NİMRİ DEDE (İSMAİL DEHMEN)


NİMRİ DEDE’NİN KISA HAYAT ÖYKÜSÜ


Gerçek adı İsmail Dehmen olan Nimri Dede: 1325/1909 yılında Elazığ'ın Keban ilçesine bağlı Nimri (şimdiki adıyla Pınarlar) köyünde doğdu. Yörede lakap olarak Şıh ya da Şıh İsmail de denmektedir.

Nimri (Pınarlar) köyü; 13. Yüzyılda Oğuzların Bayat Boyunun Şeyh Hasan Aşiretinin bir oymağının kurduğu, bir Türkmen obasıdır.

Köyün kurucu ailesi Nimriler, Arapgir-Onar Köyünden gelerek burayı yurt edinmişler ve yerli kavimlerle karışmışlardır.

Nimriler Kabilesinin reisi, Şeyh Nimri, Piri ve Aşiret Beyi Şeyh Hasan Oner’den icazet alarak, sonradan kendi adını vereceği, bu metruk Bizans köyüne yerleşmiştir. Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat’ın iskan politikası gereği olarak da, Nimri köyü bölgesel kolonizasyon için kurulmuştur.

Orta-Asya’dan dalgalar halinde göç eden Türklerin; Anadolu’ya yerleşmelerinin, kan bağına dayanan aşiret, oymak, oba şeklinde ya da Şeyh, Dede, Baba, Derviş gibi inanç önderlerinin kurduğu zaviyelerin çevresinde köyler oluşturularak; göçerlikten kısmen yerleşik tarım toplumuna geçtiklerini tarihi kaynaklardan bilmekteyiz.

Yukarı Fırat Havzası’na yerleşen Bayat Boyu oymaklarının da obalar şeklinde köyler ve zaviyeler kurarak 12. yüzyılın sonlarına doğru ve 13. yy. başlarında yerleşik düzene geçerler.

Bayat boyu beyi ve inanç önderi Sultan Onar diğer adıyla Şeyh Hasan da aşiretiyle Orta-Asya (Batı Horasan’dan -Bugünkü Kazakistan’ın Türkistan-Yesi şehrinin Üç-Kurgan)’dan Anadolu’ya göç ederek; Malatya-Arapgir-Elazığ-Keban-Baskil-Muşar yöresi-Tunceli-Hozat-Ovacık-Çimişgezek bölgesine ilk etapta yerleşir. Daha sonra Aşiret, Anadolu’ya yayılır. Yukarı Fırat Havzası Alevilerinin "kültürel – inançsal – toplumsal yaşam tarzı"nın özgün bir labaratuvarıdır...

Nimri Dede; Birinci Dünya Savaşı sonrası, 12 yaşındayken baba ve annesini yitirdi. Kardeşleriyle birlikte yetim ve öksüz kaldı. 1925 yılında İstanbul'da Gümrük Müfettişi olan amcazadesi Ahmet Bey'in yanına giderek, Numune-i İrfan adlı bir okulda üç yıl okutulur. Ne var ki okula geç yaşta başlayan Nimri Dede, yaşının büyüklüğü gerekçesiyle üç yıl sonra öğrenimden uzaklaştırılır.

Okuldan ayrılmasının ardından Aksaray ve Kapalı Çarşı'da kavun, karpuz, eski elbiseler alıp satarak geçimini sağlar...

Nimri Dede’yi ilk kez, 1950’li yıllarda babam Loylum Hasan ile gittiğim, Keban’ın Denizli Köyü’nde kayınpederi Arap Hasan’ın bahçesinde tanıdım. Daha sonraları Onar Köyü’nde ve 1960’lı yıllardan sonrada İstanbul'da bir çok kişi ile Yenikapı’daki evinde ve başka mekanlarda sohbetlerinde bulundum.

Kayınpederi Arap Hasan’dan bahsetmek gerekir.

İlginç bir kişi idi. 1800’lü yıllarda, Arabistan’dan gelerek Denizli Köyü’ne yerleşmiş bir zenciydi. Medrese eğitimi görmüş ve tasavvuf ehli bilgin bir zattı. İkinci eşi Hatça Bibi, bizim Onar Köyü’nden Tüccar Hüseyin’in bacısı idi. İlk kez atlarla gittiğimiz, Arap enişteye konuk olduğuz Denizli’de, Başta Nimri Dede olmak üzere, Köyü’nün ileri gelenleri bizleri çok iyi karşıladılar.

Gıdıklar (oğlak) kesildi, yemekler pişirildi, yufkalar açıldı, sofralar kuruldu. Ben Hatça Bibi’nin yanında yufkaya sarılmış etli dürüm yerken, büyüklerde “Gıdık Dolması” yemekle meşgullerdi. Demlendikten bir müddet sonra, Nimri Dede curasını alarak çalmaya ve deyişler çığırmaya başladı. Coştukça coştu.

Arada sıra Arap enişte ve sofradakiler deyişlere ile nakaratlara iştirak ederek koro oluşturuyorlardı. Sazlı-sözlü muhabbet şöleni akşama dek devam etti. Akşam Nimri Köyü’nde Şıh İsmail (Nimri Dede)’ye misafir olduk ve sabahleyin köye döndük. Bugün anlatılanlara göre; Arap Hasan, 130 yaşında 1978 yılında öldüğünde bilinçli ve sağlıklı bir belleğe sahipmiş. Nimri Dede’nin yetişmesinde büyük emeği ve rolü varmış...

Nimri Dede’yi, 1986 yılının ilk aylarında Aksaray’da bir mağazada uzun uzadıya birkaç gün üst-üste hayat hikayesini ve tasavvufi düşüncesini dinledim. Zaten ondan sonrada Hakk’a yürüdü...

Fevzi Halıcı’ya göre; Nimri Dede Konya'da düzenlenen Türkiye Aşıklar Bayramlarına aralıklı olarak katılırmış. 1966 yılında ödül alır. Şöyle seslenir;

“Ey Nimri Dede maksudum sensin hakikat,
Bir yürümüş hakikat ile şeriat,
Var kendi kendine eyle muhabbed,
Artık olsun nam-ı şana elveda.”

NİMRİ DEDE’NİN BAZI DEYİŞLERİNDEN ÖRNEKLER

İnsan Olmaya Geldim

İkilik Kinini İçimden Atıp
Özde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim
Taht Kuralı Ariflerin Gönlüne
Sözde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim
Serimi Meydana Koymaya Geldim

Meğerse Aşk İmiş Canın Mayası
Ona Mihrab Olmuş Kaşın Arası
Hakkın İşlediği Kudret Boyası
Yüzde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim
Serimi Meydana Koymaya Geldim

Bütün Mürşidlerin Tarif Ettiği
Sadıkların Menziline Yettiği
Embiyanın Evliyanın Gittiği
İzde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim
Serimi Meydana Koymaya Geldim

Ben De Bir Zamanlar Baktım Bakıldım
Nice Yıllar Bir Kemende Takıldım
O Aşkı Mecazla Yandım Yakıldım
Közde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim
Serimi Meydana Koymaya Geldim

Süregeldim Aşk Meyini İçerek
Her Bir Akı Karasından Seçerek
Varlık Dağlarını Delip Geçerek
Düzde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim
Serimi Meydana Koymaya Geldim

Gör Ki Nimri Dede Şimdi Neyleyi
Gerçek Aşkı Her Gönüle Söyleyi
Her Türlü Sefaya Veda Eyleyi
Sazda Ben Bir İnsan Olmaya Geldim
Serimi Meydana Koymaya Geldim


Eylemiş

Bizi her nebatın her nüvesinde,
Terkibimiz Tanrı ferman eylemiş.
Her birinden bir yol açıp babaya,
Anada şeklimi insan eylemiş.

Sönmez bir ocaktır ana sevgisi,
Bilmem ki, bu nasıl Tanrı vergisi?
Ne zaman ki ana olsa birisi,
Canını yavruya kurban eylemiş.

Ana kainatın anahtarıdır,
Ana her varlığın iftiharıdır.
Ana bu Nimri'nin sadık yarıdır,
Çünkü her derdine derman eylemiş..

Kaynak: İSMAİL ONARLI