Seçilmiş Yazılar
Goethe'nin Türk akrabaları gün yüzüne çıkıyor PDF Yazdır e-Posta

İki yıldır El Cezire haber kanalı için belgeseller hazırlayan Yedirenk Film Yapım, İslam'a olan yakınlığı ve Türk kökenli olduğu iddiasıyla tarihçilerin ilgisini çeken ünlü Alman Şairi Goethe'nin köklerine ulaştı. Çekimleri devam eden 'Almanya'da Türk İzleri' belgeselinde, kökenleri Selçuklu'ya uzanan ve Goethe'nin akrabaları olan 'Soldan' ailesi anlatılıyor.

Goethe'nin Türk akrabaları gün yüzüne çıkıyor

Yedirenk Film Yapım Yönetim Kurulu Başkanı İsrafil Kuralay ve Ekibi.

İstanbul'da yaşanan Ramazan atmosferini tüm İslam ülkeleriyle paylaşmak amacıyla, Katar'dan yayın yapan ünlü haber kanalı El Cezire için belgesel filmler yapan Yedirenk Film Yapım, El Cezire ekranlarında yayınlanmak üzere iddialı bir belgesele imza attı. Almanya'daki Türk izlerini ve günümüzdeki Türk-Alman ilişkilerini görüntülemek amacıyla kolları sıvayan Yedirenk ekibi, Almanya'da Türklerden kalan ve geçmişi yüzyıllar öncesine uzanan çarpıcı izlere ulaştı. Yedirenk Film Yapım Yönetim Kurulu Başkanı İsrafil Kuralay, hazırlıkları devam eden 'Almanya'da Türk İzleri' belgeselinde yer alan, ünlü Alman Oryantalist Şairi Johann Wolfgang von Goethe'nin Selçuklu Türklerine uzanan köklerini anlattı.  

GOETHE'NİN TÜRK AKRABALARI

'Muhammed'in Nağmesi' - Mohamets Gesang- adlı şiirinde Hz. Peygamber'i öven, yazdığı mektuplarda Müslümanlarla birlikte namaz kıldığını açıklayan, ünlü eseri Doğu-Batı Divanı'nda Müslüman olduğuna dair iddiaları reddetmeyeceğini yazan Goethe'nin inancına dair bugüne kadar birçok tartışma yapıldı. Bu tartışmalardan herhangi bir sonuç çıkmadı ancak ünlü Alman şairin dini ve etnik kökenleriyle ilgili iddiaların sonu gelmedi. Bu iddialardan en önemlisi, Goethe'nin kökleri Selçuklulara uzanan bir Türk olduğuydu. Goethe'nin İslam'la ilgili yazdıkları ve Napolyon savaşları sırasında Rus ordusunda savaşan Türklerle kurduğu yakın ilişkiler nedeniyle perçinlenen şüpheler pek çok tarihçinin dikkatini Goethe'nin köklerine çekti.

Devamını oku...
 
ABD Kongresine Açık Mektup PDF Yazdır e-Posta

Suçluyorum!

ABD Kongresine Açık Mektup

Sarah Shields

http://www.juancole.com/2009/01/shields-i-accuse-open-letter-to.html 

Amerikan Kongresi:

34 numaralı kararı kabul eden “390 kabul, 5 red” sonucuyla ortaya çıkan oylamanız sebebiyle sizi suçluyorum.  İsrail’in güvenliğini temin için alındığı iddia edilen bu karar; aslında bir kaç şiddet olayından bütün bir halkı sorumlu tutmak “hakkını” İsrail’e vermektedir. 34 numaralı kararınız, geçtiğimiz iki hafta içindeki İsrail’in yaptıklarına nefs-i müdafaadır, diyerek göz yumup, bir buçuk milyon Gazze’liyi işlemedikleri suçlardan yargılamaya dahi tabi tutmadan idama mahkum etmektir. İsrail’in yaptıklarını açıkça onaylayarak ve kabul ederek şimdi ortaya çıkan sonuçların sorumluluğunu kabul etmiş oluyorsunuz.

Yüzlerce masum çocuğun kanına ellerinizi bulamakla sizi suçluyorum. Sizi Gazze’de cesedi bir enkazda feci halde yanmış olarak bulunan 18 aylık bebek Şehid Ebu Halime’nin ölümünden sorumlu tutuyor ve suçluyorum. Sizi Selhe ailesinin dört çocuğunun ölümlerinden sorumlu tutuyorum, Rola (1), Baha (4), Rana (12) ve Dyia (14), İsrail’in evlerinin üzerine attığı roketle öldüler.  İsrail’in aralıksız yağan bombardımanından korunmak için barınak arayan insanların sığındıkları Birleşmiş Milletlerin okulunda öldürdüklerinin ölümlerinden sizi sorumlu tutuyor ve suçluyorum.  Birleşmiş Milletlerin çok açıkça belli olan işaret ve flamalarına rağmen, İsrail bu sığınağa saldırdı, 30 kişi öldü ve 50 kişi yaralandı.  Sizi Gazze’deki İsrail saldırısının ilk on altı gününde ölen diğer 252 çocuğun ölümlerinden ve sizin teşvikleriniz sayesinde hayatlarını kaybedenlerin ölümlerinden sorumlu tutuyorum, suçluyorum.

Sizi Birleşik Amerika Devletleri Kongresinin yaptığı, Amerikan yapımı silahların sivil nüfusa karşı kullanılamayacağında ısrar eden 1976’daki Silahların Dışa Satımının Kontrolü yasası gibi kanunları ihlal ile suçluyorum.

Sizi insan haklarına alçakça tecavüzü desteklemekle suçluyorum. Oylarınızla desteklediğiniz savaşçıların, uluslararası hukuka göre savaşın sivil kurbanlarına itina etmeleri gereklidir. Ancak, İsrail hükûmeti dört gün boyunca bombaladıkları yerlere Uluslararası Kızıl Haç Örgütünün erişimini reddetmiştir. Ortaya çıkan kâbuslar tasavvur edilemeyecek kadar dehşettir. Sonunda, nihayet İsrail bombalamalarının kurbanlarına yardım götürmelerine izin verilen Uluslararası Kızıl Haç Örgütünün ne bulduğuna dair belki siz bir tahmin yapabilirsiniz: açlıktan ayağa kalkmaya dahi takati kalmamış dört çocuk annelerinin ölü bedenine sokulmuş, birbirlerine sarılmış halde bulundular.  Gazze’ye çok, daha çok roket atıldıkça yiyecek ve su kıtlaşmakta, tıbbî yardıma ihtiyaç arttıkça ilaç bulmak güçleşmektedir. İsrail sadece bir Birleşmiş Milletler okulunu değil aynı zamanda çaresizce beklenen, çok muhtaç olunan malzemeyi getiren bir Birleşmiş Milletler konvoyunu da hedef seçmiştir. Uluslararası Kızıl Haç örgütünün çalışmalarının yöneticisine göre sonuç felâkettir: “Artık hiç şüphem yok; biz insanî terimlerle tam anlamıyla çok büyük bir krizle karşı karşıyayız. Gazze’lilerin durumu on gündür ara vermeyen yaylım ateşinin olağanüstü ve travmatik bir sonucudur. Bu anlamda artık kesinlikle dayanılmaz bir haldedirler.” demiştir.

Sizi uluslararası hukuku çiğnemekle suçluyorum.  Birleşik Amerika; Dördüncü Cenevre Sözleşmesini imzalayan taraflardan birisi olduğu için, savaşta sivilleri korumak ve onları hedef alan herkese hesap sormakla mükelleftir.

Sizi, müttefikimiz İsrail’i bugünün yetimleri gelecekte intikam peşinde olacakları için her zamankinden daha emniyetsiz bir hale getirmekten sorumlu tutuyor ve suçluyorum. Karşılıklı emniyet ve refahı temin eden gerçek bir barış için uğraşmak yerine, siz bu mücadelede sadece bir tarafı desteklemeyi tercih edip diğerini korkunç bir ızdıraba mahkûm ettiniz.

Sizleri politikayı insaniyetin önüne geçirmekle, masumların toplu kıyımına göz yummakla, en temel insan hakkı olan ani ölümün dehşetli korkusundan uzak yaşamak hakkı için ayağa kalkmak yerine savaş suçlarını desteklemekle itham ederek suçluyorum.

Amerika’nın 111. Kongre’sinin 390 üyesinin her birini sorumlu biliyorum, tutuyorum. İnsanların yapabileceği en ciddi ihlallerde sizi suç ortaklığı yapmakla itham ediyorum.

Doç. Dr. Sarah Shields

Kuzey Karolayna Üniversitesi

Tarih Bölümü

 
WILLIAM CHITTICK İLE RÖPORTAJ


 
Yazan: Altay Ünaltay

Sayın Chittick, siz tasavvuf felsefesini batılılara anlatıyorsunuz. Burada, Mevlana ve İbn Arabî’nin yeni postmodern kimi felsefelere dönüşmesi, mistik tarikatlara temel yapılması riski yok mu? Yani gerçekte Tanrı'yla, peygamberlikle, hesap günüyle ilgilenmeyen bir maneviyat… Örneğin "Matrix" ya da "Yüzüklerin Efendisi" gibi filmlerde ileri sürülen felsefeler. Dolayısıyla batı’da; hatta sade batı değil, artık doğu’da da (çünkü bu tür filmleri artık biz de izliyoruz), Mevlana ve İbn Arabî’nin bu "postmodern" şekilde algılanması tehlikesi yok mudur? Bu konuda görüşleriniz nedir?

Evet, tamamen katılıyorum. Modern zihniyet sahibi insanlar bunları postmodern biçimde anlayacaklar. Ama sanırım birçokları da ki özellikle içlerinde genç insanlar, bu şekilde zihnen etkilenmiş değillerdir. Mevlana ve İbn Arabî ile tanışmaları yine de hiç tanışmamalarından iyidir. Yoksa bu gidişle postmodernizm mücadeleyi tamamen kazanacak, çünkü karşısında alternatif olmayacak. Bunların verilmesi hiç olmazsa popüler kültüre, postmodern görüş açısına, akademik dünyaya bir seçenek sunar. Birçok insan, hatta akademik çevrelerden olanlar, postmodern olarak modernizme karşı olduklarından - ve biz de (gülerek) modernizme karşı olduğumuzdan-, tasavvuf geleneği ya da İbn Arabî’nin, aslında onlara hasım olduğunu bilemezler, çünkü İbn Arabî felsefesinin tam açılımlarını bilmezler. Yani ben örneğin postmodern dergilerde bu konuları yazdım, bunları çok ilginç buldular.

Devamını oku...
 
Hikmet Kıvılcımlı ve Kayıp Halka PDF Yazdır e-Posta

 


 Hikmet Kıvılcımlı’da hiç bir Marksist veya Marksist olmayan tarihçi veya sosyologda görülmeyen bir İlkel Sosyalizm vurgusu vardır. İlkel Sosyalizm, kapitalizm öncesi beş bin yıllık uygarlıklar zincirinin hareket yasalarını, tarihsel devrimleri açıklayan, ya da açıklama iddiasında olan Tarih Tezi’nin anahtar kavramıdır. Ama ilkel sosyalizm sadece Kapitalizm öncesindeki devrimleri açıklayan bir kavram değildir. O, Kıvılcımlı’da hemen hemen her yerde karşımıza çıkar. Bir kaç hatırlatma yapalım.

Teknik İlerlemeler ve yaratıcılık mı? Örneğin Tarih Devrim Sosyalizm’in “Medeniyetin Yaratıcılık Efsanesi” bölümünde Kapitalizm öncesi çağda, teknik ilerleme ve yaratıcılığın ardında İlkel Sosyalizmi görür.

Tarihsel devrimleri yapan, uygarlıkları yıkan, dolayısıyla yeni uygarlıkların veya uygarlık rönesanslarının ortaya çıkmasına yol açan İlkel Sosyalizmdir. İslamiyet’i, Aleviliği veya Cenneti açıklayan anahtar kavram İlkel sosyalizmdir. Osmanlı İmparatorluğunun adeta bir saman alevi gibi hızlı büyümesini açıklayan, İlkel Sosyalizmdir.

Ama bu kavram sadece uzak geçmişte kalmaz, modern tarihin de en önemli olaylarında belli bir ağırlığa sahiptir. Kapitalizmin doğuşunda İlkel Sosyalizme belirleyici bir önem verir. Kitaplarından birinin adı, “İlkel Sosyalizmden Kapitalizme İlk Geçiş -  İngiltere”dir. Adının da ima ettiği gibi, kapitalizme geçişte bile ilkel sosyalizmin belirleyici bir öneminden söz edilmektedir.

Japon mucizesi mi? Onun ardından yine ilkel sosyalizmin medusa kafası çıkar. Bir başka kitabının adı da: “İlkel Sosyalizmden Kapitalizme Son Geçiş - Japonya”dır çünkü.
Devamını oku...
 
TÜRKMEN İNANÇ ÖNDERİ : ŞEYH HASAN (SULTAN ONAR, OCAKLARI ve AŞİRETLERİ) - IV PDF Yazdır e-Posta


VII. ŞEYH HASAN VE ONAR KÖYÜ'NE AİT BELGELER

Eski Türkler’in tarihi üzerine araştırma ve inceleme yapan yabancı ve Türk tarihçileri, Türklerin içtimai teşkilatlanmasını özetle şöyle anlatmaktadırlar:

Türklerde temel unsur; “kan akrabalığına dayanan birlik” yani oymak esasıdır. Oymağın her üyesi kendisinin ortak bir “ata”dan geldiğine inanırdı. Türklerde kölecilik sistemi olmadığından şu veya bu nedenle oymağa sonradan dahil olanlar da aynı birliğin üyesi sayılırlardı.

Zamanla oymaklar dal-budak salarak obalar halinde genişlerler. Bu büyümeye karşın her oba veya oymak bölüntüsü yine de kendilerini soy olarak başlangıçtaki “ata”ya çıkarırlardı. Göçebe Türkmen Oymakları, her yeni doğan çocuğa, Ata, dede ve babalarının dair oldukları boylarıyla şecerelerini öğretirler ve bundan dolayı da kabilesini ve kökenini bilmeyen kimse kalmazdı.

Devamını oku...
 
TÜRKMEN İNANÇ ÖNDERİ : ŞEYH HASAN (SULTAN ONAR, OCAKLARI ve AŞİRETLERİ) - III PDF Yazdır e-Posta


1. “ BÜYÜK” ŞEYH HASAN ( SULTAN ONAR ) OCAĞI

Saptadığımıza göre Şeyh Hasan üç evlilik yapmıştır. Birinci evliliğini Türkistan’da İmam Rıza’nın kız torunlarından biri ile evlenmiş ve bu evlilikten Şıh Bahşiş olmuştur. İkinci evliliğini Muşar yöresine geldiğinde, Fırat boyu fetihleri döneminde, Dersimli Zaza bir aşiret beyinin kızıyla evlenmiş ve Seyyid Selahattin adlı bir oğlu olmuş. Üçüncü evliliğini de Piri Babanın kızı ile yapmış ve bu evlilikten; menkıbeye göre üç oğlu olmuş; Kara Muhammet, Habib Hasan ve İlik olmuştur. Diğer bir rivayete göre de; 2 kız, 8 erkek çocuğu olmuş ve köy 10 haneden teşekkül etmiştir. Biz belgelerden yola çıkarak bu iki söylenceyi de birleştirerek hareket odağı haline getirdik. Şeyh Hasan’ın Merzifonlu Piri Baba’nın kızıyla evliliğinden olma çocuklarının Malatya-Arapgir-Onar Köyü’nde; 1224 yılında babaların kurduğu Vakıf şeklindeki Zaviyesini Dede Ocağı’na dönüştürerek; Sultan Onar Ocağı, Büyük Ocak ya da Büyük Şeyh Hasan Ocağı olarak adlandırmışlardır. Şeyh Hasan’ın Türkmen Oymakları arasındaki adı; Onar Dede,  Onar Baba,  Sultan Onar olarak geçmektedir ki, ocağa da bundan dolayı ve babalarının adına izafeten Sultan Onar Ocağı denmektedir. Kürt-Zaza-Ermeni Alevi cemaatinde ise; Şeyh Hasan Ocağı olarak anılmaktadır. Tunceli’deki torunun kurduğu Şeyh Hasan Ocağından ayırmak için Büyük Şeyh Hasan Ocağı da denmektedir. Şeyh Hasan On-Er’e I. Şeyh Hasan ya da Büyük Şeyh Hasan da denmektedir.

Şeyh Hasan Oner’in kimliği masalsı anlatımlar biçiminde geldiği gibi, halk ozanlarının şiir diliyle de günümüze ulaşmıştır. Üç yüz yıl sonra Pir Sultan Abdal onun için bir nefes yazıp, yalvarıyorsa oldukça önemliydi. Pir Sultan Abdal; Onar Dede Destanı adlı deyişinde; "Adın Şeyh Hasan’dır, hem derik Oner / Yetiş Onar Dede sen imdat eyle!" demektedir.(30) Bu dönemde, Pir Sultan Abdal’ın Şah İsmail adına bölgede gizli örgütlenme yaptığı ve arandığını da hesaba katarsak; Şeyh Hasan Ocağı’nın önemi daha da belli olmaktadır.

2. ŞEYH AHMET DEDE OCAĞI

Devamını oku...
 
TÜRKMEN İNANÇ ÖNDERİ : ŞEYH HASAN (SULTAN ONAR, OCAKLARI ve AŞİRETLERİ) - II PDF Yazdır e-Posta


II. ŞEYH HASAN’IN İLK DERGÂHI VE KÜLLİYESİ

Şeyh Hasan; Selçuklu ordusuyla Fırat Boyu kaleleri fethine katıldıktan sonra bir Ermeni kenti olan Arapkir’e Subaşı olarak atanır ve bölge de iktâ olarak verilir. Türkmen aristokratı ve Bayat Boyu beylerinden olan Şeyh Hasan, Arapkir’in Hezenek semtinin altındaki düzlüğe ordugâhını kurar. Daha sonraları Uguzlu (Oğuzlu) semti olarak anılacak bu yöreye askeri kuvvetler yerleşerek, şehir ve köylerin asayişini temin eder.

Dokuma Sanayi’nin ve ticaretin gelişkin olduğu Arapgir esnaf ve tüccarından, İpek Yolu üzerinde olduğu için geçen kervanlardan satış üzerinden belli oranda rûsum alınırmış. Köylülerden ise Ekin Pazarı’ndaki hububat satışlardan godik nisbetinde hums alınırmış. Hayvan pazarında büyük ve küçük, binek hayvanlardan farklı oranlarda akçe alınırmış. Şıra pazarındaki; pekmez, reçel, bal, turşu, salça gibi yiyeceklerden de ayrıca vergi alınmakta imiş. Savaş zamanlarında ise çarşı ve pazarda satılan mallara özel narh konarak bu fiyat üzerinden vergi alınmakta imiş. Selçuklu ve Osmanlı döneminde Arapgir Livası Kanunları özel ve merkezden farklı uygulamalar içermektedir.(21.a)

Devamını oku...
 
TÜRKMEN İNANÇ ÖNDERİ : ŞEYH HASAN (SULTAN ONAR, OCAKLARI ve AŞİRETLERİ) - I PDF Yazdır e-Posta

GİRİŞ

Orta-Asya’dan dalgalar halinde göç eden Türklerin; Anadolu’ya yerleşmelerinin, kan bağına dayanan aşiret, oymak, oba şeklinde ya da Şeyh, Dede, Baba, Derviş gibi inanç önderlerinin kurduğu zaviyelerin çevresinde köyler oluşturularak; göçerlikten kısmen yerleşik tarım toplumuna geçtiklerini tarihi kaynaklardan bilmekteyiz.

Yukarı Fırat Havzası’na yerleşen Bayat Boyu oymaklarınında obalar şeklinde köyler ve zaviyeler kurarak 12. yüz yılın sonlarına doğru yerleşik düzene geçerler. Bayat boyu beyi ve inanç önderi Sultan Onar diğer adıyla Şeyh Hasan da aşiretiyle Orta-Asya’dan Anadolu’ya göç ederek; Malatya-Elazığ-Tunceli bölgesine yerleşir. Daha sonra aşiret, Anadolu’ya yayılır. Yukarı Fırat Havzası Alevilerinin “kültürel – inançsal – toplumsal yaşam tarzı”nın özgün “KURUCU AİLE”si özelliğiyle “Şeyh Hasan Ocağı ve Aşireti”ni inceledik ve araştırdık.

Devamını oku...
 
The Garden Of Simplicity PDF Yazdır e-Posta

Garden of Simplicity Simplicity of living is not a new idea. It has deep roots in history and finds expression in all of the world's wisdom traditions. More than two thousand years ago, in the same historical period that Christians were saying "Give me neither poverty nor wealth" (Proverbs 30:8), the Taoists were asserting "He who knows he has enough is rich" (Lao Tzu), Plato and Aristotle were proclaiming the importance of the "golden mean" of a path through life with neither excess nor deficit, and the Buddhists were encouraging a "middle way" between poverty and mindless accumulation. Clearly, the simple life is not a new social invention. What is new are the radically changing ecological, social, and psycho-spiritual circumstances of the modern world.
Devamını oku...
 
Diğer Makaleler...
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>

Sayfa 2 / 3