.Yiyecek üretiminde kimyasal gübre gibi yoğun enerji harcayan zehirler yerine, biyolojik metotlar kullanarak enerji israfı azaltılır ama klasik  tarım yine de büyük ölçüde makinalara ve transporta bağımlıdır. Tabağımızdaki yemek bu işlemle ürettiğinden daha çok enerji tüketir. Geleneksel küçük tarımla bu durum tamamen tersine çevrilir, yiyeceği üretmek için harcanan her kaloriden on kalori kazanırız. Bu durumda harcanan enerji çiftçinin ve hayvanların harcadığı enerjidir. Bu durumda korkutucu olan, seçimimizin enerji israf eden modern hayat şekliyle, köle gibi çalışma arasında olmasıdır. Fakat üçüncü bir yol var, bu da permakültürdür. 

Permakültürdeki düşünceler ve bilgi geleneksel tarım yöntemlerini içerdiği gibi, modern teknolojiyi ve bilimi de temel alır. En önemli olan özelliği doğanın ekolojik sistemini örnek almasıdır. Doğal bir ormanı düşün. En yukarda çatı gibi ağaç dalları, aşağıda küçük ağaçlar, yüksek ve alçak boyutta çalılar, toprağı örten bitkiler, toprak seviyesinin altındaki bitkiler ve değişik yükseklikte sarmaşıklar. Bitki çeşitliliğini bir buğday tarlasıyla karşılaştır. Düşünün, bu orman sadece yenilebilir bitkilerden oluşsa ne bolluk olurdu ve buğday tarlasının sağladığı kazancı fazlasıyla aşardı. Ormanın bu yüksek biyolojik kütleyi üretebilmek için sadece güneşe, yağmura ve toprağa ihtiyacı var. Buğday tarlasının ise fazladan sürülmeye, tırmıklanmaya, tohum ekilmesine, gübrelenmeye, yabani otların ayıklanmasına ve haşaratla mücadele edilmesine ihtiyacı var. Tüm bunların olması insan gücüyle veya fosil yakıtla mümkün. Ormana benzeyen ama yenilebilir bitkilerden oluşan bir eko sistem yarattığımızda, petrolsüz yaşayabiliriz. İşte permakültür fikrinin temeli bu: yiyecek üreten eko sistemi yaratmak. 

Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 ve 2